|
|
6/7 Eylül Gecesi Beyoğlu'nda
Yıllardan 1955.. Eylül'ün 6'sı.. Günlerden salı.. Yeni Sabah gazetesinde muhabirim. İzin günüm olduğundan evde bol bol uyuyarak dinlenmiş ve gece eğlencesi için planlarımızı öğrenmek üzere Beyoğlu'na çıkmıştım. Yaşamımızın en az paralı - Ne zaman çok paralı oldu ki! - dönemlerinden biriydi. Geceleri her arkadaş cebindeki bir iki lirayı ortaya atıyor, bir iki şişe rakıya kuru fasulyeyi meze yapıp ucuzundan kafayı buluyorduk. Sonra da birlikte, tanıdık gece kulüplerinin turuna çıkıyorduk.
Kulüp sahipleri de konsomasyona kaptıracak paramız olmadığını bilirlerdi. Buna rağmen hoşgörüyle karşılamaları çok neşeli ve çevreye neşe dağıtan bir grup olmamızdandı. Hepimizin Galatasaray Kulübü ile ilişkisi vardı. Daha 1940'ların sonundan beri Baba Gündüz'ün reisliği altında buralara gider, eğlence yerinin prestijini arttırdığımız gerekçesiyle itibar görürdük. Baba'nın zaman zaman ortalığı darmadağın ettiği olurdu ama bahşişi bol olduğundan ses çıkarmazlardı.
Kulüple bağımız kesildikten sonra birkaç arkadaş yeni bir grup oluşturmuştuk. Liderimiz Kƒmran Cemal'di. İttihatçıların ünlü Cemal Paşası'nın kızı. Elli yaşlarında, güzel olmayan ama canlılığı ve kıvrak zekasıyla insanları fetheden, peşine takan bir yapısı vardı. İttihatçıların servetler yapıp yurt dışına kaçtıkları söylenir, oysa Kƒmran hayatını bir saatçi / mücevherci dükkanında çalışarak kazanıyordu. Daha önce dikiş işleri de yapmıştı. Grubumuz, ben, bizim birader Doğan, Kƒmran'ın oğlu Mehmet, ünlü fotoğrafçı Ara Güler, Beyoğlu'nun sonradan en tanınmış iş adamlarından biri olan ve Galatasaray Kulübü'nde de yöneticilik yapan Arslan Barutçuoğlu'ndan oluşuyordu. Bunlara zaman zaman bankacı ve yine kulüp yöneticilerinden Kemal Onar, Avanta Doğan gibi arkadaşlar katılırdı.
Saat 3 - 4 sıralarında akşamki programı öğrenmek için İstiklal Caddesi'nde Kƒmran'ın dükkanına doğru yürürken her taraftan müthiş bir kalabalığın bağırarak, dükkan ve insanlara saldırarak ilerlediğini gördüm. Bir kısmı arka sokaktaki Yunanistan Konsolosluğu'na doğru ilerliyordu. Kıbrıs ve Atatürk'ün Evi sloganları işitiliyordu. Ortalıkta hiçbir güvenlik görevlisi yoktu gibi geldi bana. Hemen bir telefon bulup gazeteyi haberdar ettim ve onlardan, Selanik'teki Atatürk'ün evine bomba atılmasını protesto mitingi olduğu bilgisini aldım. Beyoğlu'nda kalıp haber ulaştırmamı istediler. Ben de Kƒmran'ın dükkanının önünü üs yapmayı kararlaştırdım.
Olayların gelişmesi gazeteyle bağlantı kurmayı olanaksız hale getirmişti. İşi soyguna dönüştürmüş olan kitlelerden Kƒmran'ın ekmek parasını kurtarmak için nerdeyse sabahın ilk ışıklarına kadar Mehmet, Ara, Arslan, Doğan, ben "Vallahi burası Türk dükkanı" diye geleni öptük, gideni kucakladık. Gece yarısına doğru Ara'nın aklına babasının dükkanı geldi. Fırladı gitti. Sonradan öğrendik ki onu da yerle bir etmişler.
Sabaha karşı güvenlik güçleri duruma hakim olunca, kat kat kumaşlar, iç çamaşırları, kürkler, halılarla kaplı bir yolda ilerleyerek evlerimize döndük. Yırtılmış, çamurlara bulanmışlardı. Bitkindik... Sadece fiziki açıdan değil, aldığımız büyük yaradan. Cihangir'deki daireme girince Rum olan komşularımızın bize sığınmış olduklarını gördüm. Şaşılacak şekilde, yan yana olan kapılarımızdan onlarınkinde isle yapılmış bir çarpı işareti vardı, bizimkinde yoktu.
Ertesi gün sıkıyönetim ilan edildi ve komutan 'Adli Amir' ünvanıyla bildiriler yayınlamaya başladı. Bundan esinlenerek, dükkanı kurtarma operasyonumuzda sonuna kadar başımızda duran Kƒmran'a, ondan sonra Adli Amir ismini taktık... Allah rahmet eylesin, toprağı bol olsun.
İktidar suçu muhalefete, solculara yükleyerek işin içinden sıyrılmaya çalıştı. Oysa olayları kendi makamlarımızın hazırladığı, Ata'nın evine bombayı bir resmi görevlimizin koyduğu kesinlik kazandı. Olan Türkiye'nin saygınlığına oldu.
|
|