3 Eylül 2000 Pazar 
 ANA SAYFA
 SİYASET
 HABER
 EKONOMİ
 DÜNYA
 SANAT
 EĞİTİM
 YAŞAM
 SPOR
 YAZARLAR
 ENTELLEKTÜEL B.
 OKUR TEMSİLCİSİ
 ÇİZERLER
 SAĞLIK
 MAGAZİN
 OTOMOBİL
 ASTROLOJİ
 İNTER EKRAN
 HAVA DURUMU
 VİTRİN
 TEKNOLOJİ
 İŞ YAŞAMI
 PAZAR SOHBETİ
 MİLLİYET 50. YIL
 E-POSTA
 ARŞİV
 KÜNYE
 TÜRKÇE KARAKTER
 REKLAM TARİFESİ
 YARDIM SAYFASI
"Yüzlerce kez yıkanmış külotlarınla"

zsonmez.jpg        Çokeşliliğe son verecek bir cümle geçtiğimiz hafta vizyona giren High Fidelity -Sensiz Olmaz- filminin erkek kahramanı John Cusack'tan geldi. Böylece yüzyıllardır tartışılan konu, biraz olsun aydınlandı. Biraz John'u tanıyalım önce. Sonra da cümlenin doğruluğunu tartışalım!
       John, yani filmindeki ismiyle Rob Gordon, müzik hastası, müzik dükkanı sahibi bir birey. Amerikalı, Chicago'lu, dolayısıyla zaten birey. Ve aynı zamanda bir kaybeden -loser. Parası yok, kariyeri zaten yok. Ve kaybettiği alan sadece iş hayatı değil, kadınlarla ilişkilerinde de sürekli kaybediyor. Bu durumdan rahatsız annesi bile Rob'a telefonda şöyle bağırıyor ve biz izleyicilere Woody Allen'ın tüm filmlerindeki annelerini anımsatıyor:
       "Rob, Laura seni terk mi etti? Olamaz. Ama oluyor. Hep böyle oluyor. Bir kız evine taşınıyor. Ya da sen, bir kızın evine taşınıyorsun. Sonra o kız seni terk ediyor. Hep böyle..."
       Ve Rob'un annesi bu sözlerden sonra ağlamaya başlıyor. Çünkü oğlu ne bir baltaya, ne de bir kadına sap olabiliyor.

       O benden daha mı iyi?
       Neyse Rob'u bir sürü kız gibi en son sevgilisi Laura da terk ediyor. Laura'nın bu ayrılığa güzel nedenleri var. Rob'a, onu tanıdığından beri çok değiştiğini, zaten insanların da değiştiğini ama Rob'un hiç değişmediğini, çünkü buna izin vermediğini söylüyor. Ve ileri de gidiyor. Başka bir erkekle beraber olmaya başlıyor.
       Rob çok üzülüyor. Başlıyor kendini sorgulamaya. Gerçekten kendini sorgulamaya geçmeden önce ise bir erkek olarak Laura'nın yeni beraber olduğu erkek arkadaşının yatakta ondan daha iyi olup olmadığı sorununu kafaya takıyor. Gece uykuları "yanımda Laura artık yatmıyor" diye değil, "acaba o benden daha mı iyi" diye kaçıyor. Tüm bu sorgulama faslında Rob, sürekli filmi unutup kameraya Ece Erken gibi bakıp biz izleyicilerle konuşuyor. Biz izleyiciler, o dakikada en baba analitik terapistleriz. Sorgusuz, sualsiz, yorumsuz, onu izliyoruz ve onun açıldıkça rahatlamasını ve Laura'yı neden sevdiğini beş madde halinde bize ilan etmesini, sonra Laura'yla barışmasını tekrar birlikte oturmaya başlamalarını ve ardından Laura'ya evlenme teklif edecek kadar ileri gittiğini görüyoruz.

       Mükemmel iç çamaşırları
       Rob, o kadar ilişki tecrübesinden, başka erkekler yüzünden kız arkadaşları tarafından terk edilmesine rağmen Laura'yla tekrar barışıp da yaşamaya başladığında, dükkanına ansızın çıkıp gelen bir müzik yazarından hoşlanmaya başlıyor. Ve ona bir kaset yapmaya karar veriyor. Değişik şarkılardan oluşan hoş bir kaset. Ve o kaseti bir yandan doldurup bir yandan bu genç müzik yazarı kızla telefonda cilveleşirken Laura'yla beraber yaşamaya devam ediyor.
       Filmin sonuna doğru kahramanımız Rob'u, elinde birası biraz gergin, bir barda Laura'yla görüyoruz. Bunun bir ayrılık konuşması olduğunu düşünüp yanılıyoruz. Çünkü karşımızdaki sinema tarihinin en içten evlenme teklif sahnesi. Rob Gordon, poligamiye son verecek şu sözleri söylüyor Laura'ya. Şöyle diyor:
       "Bir kadınla sohbet ederken ne kadar çok ortak noktamız olduğunu fark ediyorum. Fark ettikten sonra da onun çok güzel iç çamaşırları olduğunu düşünüyorum. Mükemmel iç çamaşırları. Ama sonra şöyle diyorum, aslında senin de çok güzel çamaşırlarının yanı sıra yüzlerce kez yıkanmış pamuklu külotların var. Yani aslında benimki fantezi. Yani aslında onların pamuklu külotları var ama ben bunu düşünmüyorum o sırada. Yani benim sevdiğim sensin. O hoşlandığım kızla ileriye gidemeyecek kadar da yorgunum artık. Seni seviyorum. Hem de yüzlerce kez yıkanmış pamuklu külotların ve birbirinden güzel iç çamaşırlarınla. Benimle evlenir misin?"
       Nasıl? Yani evet çokeşli ve kendinin farkında ama eyleme geçmemek ve aslında sevdiği, karısı olmasını istediği sevgilisini aldatmamak için iyi bir kendini durdurma taktiği değil mi bu? Ne dersiniz?
       Erkekler soru bir: "Bizi çok sevmenize rağmen aldatmamak için hiç kafa patlattınız mı?" Kızlar size soru yok. Aklınızda olsun. Bir, dünyanın en önemli feminist eylemi Venedik'teki San Marco Meydanı'nda külot yakmaktan ibaretti. İki, İngilizler iç çamaşırı giymeye Viktorya Dönemi'nde başladılar. Üç, Japonca köpek akita demek.

© 2000 Milliyet