15 Eylül 2000 Cuma 
 ANA SAYFA
 SİYASET
 HABER
 EKONOMİ
 DÜNYA
 SANAT
 EĞİTİM
 YAŞAM
 SPOR
 YAZARLAR
 ENTELLEKTÜEL B.
 OKUR TEMSİLCİSİ
 ÇİZERLER
 SAĞLIK
 MAGAZİN
 OTOMOBİL
 ASTROLOJİ
 İNTER EKRAN
 HAVA DURUMU
 VİTRİN
 TEKNOLOJİ
 İŞ YAŞAMI
 PAZAR SOHBETİ
 MİLLİYET 50. YIL
 E-POSTA
 ARŞİV
 KÜNYE
 TÜRKÇE KARAKTER
 REKLAM TARİFESİ
 YARDIM SAYFASI
Nazire KALKAN Fotoğrafı: 8343 bayt
Deprem Fonu, siyasilerin iştahını kabartacak

       Konutları 20 milyar liraya kadar teminat altına alan zorunlu deprem sigortası bu ay içinde resmen devreye giriyor. Bu gelişmenin ciddi bir ekonomik boyutu var. Önümüzdeki 10 yılda 7 milyon konutun sigortalanacağı ve 15 - 20 milyar dolarlık bir fon oluşacağı tahmin ediliyor.
       Biriken para nereye gidecek?
       Teorikte Deprem Fonu'na.
       Ancak madalyonun bir de öbür yüzü var. Türkiye'de 5 - 6 yıl boyunca deprem olmayacağını varsayalım. Fonda milyar dolarlar birikecek ve hiçbir politikacı bu paralara elini sürmeyecek.
       İşte buna pek ihtimal verilmiyor.
       Ekonomi rayına girerse sorun çıkmayabilir. Aksi takdirde toplanan primler bir nev'i sürekli deprem vergisine dönüşecek demektir.
       Gelelim zorunlu deprem sigortasının nasıl işleyeceğine...
       Poliçeler bilgisayarda, internet üzerinden kesilecek. Mesela İstanbul'da şu aralar bir merkez kuruluyor. Poliçeleri satacak olan acenta ve bankalar sanal ortamda bu merkeze ulaşacak ve yine tamamen sanal ortamda kestiği poliçenin parasını merkeze yani devlete aktaracak. Bu açıdan oldukça modern bir sistem.
       Zorunlu deprem sigortası yaptırmak için belli bir süre sınırı konulmamış. Buna karşılık poliçesi olmayan gayrimenkulünü satamayacak. Sigorta şirketleri ise dileyen konut sahipleri için 20 milyar liranın üzerinde kalan kısmı sigortalamaya devam edecek.
       İşin ruhu gereği bundan böyle zorunlu sigortayı yaptırmayanlara depremde evlerinin hasar görmesi halinde devlet tarafından yardımda bulunulmaması gerekiyor. Zaten IMF'in isteği de bu doğrultuda. Doğal afetlerde devletin kasasından artık para çıkması istenmiyor.
       Bu arada geçtiğimiz yıl yaşanan iki büyük depremden sonra yabancı reasürans şirketlerinin Türkiye'deki deprem primlerini çok düşük bulduklarını biliyoruz. Duyduğumuza göre bu konuda ilk ciddi adım atılmış. Münichre adlı reasürans şirketi geçtiğimiz günlerde Hazine'ye bu konuda resmen başvurmuş ve primlerin yüzde 30 oranında artırılmasını talep etmiş.

Yolcu otobüsleri de LPG'ye dönüyor

       Devlet sübvansiyonuyla mazotun bile altında bir fiyata satılan LPG'nin önlenemez yükselişi sürüyor. Rağbet o denli fazla olmalı ki birkaç ay öncesine kadar 1100 mark dolayında olan dönüşüm ücreti 700 marka kadar indi.
       Akaryakıt sektörünün duayenlerinden eski TABGİS Başkanı Mustafa Cengiz'in verdiği bir haber doğrusu beni irkiltti: "Yolcu otobüsleri de artık LPG'ye geçiyor. Kocaeli'nde hızlı bir montaj faaliyeti var. Bu gidişle yakında kamyonlar da başlar. Böyle bedava olduktan sonra."
       Hazine'nin baskısıyla Bakanlar Kurulu'na sunulan son karar sadece ticari araçların LPG kullanımının sübvanse edilmesini öngörüyor. Yolcu otobüsleri de bu tanım içine girecekse, otobüs kazalarının niteliği de epey değişecek demektir.
       Bu arada Cengiz, IMF Türkiye Masası şefi Cottarelli'nin akaryakıt meselesine bakışını "Muhasebe memurundan farksız" sözleriyle eleştiriyor. Petrol fiyatlarındaki artışın Türkiye bütçesine 2.2 milyar dolar olarak yansıyacağının hesaplandığını belirten Cengiz, "Buna karşılık Enerji Bakanlığı'nın hesaplarına göre Türkiye'nin LPG'den kaybı 1.170 milyon dolara ulaştı. Sınır ticaretinden oluşan vergi kaybı 3.8 milyar dolar olarak hesaplandı. Cottarelli hala akaryakıttaki 600 trilyonluk (1 milyar dolar) gelir kaybına takılmış, zam yapın deyip duruyor. Onu görüyor da, bunun 4 - 5 katı üzerindeki kayıpları nasıl görmüyor?" diyor.
       Cengiz'e göre LPG ve sınır ticaretine yapılacak bir "ince ayar"la sözü edilen 1 milyar dolardan fazlası, en az 3 milyar dolar olarak Hazine'nin kasasına girer. Yeter ki Türkiye topu topu 30 milyon ton petrol tüketimini (ABD'nin 900 milyon ton) doğru düzgün yönetmeyi becerebilsin.

Gece bekçiniz şirketten

       Manavgat Şelalesi'nden düşen Alman turiste birkaç saat içinde uçak gönderen sigorta şirketi haberlerini eskiden beri gazetelerde okur, özeniriz değil mi? Yavaş yavaş benzer uygulamalar bizde de başlıyor galiba.
       Diyelim ki, yurtdışındasınız. Evinizde ağır hasar meydana geldiğini öğrendiniz. Ya da bir yakınızının hastaneye kaldırıldığını. Acil eve dönmeniz gerekiyor. İşte bu noktada sigorta şirketiniz devreye giriyor ve size derhal ekonomi sınıfı bir uçak bileti sağlıyor. Siz ne organizasyonla uğraşıyorsunuz ne de para ödüyorsunuz.
       Diyelim ki, evden çıkamayacak kadar ağır hastasınız. Sigorta şirketiniz size bir iyilik daha yapıyor ve faturalarınızı yatırıyor. Tabii ücretini sizin ödemeniz koşuluyla.
       Evinizde yangın çıktı ve geçici bir süre için başka yerde ikamet edeceksiniz. Sigortacınız 48 saat süreyle hırsızlığa karşı gece bekçisi temin ediyor vs.
       Yukarıdaki hizmetler Halk Sigorta'nın yuvam poliçesini yaptıranlara sunuluyor. Ancak poliçe fiyatına 4 milyon lira ek ödeme yapmak koşuluyla.
       Öğrendiğime göre Ak Sigorta ve Ray Sigorta gibi bazı şirketler de standart poliçelerin yanında eve çilingir, tesisatçı göndermek ve kırılan camların yerine yenisi taktırmak gibi hizmetler veriyorlarmış.


Yazara E-Posta: nkalkan@milliyet.com.tr

© 2000 Milliyet