TOKAT GİBİ SÖYLEV
1930'lu yıllardan beri, yüzlerce ulusal bayramda ve şölende söylevler dinledim. Hepsi, aynı söylevdi sanki. Bugün de öyle. Üç çeyrek asır önce birisi, insanları coşturacağını sandığı bir söylev yazıp haykıra haykıra okumuş. O gün bu gün, asker sivil, çocuk yetişkin, kadın erkek herkes, her ulusal bayramda o nutku çekiyor gibi.
30 Ağustos'ta TV'lerdeki söylevleri izledim de 60-65 yıl öncesine gitti anılarım. Rahmetli Babamın söylevlerini dinlerdim. Gölcük'te karada ya da Yavuz'un güvertesinde. Dinlediğim ilk nutkunu, o vakit Denizaltı Filosu Kurmay Başkanı olan rahmetli Fahri Korutürk yazmıştı. Babamın sesi, zaten benzeri az görülmüş denecek kadar gürdü. Hem de, herkes işitsin diye, vargücüyle bağrıyordu. Nasıl bağırmasın ki, mikrofon ve hoparlör yoktu. Üstelik, yaman bir rüzgara karşı konuşmak zorundaydı.
Şimdilerde, güçlü mikrofonlar var. Yaprak kıpırdamasa bile, yine bangır bangır bağırıyor herkes. Gırtlak yırtarcasına haykırmak, bir "hamasi üsl–p" oldu da o yüzden. Dinlediğim söylevlerin çoğu, tokat gibi patlıyor suratta. Okunan şiirler bile...
Sözler ille de "abartı", sesler ille de "bağırtı" olacak. Yoksa, yeterince vatansever değilsiniz sanıyorlar galiba. Coşku, heyecan, inanç, yurtseverlik, ancak haykırarak kanıtlanır ve yanıtlanır diye düşünüyorlar.
Dinleyenlerin yüzlerine bakıyorum. Gerçekten dinliyorlar mı, o da belli değil. Ama, pek az yüzde, bir heyecan belirtisi ya da zevk ışıltısı görüyorum. Bu basmakalıp söylevleri, herkes kanıksamış.
Acaba büyüklerimiz, gençlerimiz, çocuklarımız, törenlerde başka türlü konuşamazlar mı? Abartısız sözler, heyecan veremez mi bize? Yeni bir içerik, değişik bir üsl–p yadırganır mı acaba?
60 yıldır niçin her ulusal törendeki her konuşmacı, Fahri Korutürk'ün yazdığı, Babamın okuduğu söylevi dinletiyor bana?
BELKIS'TAN VEDA
Milliyet'in ve TV'lerin berrak, aydınlatıcı, uyarıcı ekonomi yorumcusu Zülfikar Doğan, "foto-şiir" türün nefis örneklerini veriyor. Bir dizi kartla "Zeugma" kentindeki uygarlık trajedisini yaşatıyor bizlere. Belkıs'tan veda şiirleri ve resimleri bunlar. Zeugma'dan çarpıcı güzellikte bir mozaik göstererek Zülfikar Doğan, çingene kızı konuşturuyor: "Gözlerimde hüzün, korku, neşe ve bilinmezlik. / Her şeyi görebilirsiniz gözlerimde. / Binlerce yıllık kentim Zeugma hariç. / O, binlerce yıl yaşadı. Binlerce yıl sonra çıktı / Yeryüzüne, / Ama sadece saatler sürdü sular altında kalması." Bir başka kartın başlığı "Boğuluyoruz Birlikte". Uygarlığı ve sanatı ve tarihi ve güzelliği, kurban ederek teknolojiye.. evet, hep birlikte boğuyoruz, boğluyoruz.
|