16 Eylül 2000 Cumartesi 
 ANA SAYFA
 SİYASET
 HABER
 EKONOMİ
 DÜNYA
 SANAT
 EĞİTİM
 YAŞAM
 SPOR
 YAZARLAR
 ENTELLEKTÜEL B.
 OKUR TEMSİLCİSİ
 ÇİZERLER
 SAĞLIK
 MAGAZİN
 OTOMOBİL
 ASTROLOJİ
 İNTER EKRAN
 HAVA DURUMU
 VİTRİN
 TEKNOLOJİ
 İŞ YAŞAMI
 PAZAR SOHBETİ
 MİLLİYET 50. YIL
 E-POSTA
 ARŞİV
 KÜNYE
 TÜRKÇE KARAKTER
 REKLAM TARİFESİ
 YARDIM SAYFASI
Bir an, bir anı

       Uzun süre görmezsin, arada bir karşılaştğında sevgiyle sarılırsın, öpersin, hasretle konuşursun...
       Sonra birbirine sorarsın, “yahu neden biz hiç görüşemiyoruz?"
       “Zaman bir tuhaf, koşturmaktan görüşemiyoruz, haftaya araşalım, randevulaşalım, görüşelim" dersin.
       Gerçekten istersin o an, gerçekten onu seviyorsundur çünkü. Ama önceliklerimiz neyse, iş mi, aile mi, çocuklar mı, neyse ne, öncelik bir türlü o sevdiğin ama bir türlü görüşemediğin dostuna gelmez.
       O senin aklındadır, arada bir adını duyarsın, resmini görürsün, hatırlarsın, sevgiyle bakarsın ama yine elini uzatıp da telefonu açamazsın.
       Sanki önceliklerin, onunla geçireceğin birkaç saatten daha önemli ve keyiflidir. Hayır değildir ama yine de yapamazsın işte. Yaşamın çarkları kendi isteklerin dışında döner durur.
       Ve bir gün...
       Onu artık asla bir daha göremeyeceğini öğrenirsin.
       Şaşar kalırsın.Ben onu görmek istiyordum, ben onunla konuşacaktım daha dersin. Acına, kendi kendine kızmak karışır. Acıyla, gözlerin yaşlı, karar verirsin yarın kendinin de yok olacağını düşünerek...
       Bundan sonra kendi isteklerime, sevdiklerime, görmediklerime daha çok zaman ayıracağım dersin...
       Sonra bunu yine unutursun o dişliler arasında...




© 2000 Milliyet