|
|
Sorun 1982 Anayasası Boğaziçi Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Ersin Kalaycıoğlu, Cumhurbaşkanı - Hükümet bunalımını, başkanlık ve yarı - başkanlık rejimlerinde alabileceği biçim açısından yorumluyor.
ERSİN KALAYCIOĞLU
Medya iki haftadır 57. Hükümet'in çıkarmayı amaçladığı Kanun Hükmünde Kararname'nin (KHK) Sayın Cumhurbaşkanı tarafından imzalanmaması keyfiyetini tartışıyor. Bu tartışmalar bağlamında ilkbaharda ortaya konan bir senaryo dillendirilmeye başlandı. Buna göre, yapılması gereken Sayın Cumhurbaşkanı Ahmet N. Sezer'i istifaya zorlayıp, siyasetin içinden gelen bir başka adayı Cumhurbaşkanı seçmek.
Bu öneriyle birlikte yine başkanlık, hatta yarı - başkanlık rejimi önerileri sergilenmeye başlandı. Bu önerilerin rejime ilişkin sorunlarını vurgulamak gereğini düşünmeden edemiyor insan.
Ünlü antik Yunan düşünürlerinden Tukidides'in önerdiği siyasal davranış yasası "Hangi makama ne yetki verilirse, o mevkiye gelenler tarafından sonuna kadar kullanılır" der. Şimdi, 1982 Anayasası ile Cumhurbaşkanı'na imza yetkisi veriyorsanız, bunun sonuna kadar kullanılacağını da varsaymak gerekir. Bunun anlamı imzanın otomatik olmaması, bazen atılıp, bazen atılmayacağıdır. Bu nedenle Cumhurbaşkanı'nın Anayasa'nın kendisine verdiği yetkiyi kullanıyor ve bunu kullanırken hükümet gibi düşünmüyor diye eleştirilmesi başlı başına bir garabet.
Cumhurbaşkanı'nın hükümetle her konuda aynı bakış açısına sahip olması bir zorunluluk değil. İngiltere'deki parlamenter demokraside devlet başkanı olan Kraliçe hukuken ve siyaseten sorumsuz, ama 1982 Anayasası'nda Cumhurbaşkanına verilen türden yetkileri de yok. Dolayısıyla, bizdeki garabet hem siyasi ve hukuki sorumluluğu olmayan bir Cumhurbaşkanlığı kurumu üretip, hem de ona bir çok yetki veren anayasadan kaynaklanıyor.
O zaman Cumhurbaşkanı ile Hükümet arasında bir çatışma olmasını istemiyorsak, İngiltere'deki parlamenter sistem gibi bir düzenleme yapmamız gerekmez mi? Ama hayır, bu konuda sorun çıkmasın diye garip bir öneri getiriliyor: Başkanlık veya yarı - başkanlık rejimlerine dayalı bir anayasa yapılması!
Sonuç olarak, gerek başkanlık, gerek yarı - başkanlık rejimi, bugünkü türden Cumhurbaşkanı - Hükümet uzlaşmazlıklarını, yasama - yürütme sürtüşmesi olarak sürekli, düzenli ve yaygın bir hale getirme eğilimindedir. Eğer "bu sürtüşme bize az gelir, bunu daha içinden çıkılmaz hale getirmek iyidir" diyorsak, hiç durmadan başkanlık veya yarı - başkanlık rejiminde çözüm arayalım.
Bu tür sürtüşmeler istemiyorsak, o zaman uyuşma ve uzlaşma arayan bir tutum ve diyalog kültürü geliştirmeliyiz. Bunun ise rejimle ilgisi yoktur.
Başkanlık çare değil
Başkanlık rejiminde başkan yürütmenin ve kabinenin başı olup ayrıca bir başbakan yoktur. O nedenle hükümetle başkan arasında bir sürtüşme doğamaz. Ancak, yürütme, yasama ve yargı ile eşit güç ve yetkilerde olduğundan, başkan ne meclise emredebilir, ne de doğrudan yasa teklif edebilir.
Bu durumda KHK diye bir yetki de meclis tarafından başkana veya yürütmeye verilemez, çünkü bu rejimin temel mantığı olan yasama - yürütme eşitliğini altüst eder. O zaman kullanılabilecek tek araç yasa çıkarmaktır. Başkanın da uygun görmediği yasaları veto etme hakkı vardır. Veto edilen yasalar mecliste yeniden görüşülüp yeterli çoğunlukla desteklenirse, o zaman veto aşılabilir.
Sonuçta, başkanlık sistemi bir yürütme - yasama savaşı veya kilitlenmesi üzerine inşa olunur. Bu çekişmede zaman zaman yasama ve yürütme uzlaştıkça yasa yapılabilir. Uzlaşma olmazsa yasa çıkmaz.
Yarı - başkanlık önerisinde ise hem cumhurbaşkanlığı seçilmiş başkanlığa dönüştürülmekte, hem de başbakanlık korunmaktadır. Başkana müthiş güçler veren bu düzenlemede hükümet, parlamento ve başkan üçlüsünün uyumu aranmaktadır. Bu uyumun başkanlık rejiminden daha kolay olacağını söylemek herhalde kolay değildir. Türkiye gibi parti sistemi çok parçalı ülkelerde meclisin bir çoğunluk üretmesi zordur. Bu çoğunluğun başkan olarak seçilecek kimsenin partisini her seçim sonrasında içereceğini beklemek daha da zordur.
O zaman parlamentonun desteğini arkasına alan hükümet, başkanlık kurumu ile didişme eğilimi içine kolaylıkla girmez mi? Üstelik, bu durumda başbakanlar bir sonraki seçimde başkanlık yarışına girmeyi de gönüllerinden geçireceğinden, acaba başkanları daha zor durumda bırakmayı yeğleyecek bir strateji izleyip, uzlaşmazlığı tırmandırmayı düşünmezler mi? En azından başkanlık ve hükümet farklı partilerin elindeyken bu iki kurumun uzlaşmaması nasıl engellenebilir?
|
|