|
|
"Aşk korkusu"
Dünya Barış Günü olan 3 Eylül'de Taksim'de bir basın açıklamasına katılmak üzere Küçükçekmece'de buluşan Özgürlük ve Dayanışma Partisi (ÖDP) üyelerinin arabalarla konvoy halinde gitmelerine polis izin vermedi. Topluluğu sille tokat dağıttı, içlerinden kimilerini gözaltına aldı, arabalarına "trafik cezası" yazıldı.
Öteki partilerin liderlerini karşılamaya giden konvoylara ise polis dokunmuyor.
Demokrasi dediğin de devrimle gelmez ya, yavaş yavaş işte böyle evrimle gelecek!
Greve çıkmanın önünde bin bir türlü "yasal" engel var. İstanbul'un temizlik işçileri o engelleri sabırla aşıp sonunda greve çıkabildiler. Ama hükümet genel sağlığı tehdit ettiği gerekçesiyle grevi iki ay süreyle durdurdu. Bundan sonra da o grevin gerçekleşmesi yolları zaten tıkalı. Geçmiş ola!
Bırakın "medya"yı Türk - İş, DİSK ve hatta HAK - İş başta olmak üzere kimseden tık yok.
Demokrasi dediğin de devrimle gelmez ya, işte böyle tıkır mıkır evrimle gelecek!
Demokrasiyi memokrasiyi bir yana bırakın da söyleyin bakalım, aşk evrimle mi gelir devrimle mi?
Demokrasiye, temel hak ve özgürlüklere ilişkin yazılar ummanında, duygusal içerikli yazılara ilginin giderek artmakta olduğunun ayırdında mısınız?
Bu bahçedeki güzel yazılardan sonuncusunu ÖDP'lilerin polis tarafından dövüldüğü 3 Eylül Dünya Barış Günü'nde Posta'da Güler Kazmacı yazdı. Kazmacı'nın "Aşk Korkağı" başlıklı yazısı bize aşkın devrimle mi evrimle mi geldiğini düşündürttü.
Aşkın geldiğinin belirtilerini bir bir sıralayan Kazmacı, "Evet, kuşku yok, aşıksın" deyip ekliyor: "Ve birden aşk korkuya dönüşüyor..."
Bu korkunun nedenlerini de özetliyor Güler Kazmacı:
"Kendi tarihinde yer alan bütün sancılar aklına üşüşüyor... Acımasızca terk edilmek, haince aldatılmak, kıskıvrak bağlanıp acı çekmek, sinsi bir kıskançlıkla kavrulmak gibi, daha önce yaşadığın sayısız korku gelip benliğine yerleşiyor."
Kazmacı'nın bu tespitlerine biz de haddimiz olmayarak bazı düşünce kırıntıları eklemek isteriz.
Evet, kişinin "kendi tarihindeki sancılar" son aşkı sevdaya dönüştüğünde o gizemli korkuyu da niçin beraberinde getiriyor?
"İlk aşk"ta korku yoktu, çünkü öncesi yoktu.
İlk aşkın şöyle ya da böyle bitişi bir iz bırakır, kabul etsen de etmesen de. Ya bir başkasına tercih edilmişsindir ya da düşlediğin dünyaya alınmayarak oyalanmışsındır; onurun veya güven duygun zedelenmiştir.
Unutmak ve hayatını renklendirmek için başka aşklara yönelmişsindir. Her "aşk"ta yaşadığın değişik ya da birbirinin benzeri duygular sonuçta bir birikim oluşturur, farkına varsan da varmasan da.
Yeni bir aşka tutulduğunda, o aşk yüreğine yerleşmeye başlayıp sevdaya yücelme istidadı gösterdiğinde, "Ve birden aşk korkuya dönüşüyor..."
"Aşk korkusu" öncekilerin verdiği duygular (ki bunların içinde acılar da olabilir) birikiminden mi kaynaklanıyor, yoksa eskiye özlemin bir biçimde filizlenişi mi?"
Kısacası, sonuncu aşktan sakınmak, gelmekte olana karşı gerçekten bir korku mu, yoksa eskiye dönme özlemi mi?
Daha da kısası: Korku mu, özlem mi?
Bir başka yazının konusu olabilir.
Bir şiir
Kıyı dergisinin ağustos sayısından Ayhan Can'ın çevirisiyle Werner Staubach'ın "aşk" şiirini aktarıyoruz. Aşkın tanımlarından biri gibi.
"kimi zaman / sen bana uzaksan / ben de kendime / o denli / uzağım // kimi zaman / sen bana yakınsan / ben de kendime / o denli / yakınım // eğer sürekli seni duyuyorsam / kendimi o denli algılıyorum"
Yazara E-Posta: ngureli@milliyet.com.tr
|
|