Tahakküm... Tahammül... Tahayyül
"Tahakküm" bu ülkenin sihirli kelimesi olmalı.
Hayatımızın her anı, kendi üstümüzdeki tahakküm girişimlerinin sultasında ve elbette, fırsat, imkan ve gücümüz varsa, yettiğine tahakküm denemelerimizle geçiyor.
Açık baskı ve şiddetin ötesinde dahi; konuşma tarzımız, ikna yöntemlerimiz, tartışma adabımız, dinlemeye tahammülsüzlüğümüz, anlamaktan çok anlatmakta inadımız... ibadet, eğitim, sohbet, siyaset, aşk... artık her türlü, eşit görünümlü yahut kafadan hiyerarşili ilişki biçimi, kafaya vura vura "tahakküm" ile, en iyisinden de "tahakküm" el enseleriyle sürüp gidiyor.
Sistemli ve istikrarlısı da var...
Konjonktürel olanı da.
Kiminde yerinizi ve haddinizi biliyorsunuz; daha doğrusu bildiriliyor.
Kiminde de, tahakküm doğrudan, yerini ve haddini bilmemenin eseri.
. . .
Şimdi, mesela Başbakan'ı dikkate alın.
Efendi, sakin, nazik birisi.
Eşi ile ilişkileri müthiş eşitlikçi.
Karşılıklı sohbet etseniz, sizinle de öyle.
Fakat, partisi üstünde, farklı bir ses ve nefese "olanak" vermeyecek ölçüde mütehhakkim.
Bakıyorsunuz, çaktırmadan yargıya da tahakküm denemeleri yapabiliyor.
Fakat aynı yargı, diyelim Genelkurmay'dan "payını" alınca, yargı bağımsızlığını hatırlıyor ve...
Daha da ötesi, "kendi payı"na düşen bir tahakküm gösterisi karşısındaki boynu eğik tutumuyla, birden mağdurlaşıyor.
Bir önceki Cumhurbaşkanı'nın kendi yetki ve sorumluluk alanına tahakküm ve tecavüzleri karşısında boynu kıldan ince bir "güvercin" iken, yeni Cumhurbaşkanı'nın karşısında, ona tahakküm arzusundaki bir "şahin" olabiliyor.
Üstelik, eski Cumhurbaşkanı, oturduğu sokaktan, Başbakan'a bağlı iki bakana açıkça müdahale ederken, yani tahakküm ederken, yine sessiz.
. . .
Bu manzaralar karşısında feleğimiz şaşıyor.
Ne zaman, kimin hakkını savunacağız?
Yargıyı Başbakan'a karşı, Başbakan'ı asker müdahalesine karşı, milletvekilini liderine, bürokratı bakana, bakanı mafyaya karşı filan...
Hiç kimse, yerli yerinde değil ki!
Yerli yerinde olduğunda dahi, hiyerarşideki pozisyonu, görev ve sorumluluğu ile sınırlı değil ki!
Herkes kendi pozisyonunu "gole" çevirmeye çalışıyor.
Sürekli; haklılık, hukuk, yetki, sorumluluk ve mağduriyet gibi hassasiyetlerin mevkiinde yer alıp savunmadaysanız, sadece golü değil, ayvayı da yediniz.
Vızır vızır delip geçiyorlar!
. . .
"Kalen açık, arkanı dön ve çık" diyemeyeceğimize...
Burada doğduk, burada büyüdük, burada doğurduk, burada düşündük, burada düştük, burada kalktık, burada doyduk, burada aç kaldık, burada konuştuk, burada sustuk ve susturulduk, burada sevdik, sevildik, nefret ettik, nefret edildik...
Aklımız, ruhumuz, yüreğimiz burada, geçmişimiz, geleceğimiz burada diyeceğimize göre...
Ezmeyeceksin, ezilmeyeceksin, ezdirmeyeceksin.
Artık konu, gündem, aktör ve mütehakkim ve mütecaviz her kimse!
Tahakküme tahammülün tahayyül edilemeyen bir sınırı olmalı.
Yazara E-Posta: umur.talu@milliyet.com.tr
|