21 Eylül 2000 Perşembe 
 ANA SAYFA
 SİYASET
 HABER
 EKONOMİ
 DÜNYA
 SANAT
 EĞİTİM
 YAŞAM
 SPOR
 YAZARLAR
 ENTELLEKTÜEL B.
 OKUR TEMSİLCİSİ
 ÇİZERLER
 SAĞLIK
 MAGAZİN
 OTOMOBİL
 ASTROLOJİ
 İNTER EKRAN
 HAVA DURUMU
 VİTRİN
 TEKNOLOJİ
 İŞ YAŞAMI
 PAZAR SOHBETİ
 MİLLİYET 50. YIL
 E-POSTA
 ARŞİV
 KÜNYE
 TÜRKÇE KARAKTER
 REKLAM TARİFESİ
 YARDIM SAYFASI
Şahin ALPAY Fotoğrafı: 5214 bayt
İyi yönetim

       "Dünya Ekonomisinin Görünümü / World Economic Outlook" adlı raporunda IMF, üye ülkeleri kurumlarının kalitesine göre sınıflara ayırmış. Bu sınıflandırmada Türkiye, beş kategoriden dördüncüsüne giriyormuş. Bu kategori Rusya ve İran yanısıra çoğunlukla Afrika ve Asya'nın azgelişmiş ülkelerini kapsıyormuş.
       Dünkü Milliyet bu haberi, "IMF'ye göre iki farklı Türkiye var: Hem AB'li, hem Afrikalı" başlığıyla duyurdu. Yani, bir yandan AB'ye aday, öte yandan kurumlarının, özellikle de kamu yönetiminin kalitesi azgelişmiş dünyaya denk düşen bir Türkiye...
       Durumun farkına varmamız için, tabii, IMF tarafından dünyaya ilan edilmesi gerekmiyor. Türkiye'de kamu yönetiminin şeffaflıktan, verimlilikten, halkın taleplerini karşılamaktan uzak olduğunu hemen her vatandaş, kamu yönetimiyle karşı karşıya kaldığı her vesilede, tabir caizse, "iliklerine kadar" hissediyor. Yönetimde köklü reform gereği, AB üyeliği olsun veya olmasın kapıya dayandı.
       TÜSİAD'ın geçen salı günü OECD, Dünya Bankası ve AB Komisyonu'nun katkılarıyla düzenlediği "AB Yolunda Türkiye'de İyi Yönetişim" konulu konferans bu gereği vurguladı. Konferansla gündeme gelen, İngilizcesi "governance" olan kavram. TÜSİAD Başkanı Erkut Yücaoğlu, konferansı açarken bu kavramın Türkçe karşılığını ararken çekilen sıkıntıya değindi: "Konferansın Türkçe adını belirlerken hayli zorlandık. TDK bu sözcük için kabul ettikleri bir karşılık olmadığını açıkladı... Biz de kavramın mantığını, yönetenle yönetilen arasındaki karşılıklılık ilişkisini en iyi yansıttığını düşündüğümüz yönetişim sözcüğünde karar kıldık."
       Tıpkı kamu yöneticilerinin uygulamalarından dolayı halka hesap vermeleri anlamına gelen İngilizce'deki "accountability" kavramı gibi "governance" kavramını da hayata geçirmemiz, Türkçe karşılığını bulmaktan çok daha zor olabilir. Zira iyi yönetim, hukuk devletinin ve insan haklarına saygının hakim kılınması, kuvvetler ayrılığının sağlanması, şeffaflık ve yozlaşmaya son verilmesi, yöneticilerin halka hesap verir hale gelmesi, her kurumda iş - meslek ahlakının yerleşmesi, kamu kaynaklarının etkin bir şekilde kullanılması, israfın önlenmesi, kamu hizmetlerinin yurttaşların önceliklerine göre düzenlenmesi, halkın yönetime katılmasından daha dar bir kavram değil.
       Konferansın izleyebildiğim bölümünde en çok dikkatimi çeken konuşmayı Sabancı Üniversitesi öğretim üyesi Doç. Dr. İzak Atiyas yaptı. Atiyas işin esasını iyi anlattı: İyi yönetişim ya da iyi yönetimin özü, devlet gücünün halkın çıkarına olarak kullanılması. Türkiye'nin mirası ise, halka değil kendi öncelik ve amaçlarına hizmet eden bir devlet. Türkiye'de devlette reform demek, devleti kendine değil halka hizmet eden bir kurum haline getirmek kadar çetin bir iştir demek, bir abartma sayılamaz.
       Bu çetin işin çeşitli boyutlarına TESEV'in 20 Haziran günü Ankara'da yapılan toplantıyla açıklanan "Devlet Reformu" araştırmasında ele alındığını hatırlatalım (Bkz: www.tesev.org.tr). Devlet Bakanı Prof. Dr. Tunca Toskay'ın TÜSİAD konferansını açarken yaptığı içerikli konuşmayı devlette reform ihtiyacının yönetim tarafından da kavrandığının ciddi bir belirtisi olarak algıladığımı da belirtmeliyim.


Yazara E-Posta: salpay@milliyet.com.tr

© 2000 Milliyet