Dünya yolculuğu
Dünya ne kadar büyük ve ne kadar küçük!
Olimpiyat açılış törenini izlemişseniz, sadece bir - iki sporcuyla temsil edilseler de, bırakın nerede olduğunu bilmeyi, adını dahi duymadığınız ülkelere, adacıklara rastlamışsınızdır.
Bunların tümüne birden bir gün ayak basmak, istisnai gezginler dışında, sadece bir düştür ki, dünya da o kadar büyüktür işte.
Buna karşılık, şimdi insanın sportif gücü ve becerisinin dışında, ticari gösteriye dönüşmüş olsa da, "bütün dünya"nın, her bir parçası yan yana, bir stada sığacak kadar küçük olduğunu da görürüz.
. . .
Dünya, sadece kendimizle ilgilenemeyecek kadar büyük, başkalarını görmezden gelemeyecek kadar da küçük.
Ne bizim etrafımızda dönüyor, ne de bizim dışımızda.
Sadece kendi hasletlerinizle, becerilerinizle, başarılarınızla övünmekle ya da sadece kendi başınıza gelenlerle dövünmekle yetinebilir misiniz?
"Küreselleşme"nin yalnızca paranın hızlı ve sanal yolculuğuna, iştahla oradan oraya koşuşturmasına indirgenmiş fiili manasına inat...
Asıl "küreselleşme"nin, ortak bir maceranın yolcuları olduğumuzu idrak ve bunu adil biçimde paylaşma arzusu, çabası olduğunu söylemeliyiz belki de.
Bu, saftorik bir dünya vatandaşlığı rehaveti değil, tam tersine, sıkı bir farkındalığın ilk ve önemli adımı galiba.
"Millilik" ya da benzer paravanlar arkasındaki baskı, istismar ve körleştirmelere karşı da...
"Küreselleşme" uyutması arkasındaki, yağma ve adaletsizlere karşı da.
. . .
Zaten, o "farkındalık" şunu da hemen fark ettirmiyor mu:
Her ikisini de, işlerine geldiği gibi, hepimize karşı kullanıyorlar. Kimi zaman "dünyaya karşı" sınırlarınız içine hapsedip esir alıyor, rehin tutuyorlar...
Kimi zaman sınır ötesi, sınır aşırı talimatların, projelerin kölesi yapıveriyorlar.
İnsanlığımızın boyutları, insanlığın ortak yolculuğunun ortak heyecanı, ne "milli" ne "küresel" tahakkümlere terk edilecek, boyun eğecek kadar değersiz.
Her birimiz şu "koca" dünyada bir nokta kadar önemsiz görünsek ve öyle kılınsak da, hepimiz şu "küçük" dünyayı anlamlı kılacak kadar değerliyiz.
Elbet, tutup buradan "sınırlar"a karşı başkaldırın diyemem...
Ama, pekala başımızı kaldırabiliriz.
Neden ufkumuz sınırlı kalsın ki!
Yazara E-Posta: umur.talu@milliyet.com.tr
|