|
|
Bol ödüllü, az rekabetli festival Bu yılki Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde ödül sayısı film sayısını aştığı için rekabet az
Altın Portakal için bu yıl sadece sekiz filmin yarışması, o geleneksel rekabet havasını yumuşattı. Hiç kimse “iddialıyım" demiyor. Festivalin dördüncü gününde de yarışmadaki filmlerin oyuncu ve yönetmenleri kendilerini göstermemeyi tercih etti. Hatta “Eylül Fırtınası" ekibinden hiç kimse - henüz - Antalya’ya gelmedi. Tunç Başaran filminin basın toplantısına katılmadı. Ersin Pertan, Muğla’da çekimde. Zeki Ökten, zaten sahneye çıkmaz, “Güle Güleönin yıldızlarından yalnızca Metin Akpınar Antalya’da. Ödül sayısı film sayısını aştığı için rekabet edecek bir şey de kalmıyor ortada!
Altın Portakal’a en yakın aday “Filler ve Çimen". Derviş Zaim’in merakla beklenen filmi hakkında Festival ertesinde, ayrıntılı yazmak yerinde olur. “Tabutta Rövaşata" ile yurtiçi ve yurtdışında yakaladığı büyük başarıyı yineleyebilir mi zaman gösterecek, ama Antalya’da her yönüyle olgun bir yapıt tadı veren tek film “Filler ve Çimen".
‘Patlak’ dönemler
Ömer Kavur’un “Melekler Evi", usta yönetmenin önceki filmleriyle karşılaştırıldığında düş kırıklığı yaratıyor. Filmde bir enigma, gizem yaratmayı, mistik değinmeleri, birden bire başlayıp tutkuya dönüşen aşkları seven Ömer Kavur, bu yönden başarılı. Mekân kullanımına da diyecek yok. Ama filmdeki aksiyon, politik - polisiye bölümlerin mizanseni, silahlı çatışma, kaçma - kovalama sahneleri birkaç kez daha tekrar edilmemeliydi.
Ersin Pertan’ın “Acı Gönül"ü de aceleye getirilmiş izlenimi veriyor. Filmdeki bazı somut hatalar, 1983 yılında 72 plakalı otomobil, 500 bin lira bahşiş vb. gözardı edilecek ayrıntılar olmalarına karşın özensizlik örneği olarak göze batıyor. Bunun nedeni karakterlerin inandırıcı olmayışı. Sinemada olağanüstüne, olağandışına, ayrıksı karakterlere yer var, elbette ama bir toplumsal olguyu, bir bölgeyi anlamaya ve anlatmaya çalışırken izleyiciyi öykünün otantikliğine ve içtenliğine ikna etmek kolay değil.
“Acı Gönül"ün tersine “Renkli - Türkçe" dönemini kapatmış, pornografik filmler gösteren bir sinemada çalışanları, arada barınan iki evsizi ve porno endüstrisinin “patlak" dönemlerinden bir oyuncu ve bir yönetmeni otantikliğine inanacağımız bir yorumla perdeye taşıyor.
‘Hakiki’ bir yapım
Osman Cavcı’nın yazdığı, Ahmet Çadırcı’nın yönettiği “Renkli - Türkçe" bütçesiz, underground bir film. Oradan buradan bulunmuş kırk kutu filmle, bir buçuk yıla yayılan çekim ve post prodüksiyon sürecinde gerçekleştirilmiş. Teknik yönden “dökülmesine", senaryosunun yaratıcılarının dilediği gibi aktarılamamasına karşın cesareti, içtenliği ve naifliğiyle her türlü hoşgörüyü hak ediyor. En azından hiç ele alınmamış bir olguyu, Yeşilçam’ın çöküş döneminde salonları ayakta tutan seks filmlerinin yapımını, var olan salonların izleyici profilini beyazperdeye taşıyor. Gerek kurgu gerek oyunculuk açısından çok kusuru bulunabilir, ama milyonlarca dolarlık yapımlardan daha “hakiki" olduğundan hakkını teslim etmeli.
|
|