21 Eylül 2000 Perşembe 
 ANA SAYFA
 SİYASET
 HABER
 EKONOMİ
 DÜNYA
 SANAT
 EĞİTİM
 YAŞAM
 SPOR
 YAZARLAR
 ENTELLEKTÜEL B.
 OKUR TEMSİLCİSİ
 ÇİZERLER
 SAĞLIK
 MAGAZİN
 OTOMOBİL
 ASTROLOJİ
 İNTER EKRAN
 HAVA DURUMU
 VİTRİN
 TEKNOLOJİ
 İŞ YAŞAMI
 PAZAR SOHBETİ
 MİLLİYET 50. YIL
 E-POSTA
 ARŞİV
 KÜNYE
 TÜRKÇE KARAKTER
 REKLAM TARİFESİ
 YARDIM SAYFASI
Hasan CEMAL Fotoğrafı: 7283 bayt
Avrupa tuzak değil, 'Atatürk yolu'dur!

       Avrupa yolu bir tuzak mı? Türkiye'yi bölmek için bir oyun mu? Yoksa Türkiye'nin önüne Atatürk'ün koyduğu muasır medeniyet hedefinin en önemli aşaması mı?
       Hiç kuşkusuz ikincisi.
       Atatürk ve arkadaşları, laik Cumhuriyeti kurarken Batılılaşma dediler.
       Batı, o zaman Avrupa'ydı.
       Atatürk'ün yolu 'Avrupa yolu'dur.
       Nitekim Atatürk 1923'te şu sözleriyle hedefinin ve kafasının ne denli berrak olduğunu ortaya koyar:
       "Memleketler çeşitlidir. Fakat uygarlık birdir ve bir milletin ilerlemesi için bu yegane uygarlığa katılması gerekir. Siyasetimizin, geleneklerimizin, çıkarlarımızın bizi fikir ve eğilim itibariyle bir Avrupa Türkiyesi, daha doğrusu Batı'ya yönelmiş bir Türkiye arzu etmeye götürecektir."
       Yine 1923 sonrası Atatürk'ten:
       "Memleketimizi modernleştirmek istiyoruz. Bütün gayretimiz Türkiye'de modern, yani Batılı bir yönetim kurmaktır. Uygarlığa katılmayı arzu edip de Batı'ya yönelmemiş millet hangisidir?.."(Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri, Cilt 3, sayfa 67 ve 68, Türk İnkılap Enstitüsü Yayınları, 1961. 13 Eylül 2000 tarihli Milliyet'teki makalesinde aktaran, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin Türk yargıcı, Büyükelçi Dr. Rıza Türmen).
       Atatürk ne yaptı?
       Medeni Kanun'u İsviçre'den, Ticaret Kanunu'nu Almanya'dan, Ceza Kanunu'nu İtalya'dan, İdare Hukuku'nu ve laiklik modelini Fransa'dan aldı.
       Kadın - erkek eşitliğini Batılılaşmak için istedi. Hatta kadınlara genel oy hakkını bazı Avrupa ülkelerinden bile önce ülkesine getirdi. Zihniyet değişikliğini daha köklü kılabilmek için alfabenin de, giyim kuşamın da, müziğin de 'Avrupalısı'nı benimsedi.
       Atatürk'ün gözünde ekonomide devletçilik amaç değil bir araç idi. Türk girişimcisinin sahneye çıkışını hızlandırmak için planlı bir adımdı. Çünkü Kurtuluş Savaşı sonrası bu topraklarda Türk sanayicisi, işadamı, tüccarı yok gibiydi. Bu nedenle hedef bir bakıma devlet eliyle kapitalist yetiştirmekti.
       Atatürk'ün tek partili rejimi de, tıpkı ekonomide devletçilik gibi, bir amaç değil bir araç idi. Avrupa'daki gibi çok partili demokrasiye geçmek için bir hazırlık dönemiydi.
       Atatürk kendisi yaşarken iki kez çok partili rejim denemesi yapmış ama o günün koşullarında başarılı olamamıştı. Tek partili rejim ve ekonomide devletçilik daha sonraki yıllarda aşıldı.
       Bir başka deyişle:
       Atatürk, Türkiye'nin önüne bir uygarlık projesi koydu. Yirminci yüzyılın belki de en iddialısı olan bu proje, Türkiye'nin Doğu'dan Batı'ya geçmesini öngörüyordu.
       Türkiye şimdi bu projenin en önemli ayağında. Çünkü Avrupa yolunda kritik bir dönemece geldi. Avrupa Birliği'ne açılan kapının önünde çok önemli bir eşiği aşabilmek için kararlı tercihler yapmak durumunda.
       Ekonomideki karar ve uygulamalar iyi gidiyor. Buna karşılık demokrasi ve insan hakları alanında bazı duraksamalar var. Bunlardan bazılarının kökleri tarihimizin derinliklerine gidiyor.
       Acaba Türkiye bölünebilir mi?
       Avrupa tuzak mı?
       Birlik ve bütünlük, birçok alanda esin kaynağımız olan Fransa'da da Korsika dolayısıyla güncel bir konu. Fransa Başbakanı Jospin 3 Eylül 2000'de yaptığı bir konuşmada şunları söylemiş:
       "Cumhuriyet düşüncesinin 21. yüzyılda güçlü olabilmesi için zamana ayak uydurması gerekir. Cumhuriyet ile demokrasi çelişen kavramlar değildir. Biz hem cumhuriyetçi hem demokratız. Bugün karşılaştığımız sorun, cumhuriyeti demokratlaştırmak ve böylece cumhuriyete canlılık kazandırarak yurttaşlara yaklaşmaktır."
       Fransa Başbakanı şöyle devam etmiş:
       "Daha demokratik, dolayısıyla halka daha fazla yetki ve seçilmişlere daha çok sorumluluk yükleyen bir cumhuriyet. Ama bölünmezlikle bir örnekliği karıştırmayan bir cumhuriyet. Bölünmezliği benimserken farklılığı reddetmeyen bir cumhuriyet..." (Aktaran, AİHM Türk yargıcı Büyükelçi Dr. Rıza Türkmen, Milliyet, 13 Eylül, s. 24)
       Kısacası:
       Laik Cumhuriyetimizi demokrasi ve insan haklarıyla zenginleştirmek, birlik ve bütünlüğümüzün güvencesidir.
       Türk insanının gönlünde yatan 'Avrupa hülyası'nı gerçekleştirmek, aynı zamanda Atatürk'ün muasır medeniyet seviyesini yakalamaktır.


Yazara E-Posta: h.cemal@milliyet.com.tr

© 2000 Milliyet