22 Ağustos 2000 Salı 
 ANA SAYFA
 SİYASET
 HABER
 EKONOMİ
 DÜNYA
 SANAT
 EĞİTİM
 YAŞAM
 SPOR
 YAZARLAR
 ENTELLEKTÜEL B.
 OKUR TEMSİLCİSİ
 ÇİZERLER
 SAĞLIK
 MAGAZİN
 OTOMOBİL
 ASTROLOJİ
 İNTER EKRAN
 HAVA DURUMU
 VİTRİN
 TEKNOLOJİ
 İŞ YAŞAMI
 PAZAR SOHBETİ
 MİLLİYET 50. YIL
 E-POSTA
 ARŞİV
 KÜNYE
 TÜRKÇE KARAKTER
 REKLAM TARİFESİ
 YARDIM SAYFASI
Bir müzik grubunun "Rüya"sı

UĞUR ŞİLE


san03.jpg        Türkiye’nin en uzun soluklu müzik gruplarından biri olan “Ezginin Günlüğü", son albümleri “Rüya" ile geçtiğimiz günlerde dinleyicilerine yeniden merhaba dedi. Genellikle tanınmış şairlerin şiirlerini besteleyen grubun yeni albümü, biri dışındaki tüm parçaların söz ve müziklerinin grup elemanlarına ait oluşuyla dikkat çekiyor. Grubun en tecrübeli üyesi Nadir Göktürk ile Ezginin Günlüğü ve müzik piyasası üzerine söyleştik.
       Sizin grup olarak birleştiğiniz temel mantık nedir?
       Biz, agresif insanlar değiliz. İnsanları rakip gören, onları küçümseyen ‘en iyi biz olacağız, en çok biz satacağız’ gibi kaygılarla rekabet eden bir yapımız yok. Dolayısıyla biz, genelde hoşgörülü bir grubuz.
       “Popüler kültür hep var"
       Sizce gruplar neden uzun ömürlü olmuyor? Bir grubun müzik yapabilmesi için ne gibi koşullar gerekli?
       Uzun ömürlü gruplar var tabii, ama kadroları değişebiliyor. Mesela Moğollar 60’lardan beri var, kadroları koşullara bağlı olarak değişebiliyor. Biriyle evlenip boşanabiliyorsunuz, bunun gibi düşünmek lazım. Bir grubun beraber müzik yapabilmesi için; gruptaki insanların kişiliklerinin uyuşabilmesi ve iş dışında dostluk kurabileceğiniz kişiler olması gerekiyor. Bunun dışında hangi temel üzerinde müzik yaptığınız da çok önemli.
       Popüler kültürün sanatı ne yönde etkilediğini düşünüyorsunuz?
       Popüler kültür her zaman ve her koşulda var olmuş, insanları çabuk tüketime ve kolay değiştirmeye yönlendirmiş bir kültür. Bizim yaptığımız müzik de bu kültür içinde. Ancak pop müzik tamamen ticari ve yüzde yüz piyasanın belirlediği bir müzik. Albüm yapacaksanız repertuvarınızdan, şarkı sözlerini kimin yazacağına, kılık kıyafetinize kadar her şey piyasa tarafından belirleniyor. Biz bu piyasanın dışındayız çünkü kendi repertuvarımızı kendimiz yapıp kendi elbisemizi kendimiz seçiyoruz. Fakat bir yanıyla da bu piyasanın içindeyiz çünkü kasetimize basılan kapak, dağıtım organları, konser organizasyonları gibi birçok şeyimizi onlar ayarlıyor. Bu olay geçmişte rastgeleydi. Özellikle 90’lardan sonra özel televizyonların yaygınlaşması, pazarlama yöntemlerinin öğrenilmesinden sonra çok organize bir şekilde geliştiler. Yani şimdi malı önceden tasarlıyorlar ve öyle piyasaya sürüyorlar. Geçmişte mal geliyordu, onu piyasaya sürüyorlardı.
       “Müzik her yerde üretilir"
       Müzik çevrelerinde ‘barların müzik yapmak için uygun mekânlar olmadığına’ dair eleştiriler var. Barlarda müzik yapan bir grup olarak siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?
       Şimdi şöyle bir örnek vereyim; caz müziğinin çıkış noktası pavyonlar, barlar, genelevlerdir. Bugün dünyada caz bir sanat olarak ayrı bir yerde değerlendiriliyor. Elbette bugün bir sürü bar çeşidi var, bunlar sosyal ve kültürel kategorilere göre ayrılan insanların bir araya geldiği yerler. Oralarda ‘müzik üretilmez’ diye bir şey yok. Göbek atmak için bizi izlemeye gelmiyor ki insanlar.


© 2000 Milliyet