|
|
Oy oy paranoya!
Haberi okumuş ya da izlemişsinizdir.
Belçika'da bir festivale gidecek Türk grubuna vize verilmemişti. İddialardan kaynaklanan iddialara göre, vize vermeme gerekçesi, bu kişilerin Fehriye Erdal'ı kaçırmasından şüphelenilen ajanlar olmasından şüphelenilmesiydi.
(Not: Yukarıdaki cümlede "iddialar" ve "şüphelenilen"in, dili kanırtacak biçimde ikişer kez geçtiğinin farkındayım. Ama böylesi olaylara "yakışır" diye düşündüm!)
Gerçi Belçika makamları dün bu gerekçeyi reddetti ama, olayın o "mişli" ilk yansıyışına Hürriyet'in attığı başlık çok yerindeydi:
"Böyle paranoya görülmedi."
İzninizle, Hürriyet'in "Fehriye" fotoğrafı altına yerleştirdiği "Paranoya nedir?" izahına da sadık kalayım:
"Temelinde kuşkulanma ve kuşku hezeyanları olan bir grup ruhsal bozukluk. Olmayacak şeylerden anlam çıkarmak, yersiz korkulara kapılmak gibi delilik belirtilerinin adı olan paranoya, abartılı gurur, kuşku, güvensizlik ve bencillikle ortaya çıkar."
. . .
Üniversitede, Berkeley'den Richard Lazarus'un "The Riddle of Man" isimli "Psikolojiye Giriş" kitabını okumuştuk.
Tanım aşağı yukarı üstteki gibiydi.
Ek olarak şunu söylerdi: "Yanılsama ne kadar sistematik ve tutarlı ise, hasta o kadar paranoiddir; ne kadar karışık ve tutarsız ise, o denli şizofreniktir."
Burada altı çizilmesi gereken bir özellik şu:
Abartılı gurur ile abartılı kuşku ve korku.
Bazen biri, bazen diğeri baskın... Bazen de ikisi birden.
Özetle, kendini ne kadar abartırsan, o kadar korkarsın!
. . .
O kitabın önemli bir bölümünün de, ırkçı, dinci, milliyetçi, etnik önyargılara, "stereotype"lara, korkulara, gururlara, saldırganlıklara ayrılmış olduğunu söylemeliyim.
En azından, Nazi Almanyasının "toplumsal" korku ve gururunun müthiş sentezini biliriz.
. . .
Sahi, "paranoya" ile yukarıdaki son cümledeki başlıklar arasında ne bağlantı var ki!
Sizi rahatsız etmiş olmayayım ama, dilerseniz, kendi hayatınızdaki (muhtemel) abartılı böbürlenmeler ile abartılı kuşku ve korkulara da şöyle bir göz süzebilirsiniz.
İsterseniz, yani istemezseniz onu yapmayın.
Eğitim - öğrenim tarihiniz boyunca aldıklarınızı ve muhtemelen ruhunuzdan, bilincinizden "vermiş olduklarınızı" tartabilirsiniz.
Tamam! Onu da yapmayın.
Kendinizi bırakın, topyekün "bizim" halimize bir bakın.
Bu ülkede siyasetin...
Bu ülkede devletin...
Bu ülkede adaletin...
Bu ülkede ihanetin...
Bu ülkede cinayetin...
Ve (bence) sefaletin de...
Hangi "paranoyak"ça korkularla, kuşkularla sarılıp sarmalanarak, bir toplumsal ruh hali ve aidiyet biçimi olarak, içimizi, canımızı acıttığını, yaralarımızı kanattığını, bir kısmı artık "dünde kalan" geleceğimizi kararttığını...
Bütün bu hassasiyetlerle dıştan ve içten kimlerin nasıl mıncık mıncık oynamış olduğunu filan düşünün.
(O kitapta o bahislere eşlik eden bir bölüm de "provokasyon"du!)
. . .
Biliyorum; bu elbet bize özgü değil.
Tam tersine, "medeni dünya"nın, özellikle Avrupa'nın ve Hıristiyanlığın tarihi de "toplumsal paranoya" ile "toplu cinnet"in, azdırılmış kuşku ve korku ile kızdırılmış gururun kanlı sayfalarıdır.
Fakat, tarih, tüm acılarıyla ve başka bir sürü çatışmanın yanı sıra, belki de "paranoya"nın teşhis ve tedavi mücadelesi ile yazılageldi.
. . .
Mesele, artık bu devirde, resmi ve sivil, toplu ve bireysel, her biçimde, "kafadan hasta" olup olmamaya devam edip etmeyeceğimizdir.
Belçikalılara acil şifa dilerim!
Biliriz, çok zordur, çok!
Yazara E-Posta: umur.talu@milliyet.com.tr
|
|