21 Eylül 2000 Perşembe 
 ANA SAYFA
 SİYASET
 HABER
 EKONOMİ
 DÜNYA
 SANAT
 EĞİTİM
 YAŞAM
 SPOR



 YAZARLAR
 ENTELLEKTÜEL B.
 OKUR TEMSİLCİSİ
 ÇİZERLER
 SAĞLIK
 MAGAZİN
 OTOMOBİL
 ASTROLOJİ
 İNTER EKRAN
 HAVA DURUMU
 VİTRİN
 TEKNOLOJİ
 İŞ YAŞAMI
 PAZAR SOHBETİ
 MİLLİYET 50. YIL
 E-POSTA
 ARŞİV
 KÜNYE
 TÜRKÇE KARAKTER
 REKLAM TARİFESİ
 YARDIM SAYFASI
Ters Köşe

ERCAN GÜVEN


Geri tepme

       Türk Spor Basını, - daha doğrusu Türk Futbol Basını - amatörlere öylesine “yabancılaşmıştı" ki, olimpiyatla birlikte iyice çarşafa dolandı.
       Galatasaray’ın peşinden, Avrupa’da çadır kuran naklen yayıncı “pirölerini örnek alan kimi basın mensupları, işi “olimpiyat stadında ilk biz koştuk" traji - komikliğine kadar dayandırıyordu oyunlar başlamadan...
       15 Eylül günü, bize göre öğle saatlerinde yapılan törenle Olimpiyat’ın “Penceresi açıldı"...
       Aynı günün bir gazetesi “piştov patladı" başlığıyla açılış törenini 24 saat önce yaptırmış; patlayan piştovun daha ilk mermisinde, geri tepmeyle kendimizi yerde bulmuştuk...
       Sidney’den gelen haberler, palavra, uyduruk ve komik olanları bir yana bırakırsak, komplekssiz ülkelerde hiç yadırganmayacağı gibi, başarı ve başarısızlık üzerineydi. Ama yıllardır futbol dışındaki sporlara sadece “skandal" ve “sansasyon" limanlarından yanaşan medyamız, bu sakin havayı hiç sevmedi.
       Neyse ki, Naim Süleymanoğlu’nun kaldıramadığı barı ile Çeçen asıllı Hüseyin Özkan’ın kaldırdığı parmakları hızır gibi yetişti.
       Biri çok namaz kılıyor. Diğeri namaz kılacağına berduşluk ediyordu.
       Daha “neden", “niçinöi sormaya fırsat kalmadan “bir kısım medya" Naim’in “hezimetini" hazırlayan faktörleri derhal ortaya çıkardı:
       “İçki, sigara, kadın"...
       Diğer “bir kısım" ise Hüseyin’in iki parmağından ne mal olduğunu anladı:
       “İbda - c’ci"...
       Hatta, altın madalyalı judocu Hüseyin, Çeçen eylemcileri de tanıyordu ve paralarını Çeçenistan’daki direnişe gönderiyordu.
       Yahu, İbda - c meselesini bilmem ama, adamın özgürlük uğruna çarpışan kendi vatandaşlarını desteklemesinden daha doğal ne olabilir. Kaldı ki, o parmak hareketini “Bizim oralarda bu zafer işaretidir" diye açıkladı.
       Naim Süleymanoğlu’na gelince... Zaten ertesi gün onu yerin dibine sokanlar bile yaptıklarının biraz vefasızlık ve acelecilik olduğunu anladı. Adeta lafını geri aldı.
       Şimdi, Sidney’den yeni skandal ve sansasyonları heyecanla bekliyoruz. Umarım gerçekleşir de medyamız futbol dışındaki sporlara, bu yolla da olsa alışır.
       “Piştov" unutulup paslanacağına, geri tepmesinden omzumuz çürüsün razıyız...

ATM Kupası

       Scala, Milan karşısındaki yenilgiyi “gençlik hatası" olarak değerlendirmişti.
       Fenerbahçe galibiyeti “kalfalık".
       Barcelona zaferi “ustalık" sertifikaları getirdi...
       Bir takım düşünün ki, bu dev maçları bir haftaya sığdırsın ve 270. dakikada bile güdümlü mermi gibi ivmesini arttırsın...
       Dünya’nın zirvesindeki bir ekibe futbolu roman yapıp anlatsın.
       Müthiş bir “skala" bu... Taraftarı, futbolcusu, yöneticisi, teknik direktörüyle pırıl prıl renklerin iç içe girip, göz kamaştıran bir beyaza dönüştüğü...
       Bir takım düşünün, bir haftada, “utanılacak" ekip olmaktan “gurur abidesi" haline gelsin...
       Tüm Türkiye’nin iftihar edip övündüğü...
       Müthiş skor, muhteşem futbol, muazzam seyirci...
       Usta hoca, yetenekli yönetici...
       Serdar Bilgili, maçtan sonra dedi ki; “Beşiktaş duvarlarını yıktı"...
       Darısı kendi önüne duvar örenlerin başına.
       Zaferler kolay kazanılmıyor...
       Ha, bir de Fenerbahçe’nin hakkını teslim etmek gerekir.
       Beşiktaş’a moral yönünden katkıları “6" şiddetindeydi...
       Türk futbolu adına hiçbir fedakarlıktan çekinmeyen Fenerbahçe, çoktan ATM Kupası’nı hak etti...
       ATM ne mi ?...
       Elbette düğmeye basınca para veren makina değil. Avrupa Kupalarındaki Takımlarımızın Motivasyonu Kupası...

Ver - kaç

       Bilmiyorum, dün bizim sayfada çıkan Duygu Asena’nın Beşiktaş - Barcelona maç yorumunu okudunuz mu ?
       O rafine üslubu, kreatif sözcükleri ve feminist dinamiği ile günün anlam ve ehemmiyeti örtüşmüş, zaferin keyfi üzerine kaymaklı ekmek kadayıfı gibiydi sütunu...
       Bir de bomba gibi espri: “Ver - kaç nedir" sorusuna “Evli erkekle ilişkidir" yanıtını vermiş Asena...
       Umarım bundan sonraki kritiklerinde “ters köşe", “gömülü alan savunması", “baraj - 9 metre 15 santim “ gibi futbol dilindeki sözleri yorumlamaz. Yoksa... Poşete gireriz.

Yabancılar

       Santrfor, kaleci, libero, teknik direktör derken futbolumuzdaki yabancılara “artı bir" de eklendi ve Simoviç Türkiye Gazetesi’nde yazarlık yapmaya başladı.
       Futbolcularımızın, antrenörlerimizin yıllardır yaşadığı rekabet kabusu şimdi bizim başımızda. Doğal olarak yabancılara karşıyız ama Simoviç başka.
       Nüfus kağıdı yabancı olsa da, o, içimizden biri...
       Oysa, içimizde spora, bize, insanlığa, o kadar uzak olanlar var ki...

Sertlik

       Pazar geceleri spor programı izledikten sonra insanın gidip kulaklarını yıkaması gerekiyor.
       Adamlar, ekranı bitirim kahvehanesine çeviriyor, sövüp sayıyor.
       15 gün radyo kapattıran Charles Bukowsky’nin o müthiş öyküsündeki sözcükler, Bu ekran müptezellerinin geyik masasında çerez olarak yer alıyor.
       Kanalların gazetelerine bakarsanız, bunlar “sert" ama “seviyeli" tartışmalarmış.
       “Seviye" görecelidir, yorumlayan adama göre değişir, ama “Sertlik" sözcüğünü pornografik anlamda kullanıyorlarsa doğru...

UN

       En güzelini Fenerbahçe kaleci antrenörü Nurettin Yıldız söyledi.
       “Birleşmiş Milletler gibi takımız"...
       Maalesef öyle; Fenerbahçe taraftarı da Bosna Hersek halkı gibi beşinci çile yılını yaşıyor...

© 2000 Milliyet