16 Eylül 2000 Cumartesi 
 ANA SAYFA
 SİYASET
 HABER
 EKONOMİ
 DÜNYA
 SANAT
 EĞİTİM
 YAŞAM
 SPOR
 YAZARLAR
 ENTELLEKTÜEL B.
 OKUR TEMSİLCİSİ
 ÇİZERLER
 SAĞLIK
 MAGAZİN
 OTOMOBİL
 ASTROLOJİ
 İNTER EKRAN
 HAVA DURUMU
 VİTRİN
 TEKNOLOJİ
 İŞ YAŞAMI
 PAZAR SOHBETİ
 MİLLİYET 50. YIL
 E-POSTA
 ARŞİV
 KÜNYE
 TÜRKÇE KARAKTER
 REKLAM TARİFESİ
 YARDIM SAYFASI
Duygu ASENA Fotoğrafı: 8597 bayt
Iş yerinde taciz...

Nişanlılık, evlenmeye zorlamak için dava hakkı vermez. Evlenmeden kaçınma hali için öngörülen cayma tazminatı veya ceza şartı dava edilemez; ancak yapılan ödemeler de geri istenemez.
(Medeni Kanun Tasarısı Madde 119)


       Magazin dünyamızın “sanatçıöları onca ciddi konu varken gelip gündemin tepesine oturuyor, hepimizi meşgul ediyorlar. “Siz neden bu basit konularla ilgileniyorsunuz" diye soran okurlara verdiğim yanıt hep şu: Onlar bizim insanlarımız, herkesin yaşadığı şeyleri yaşıyorlar ama “sanatçı" oldukları için gündeme geliyorlar ve aslında gündeme getirdikleri konular, önemli.
       Örneğin şimdi gündemdeki konu “iş yerinde taciz". Bu, bizim ülkemizde, çoğu erkek ve bazı erkek gibi düşünen kadınlar tarafından iyi anlaşılamamış bir konudur. Erkek misin, o iş yerinin yöneticisi misin, 30 yıldır bu işi yapmak gibi önemli bir ayrıcalığın mı var, işe aldığın her deneyimsiz küçük kıza, istediğin gibi davranabilirsin. O, yeni işinde tutunmak çabasında olan küçük kız da, o “büyük adam"ın her yaptığına katlanmak zorundadır.

       Saat üçte motivasyon
       Ona dokunabilir, saçını okşayabilir, ısrarlı iltifatlar edebilir, yemeğe çağırabilir ve birlikte olmayı teklif edebilirsin. Buna da “işin gereği, motivasyon yapıyorum, ben bunu herkese yapıyorum" gibi kılıflar bulabilirsin. Yeni işe başlayan genç kız olan biteni ilk gün anlamayabilir, sonraki günler anlar ama geçecek diye bekleyebilir, idare ederim, işimi kaybetmeyeyim diye düşünebilir ve bu arada o erkek, kendini asla tacizci diye görmez, hatta o iş yerinde çalışanlara bile bu durum sıradan gelebilir.
       O yüce insan, yani müdür, yani oradaki imparator ya da “dev sanatçı", kızı beğenmiştir işte ve takılıyordur. Ne var canım bunda?
       Bazı kadınlar bile der ki, “Aman sen de, ne olmuş yani, yere yatırıp üstüne mi çıkmış, elini kolunu bağlayıp tecavüz mü etmiş!.."

       Sevdiğim kadını döverim
       Tacizi bırak tecavüz bile önemsizdir onlar için... Alt tarafı dokunmuş... Alt tarafı saçını okşamış... Bir telefon mesajından ne zarar gelir? Tecavüz bile etse, görmüyor musun kızın kılığını?.. Oysa konumunu ve şöhretini kullanarak, genç, deneyimsiz, donanımsız birisine baskı yapmak tacizdir ve suçtur. Bunlar bir uygar ülkede olsa, o adamın ipliğini pazara çıkarırlar da, silinir gider o “sanat" dünyasından.
       Umuyorum, diliyorum, imparator gibi ortalıkta dolaşıp, melül melül bakan, ama trene de, kamyona da, kavga ettiği adama da, sevdiği kadına da öyle, aynı bakışlarla bakıp, kendini büyük oyuncu sanan ya da iyi bir gırtlağı var diye şarkı söyleyip, para kazanıp, eciş bücüş haline rağmen, birkaç, zavallı, yaşam yoksunu, ancak bu kişileri hayal ederek, hayatına heyecan katabilen kadın, üzerine çullanarak gözü yaşlı çığlıklar attı diye, kendini gerçekten dayanılmaz zanneden bu kara bıyıklı erkeklerin devri kapanacaktır pek yakında.
       Dünya bilgi dünyası olacak, bilgiye önem verilmeye başlanacak ve bu salaklıklar, bu düzeysizlikler, bu sadece erkek, zengin, ünlü diye kadınları küçümseyen ve kendilerini bir halt sanan, döverim, asarım, keserimden başka bir söylemi olmayan bu insanlar yerlerini bilgi edinmiş ve bilgi edindiği için bir yerlere gelmiş hemcinslerine bırakacaklardır.

       Erkek motifini sevsinler
       50’sine gelmiş ve Anadolu’nun bağrından kopmuş bu bir kısım, “sevdiğim kadını döverim" söylemli erkekten sonra gelen, 30’lu yaşlarındaki Anadolu’nun bağrından kopmuş delikanlılar da öyle pek ümit vaad etmese de, neyse ki biraz mahçup, biraz konuşmadan önce on saniye düşüneyim pozundalar. Dayak konusunda, kadının ikinci sınıflığı konusunda, hep “benim kadınım" durumları hâlâ egemen ama, neyse biraz temkinliler ve o yüzden ileriye dönük ümitleniyor insan.
       Bir TV kanalı haberlerinde dedi ki, “bu olayla Türk Sineması’nın yeşerttiği erkek motifi ağır yara alacak". Alsın efendim, alsın; hatta bu erkek motifi hayata gözlerini yumsun. Neymiş bu erkek motifi? Çatık kaşlı, sert bakışlı, birinci sınıf insan; iyi dövüşür, silah kullanır, kadını vardır, onu korur, gerekirse kadınını döver, ama bunu sevdiği için yapar, kadın da o dayağın ardından, sürünerek erkeğinin peşinden gider, kadınları kategorize eder, iyi kadınıyla evlenir, kötü kadınını hor kullanır, hakaret eder... Ölsün abi bu erkek motifi!..
       Kadınlar hep taciz edilirler. Müdür, patron, yönetici, 30 yıllık büyük oyuncu ya da şarkıcı oldukları için, erkekler de (öf artık bazı erkekler demiyeyim, siz bunu anlayıverin n’olur) yanlarına almak lütfunda bulundukları genç kızlara asılır, taciz eder, rahatsız eder, sonra da toplumun ciddi bir kesiminin arsızca kendi yanlarında olacaklarını bilerek, sırım sırım sırıtıp, kendilerini haklı çıkartmaya çalışırlar.
       Pek de çalışmazlar aslında, çünkü toplumun da sıradan ve sorgusuz bir bakışı vardır onlardan yana. Kız kuyruk sallamıştır, kız da zaten bikinileriyle pozlar vermiştir, koluna masaj yapmıştır, kız zaten matah değildir, ona mı kalınmıştır o kadar güzel kız arasında, bir namuslu olan o mudur, n’olmuştur yani o korkunç küfürler ve tehditler edildiyse, herkes küfür etmektedir bu ülkede ve kız da zaten 20 gün beklemiştir sesini çıkartmak için.
       O trene de, kamyona da, kadına da öyle, o aynı bakışla bakan bu adam, büyük adamdır, dev’dir dev...
       Ekranlardan sorgulamalar başlar; “söyleyin bakalım küçük hanım, bu dev adamın yanında iş buldunuz, peki sette bir başkasıyla ilişki kurdunuz mu?"
       “Sana ne" diyemez kız... “Benim kim olduğum, ne giydiğim, ne yaptığım, taciz edilmeme haklı sebep olabilir mi sayın televizyoncu" diye soramaz.
       Nasıl sorsun ki! O televizyoncu abla ve abileri vallahi onun kare kare nasıl o dev adamın karşısında kahkahalar attığını, nasıl da manalı manalı güldüğünü gösteriverirler hemen ve “işte bak, hak etmiş bunları" deyiverir halkımız bir saniye içinde değişerek.

       Haklı taciz olabilir mi?
       Zaten o genç kızlar, eğer hayatlarında onları sahiplenecek bir erkek yoksa ortaya da çıkamazlar. Sevgilileri, abileri, babaları, kocaları gibi bağırarak, “ne hakkı var bir erkeğin beni taciz etmeye" diyemezler. Masum yüzleri, hüzünlü gözleriyle, erkeklerinin, “kim benim kadınımın onuruyla oynayabilir, buna müsaade etmem arkadaş" diye kükremesini beklerler. Dev adamın tacizini erkeğine söylemeyi başarmışlardır ama bir erkeğin kadını olmak ve onun tarafından korunmak şablonunun bir adım ötesine geçemezler.
       Nasıl geçsinler ki, o iş yerinde tüm yeteneksizliğine rağmen iş bulabilmiş hemcinsleri ya da karşı cinsleri, işlerinden olmamak için anında onun karşısında yer alacaklar, aleyhinde delil üretmeye girişeceklerdir.

       Dişi kuşların korumaları
       Sevgililer, kocalar, abiler ve babalar iyi niyetlidirler aslında.
       Hiçbirinin aklına gelmez, “Taciz sana yapıldı, ben senin sahibin değilim, arkandayım, yanındayım ama çık ortaya kendi hakkını ara" demek. Diyemezler elbette, çünkü o dişi kuş da tacizciden intikam almak için ancak tacizci eninde boyunda bir yaratığa muhtaçtır. Yani ikinci sınıf olmayan, her şeyi yapmak ve söylemek hakkına sahip, şöyle bir elini masaya vurunca gümbürdeten bir yaratığa...
       O koruyucular binlerce yıldır üzerlerine düşen “zayıf yaratığı koruma göreviöni yapıyorlardır işte. Onların, o evinin çiçeğinin, yuvalarının dişi kuşunun, kendilerine emanet edilen zayıf ve cenneti ayaklarının altında yaşayan kutsal yaratığın korunma zamanıdır şimdi, o an gelmiştir ve aslanlar gibi kükrerler.
       Sadece erkek oldukları için bile, kendilerini çok önemli sananlar hep var olacak... Bir de bunun üzerine şu veya bu nedenle ünlü ve varlıklı oldukları için kendilerini dünyanın en önemli yaratığı kabul edenler de hep olacak. Ve onlar, yenileri, küçükleri, güçsüzleri hep ezecekler, taciz edecekler.
       Ne zaman ki bu taciz edilenler kendi başlarına ortaya çıkıp her şeyi, herkese anlatacak ve haklarını savunacaklar, işte o zaman bu adamlar biraz hizaya gelebilecek.
       Kime “büyük" ya da “dev" gibi yakıştırmalar yapacağımızı öğrendiğimizde de belki bu insanlar kendilerini dev aynasında görmekten vaz geçecekler.
       “O kim ki" diye başkalarını küçümsemeye çalışanlara koro halinde sormamız gereken tek bir soru var: “Sen kimsin ki?"





Yazara E-Posta: dasena@milliyet.com.tr

© 2000 Milliyet