|
|
Ahmet İnam: Sınırlar kalkacak Bütün kainatı anlama, sonsuzluğu anlama coşkusuyla sonlu oluş arasındaki çatışma hep kalacak. Kainat hep büyük ve kendisi çok küçük olacak, insan bunu hep hissedecek.
Hayat nereye gidiyor... - Hüseyin Şentürk
ODTÜ Felsefe Bölümü öğretim üyelerinden Prof. Dr. Ahmet İnam’la bölümdeki odasında konuştuk. Her şey üst üsteydi. Duvardaki panosunda değişik dillerden eliyle yazdığı vecizeler dikkat çekiyordu. Hoca, özellikle umudu beslemek gerektiğinin altını çizdi.
Hayat nereye gidiyor?
İnsan, kendi potansiyellerini keşfetmekten çok, teknoloji yoğun bir kültür içinde yaşıyor, kontrol etmeye çalışıyor. Son derece gelişmiş vaziyette. Bunun görünüşteki ürünleri, teknoloji ve bilim. Bilim artık 19. yüzyılın bilimi değil. Biz şimdi uygulamalı şeyleri bilim sanmaya başladık. Anlayan, kendini, potansiyellerimizi keşfedecek akıl gitti, durumu koruyacak akıl çıktı. Güç elde edecek akıl, egemen olarak... Onun için bugün bilim ve teknoloji büyük ölçüde büyük şirketlerin ve siyasi açıdan güçlü devletlerin elinde ve onların yönettiği şekilde gidiyor. Güç elde etme, kesin bir yönlendirme var. Yani hayatı yaşamıyoruz, bu hayatta sürükleniyoruz.
Gelecek daha iyi
Ufukta bir esaret dünyası mı var?
Bu azgınlığın süreceğine dair işaretler var. Teknolojiye son derece kilitlenmiş bir ekonomik yapı bunun gideceğini gösteriyor. Ben böyle gidemeyeceğini düşünüyorum. Çünkü denetleyici akıla karşı da hâlâ dünyanın çok yerinde yerellikler var. Biz hâlâ Anadolu’da türkü söyleyebiliyoruz. Ben bu coğrafyada yetişmiş, farklı bir insanım. Dolayısıyla ben farklılığımı evrensellik içinde koruduğum sürece, yani hem Avrupa’nın bir parçası olacağım, hem diğer insanlarla birlikte olacağım ama kendimi kaybetmeden olacağım. Uzay gemisine bineceğim ama Karacoğlan’ı söyleyebileceğim. Türkü hiçbir zaman kaybolmadan teknolojiyle bütünleşecek. Teknoloji gelince her şeyin ortadan kalkacağı, çok soğuk, karanlık bir dünyaya gireceğimizi düşünmüyorum.
Öyleyse teklik yok, ayrı diller konuşulacak?
Hayır. Zaten öyle olursa, bence kıyamet kopmuş olur. Oradaki hayat hayat olmaz, o çok büyük bir çöküş olur.
Ne kadar zamandan söz ediyorsunuz?
Son tahlilde önümüzdeki 200, 300 yıl içinde diyebiliriz ki insan, kainatta güzel yaşamayı öğrenebilecek bir anlamıyla. Veya tehlikeleri daha yakından görecek, o taraflara girmeyecek. Yani gelecek şimdiden daha iyi bir durumda olacak. Mesela gücü ele geçirme filan, birtakım oyunlar haline gelecek. Yani gücü, iktidarı ele geçirmek isteyenler, oturacak bilgisayar başında sanal şeyleri ele geçirmeye çalışacak.
Zenginler evrilecek
Yükselen insanlıktan söz ediyorsunuz. İnsanlık ne zaman bu düzeye gelecek?
Bunun önümüzdeki yüzyılda sağlanacağını sanmıyorum. Ben bir 300 yıl diyorum. Çok büyük kızılca kıyamet kopacak dünyada. İnsanlar birbirlerine girecekler. Fakat sonuçta bazı ütopyalarda olduğu gibi yalnız hamamböcekleri kalacak dünyada demiyorum. Kavga döğüş olacak, fakat insanlar burunları sürtüle sürtüle birlikte yaşamayı öğrenecekler. Afrika kıtası değişecek. Yoksulluğun olduğu bölgeler, Asya’nın Hindistan, Çin, açlık çeken Moğolistan, Afganistan kısımları...
Açlar nasıl doyacak?
Zenginlerin evrileceğini düşünüyorum. Zenginler şunu anlayacaklar: Aynı gemide yaşıyoruz. Bunlar aç kaldığı sürece benim zenginliğimin tadını çıkarmam mümkün değil. Burası bana cehennem olacak. Dolayısıyla herkesin asgari ihtiyaçlarının karşılayabildiği bir dünyanın kurulma gereğini herkes hissedecek.
300 yılın sonunda, bireyin yükselmesi kaçınılmaz olacak. Ama bu arada teknolojiye sahip olanlarla insan arasında gerilim olacak.
Diller kalacak
Olacak. Yani gücü elinde tutanlarla kavga dövüş olacaktır. Gücü elinde tutanlar arasında güç değişimi de olabilir kavga sonunda. Bugün diyelim ki ABD gibi gözüküyor. Avrupa ile Amerika arasında bir çatışma çıkabilir. Avrupa içinde başka bir topluluk gücü ele geçirebilir. Veya Asya, Çin birbirine girebilir. Bir güç kavgası kesinlikle olacak. Ama bu güç kavgası, bu 300 yıllık girişim içinde en azından insanın hayrına bir şey olacak. Çok acı çekecekler, nasıl ortaçağda bir sürü insan yakıldı, öldürüldü, rönesans öyle çıktı. Bireyler olacak ve kesinlikle farklı bir dünyada olacağız.
Bu dünyada Türkiye olacak mı, Japonya olacak mı? Bildiklerimiz hep olacak mı?
Bunların kalacağına inanamıyorum. Çünkü bugünkü ulusallık yönelimi, korku ve endişeden, insanların birbirlerine güvenmemesinden kaynaklanıyor. Politik geçmişten gelen dengelerden kaynaklanıyor. Sınırların kalkacağını düşünüyorum. Sınırların kalkması yerelliklerin kalkması anlamına gelmiyor. Yani 300 sene sonra da, belki daha sonra da, kıyamet kopmazsa, Türkçe diye bir dil olacaktır ve Türkçe şiir ve türkü söylenecektir. Japonca da söylenecektir. Neden? Çünkü Türkçe’yle bizim Türk şairleri o kadar güzel şiirler, romanlar, felsefe kitapları yazacaklardır ki, Japon merak edecek ve onu okumaya çalışacak. Ve kendi diline çevirmeye çalışacak veya Türkçe öğrenecektir. Bizim de Japoncayı öğrenmek isteyişimiz gibi.. Çünkü Japonca öğrendiğiniz zaman dünyaya farklı bakarsınız. Yani her dilin bir bakış tarzı var. Japoncayı öldürürseniz, Japon gibi dünyayı algılama imkanını da yok etmiş olursunuz.
Ama teknoloji her şeyi o kadar birbirine dönüştürüyor ki, aynılaştırıyor!
Farklılıklar hep olacaktır, çeşitlilik hep olacaktır. Birörnek oluş, dediğiniz gibi insanın duyumlarını azaltmaya yol açabilir. Bir çeşit yemek yediğiniz zaman artık dilinizin tad alma şeyleri yok olmaya başlar. Bu büyük bir tehlike insan için; tadabileceği birçok şeyi tatmamış olur. Hatta ben tersini düşünüyorum.
Rengarenk bir dünya
Önümüzdeki yüzyıllarda çeşitlilik arttırılacak, sarı ırk, kırmızı ırk, siyah ırk, beyaz ırk diye ırkların dışında yeni yeni, genetik mühendisliğinin müdahalesiyle teknolojinin katkısıyla yeni insan tipleri çıkacak, yeni yaşam biçimleri.. merak edeceğiz. Allah Allah bunlar da nasıl konuşuyor, nasıl seviyorlar, nasıl dostluk kuruyorlar... Yani birörneklikten çok, çoğalmaya ve çeşitlenmeye giden bir şey olacak diye düşünüyorum. O yüzden korkmuyorum doğrusu. İnsan bir biçimde kendini bu kainatta var edecektir. Bu gezegende etmeyebilir bakın onu söyleyeyim. Uzaya kesinlikle sıçrayacaktır.
Asker polis olmayacak
Düzenlilikler gerekiyor ama; mekanizmayı kim kuracak, nasıl işletilecek?
Evet, yönetim nasıl kurulacak? Polis olmayacak. Polis insanın kendi içinde olacak. Bireylerin katkısıyla tartışılan, eksikliklerinin sürekli olarak giderildiği bir düzende askerle polislerin olmayacağını düşünüyorum. Hiçbir güç onları kollamayacak; bunu bozarsanız hepinizi döverim diye bir güç sayesinde olmayacak bu. Bilinç düzeyleri insanların o kadar yükselecek ki, artık polise veya askere gerek kalmayacak.
Peki çeşitlilik nerde kaldı? Bu bilinç düzeyi, herkes birbirine eşit olacak demek değil mi?
Eşitlik ekonomik açıdan olacak. Ve fırsatları kullanmak açısından olacak. Yani emek sarf eden, daha fazla yeteneği olanın daha fazla emek ve yetenekle yapabileceği şeyler olacak. O bakımdan bazıları daha iyi keman çalacak, bazıları çalamayacak. Orada eşitlik olmayacak. Ama keman çalmak isteyen, keman çalabilecek. Yani yeteneklerini geliştirmeye uygun ortamlar oluşacak. Yoksa her bakımdan eşitlik olmayacak. Sanat açısından bilim açısından eşitlik olmayacak. Bazıları matematik problemlerini diğerlerinden daha çabuk çözecekler. İlkel ihtiyaçları gidermek açısından eşitlik olacak. Ama yarattıkları iş açısından eşitlik olmayacak. Yoksa herkes farklı farklı şeyler yarattığı için farklı yaratmaya çalıştığı için.. resim yapanlar kendilerini ressam olarak kabul ettirmeye çalışacakları için farklı resim yapmak zorundalar. Herkes aynı resmi yaparsa o zaman ressam diye birisi çıkmaz. Ressamlar, tıpkı sanatta olduğu gibi farklılıklarıyla kendilerini gösterirler.
Bilgi beceri esas olacak
İnsan üretimin neresinde olacak?
Üretim artık altyapı problemleri çözüldüğü için birkaç yere gidecek. Biri mesela çok hızlı seyahat edecek; gezegenlerarası seyahati daha hızlı yapacak. Ama insanın gücü elde etme, kâr hırsıyla değil, keşfetme aşkıyla motive olarak. Ve yapılacak araştırmaların hepsi iki şey için yapılacak: Biri bilim, öğrenme; ve iki, güzel bir hayat. Yani estetik ve bilimsel kaygı için yapılacak.
Yani dünya ile ay arasındaki git geli sağlayan bir şirket olacak mı? Bu hattı sana değil şuna veriyorum diyen bir iktidar olmayacak mı? Nasıl olacak?
Hayır olmayacak. Şöyle bir şey olacak: Ayla dünya arasında gidiş gelişler varsa, bunu üstlenecek insanlar olacak. Daha doğrusu, bunu yapmaya gönüllü insanlar olacak. Kim bu işi iyi yapma imkanına sahipse, o bunu otomatikman alacak. Yani artık beceri ve bilginin çıkarların ötesine geçtiği bir dünya...
Peki ama bu herkesin peygamber olduğu, hırssız, kapışmasız, çekişmesiz, heyecansız bir dünya demek değil mi?
Hayır, değil. İnsanın iktidar güdüsü, tutkusu yoksa, bir şey de bulmaz, doğru.. keşfetmez. Ele geçirme, kontrol etme duygusu olmalı ki, arasın, bulsun, doğru.. Bunu, başkasına zarar vermeden diri tutmanın yolu, yarattığımız sanal gerçeklikle olacak. Yani kavgalar, sanal gerçeklik alanında olacak. Mesela, çok tutkulu, başkasına zarar veren birine, “seni sanal gerçeklik dünyasına hapsediyoruz, burada delir delireceksen veya güç elde et. Orada o tip gerçeklikler içine koyacağız ki bu kişiyi, orada yaptığı kavgaların sonucunda, anlayacak ki, terbiye etmediği tutkusuyla başkalarını rahatsız etmektedir. Ve bu yaratma ve ele geçirme tutkusunu, sanata dönüştürecek, bilime, keşfetme sevdasına..
Yani birinin kainatı ele geçirme tutkusu varsa, bu adamı uzay gemilerine koyacaksınız ve gezegenleri dolaştıracaksınız. Dolayısıyla bu heyecanını, arama bulma coşkusunu oradaki insanlarla birlikte kanalize etmiş olacağız.
Kitleler olmayacak
İktidarın simgesi ne olacak?
Gücün simgesi olarak bizim yaratıcılığımız, keşfettiğimiz, yarattığımız ürünler, ortaya koyduğumuz düşünce ve sanat ürünleri, yaşama becerimiz olacak. Gücün kaynağı değişecek. Güç, insanın kendini gerçekleştirme başarısında olacak.
Güç kitleler üzerinde kullanılan bir araç olmayacak yani...
Hayır. Onu engelleyecek öyle bir mekanizma kurulacak ki, Hitler gibi biri çıkmayacak.
O zaman kitleleri de zihnimizden sileceğiz...
Kitle olmayacak; bireyler olacak. Birliktelik düşüncesi olacak tabii. Ama öyle gözü kapalı “yürüyünnn, saldırın" diye sevkedeceğiniz sürü halinde bir şey olmayacak.
Partiler de yok!..
Bu haliyle olmayacak tabii. Politikanın bu şekilde olması, çok acıklı ve ayıp bir şey, utanılacak bir şey. Yani insanın böyle bir politik dünyaya mahkum olması, insanın hâlâ çok aciz olduğunu, insanın potansiyelini gerçekleştirememesinden kaynaklanıyor. İnsan böyle bir yönetime layık değil. Ama biz maalesef yüzlerce yıldan beri böyle yaşıyoruz.
Dönüşeceğiz
Yeni bir insan türü çıkıyor mu ortaya?
Ben öyle olduğunu düşünüyorum. Mevcut genetik yapısıyla çok şey yapabiliyor. Beynimizin çok az bir kısmını kulladığımızı unutmayalım. Beynimizin kullandığımız bölgeleri arttıkça, kapasitemizin kullandığımız kısımları arttıkça dönüşeceğiz. Yalnız bu dönüşmenin sancılı olabileceği korkusunu yaşıyorum. Çünkü bu dönüşüme maalesef hayatı tutmaya çalışan ve yüzyıllardan beri de insanın keşfedip yenilemesini engelleyen tutucu güçler engelleyecek.
Kim onlar?
Bu her çeşit muhafazakâr, yobaz insanlardır. Bunlar bilim adına yobazlık yapabilirler, din adına, bir ideoloji adına, herkes olabilir. Yani insanın, yenileyen, araştıran yanının yanında insanın tutan yanı var; değişmeyelim abi.. değişmek günahtır, ayıptır, değişmek rahatsız edicidir; bulmak araştırmak yasaktır, yetinelim... Yok halbuki kurcalayacağız, öbür gezegenlere de gideceğiz.
|
|