6 Ekim 2000 Cuma 
 ANA SAYFA
 SİYASET
 HABER
 EKONOMİ
 DÜNYA
 SANAT
 EĞİTİM
 YAŞAM
 SPOR
 YAZARLAR
 ENTELLEKTÜEL B.
 OKUR TEMSİLCİSİ
 ÇİZERLER
 SAĞLIK
 MAGAZİN
 OTOMOBİL
 ASTROLOJİ
 İNTER EKRAN
 HAVA DURUMU
 VİTRİN
 TEKNOLOJİ
 İŞ YAŞAMI
 PAZAR SOHBETİ
 MİLLİYET 50. YIL
 E-POSTA
 ARŞİV
 KÜNYE
 TÜRKÇE KARAKTER
 REKLAM TARİFESİ
 YARDIM SAYFASI
Umur TALU Fotoğrafı: 8375 bayt
Üniversite inlerken

       Her yeni "laflama"da bir taraf tutmaya zorlanıyoruz.
       Belki de böyle böyle kendimizi bulacağız. Hem tek tek, hem toplu olarak.
       Ama arada "kıble" de şaşıyor.
       Bir başka meselede, mesela "özgürlükleri" savunanlar, bir bakıyorsunuz, yeni tartışmanın saflaşmasında birden öteki tarafa yazılıyorlar. Veya tam tersi.

       . . .

       Erkan Mumcu, muhtemelen, yaşı, başı, geleneksel bağımlılıklar, şablonlar ve kalıplardan özerkliği sayesinde ANAP ortalamasının ötesinde açılımları olan bir bakandır.
       Diyelim ki, Prof. Kemal Alemdaroğlu da alanında iyi bir doktordur.
       Genelkurmay da, başta başkanı, iyi yetişmiş general ve subaylardan oluşmaktadır.

       . . .

       Ortadaki tartışmanın özü, "üniversite"nin ne demek olduğu.
       O özden bakınca görürüz ki, Mumcu, üniversitenin evrensel manası doğrultusundaki (doğru bulduğum) sözlerine rağmen, sadece eleştiri yapmıştır; bir bakan olarak, bir ANAP'lı bakan olarak hiçbir özeleştirisi yoktur.
       Kendi partisinin 12 Eylül sonrasında (ve bizzat 12 Eylül rejiminin bir parçası olarak hükümette de yer almış lideri Özal tarafından) miras aldığı despotik YÖK rejimi...
       Eğitim ve öğrenimin sadece bir piyasa işi seviyesine düşürülmesindeki günahları...
       Devlet üniversitelerinin çökertilmesi sürecindeki rolü...
       Özgürlük ve adaletin, eğitimde fırsat ve imkan eşitliğini de gerektirdiğinin inkarının kurumlaştırılması üstüne hiçbir şey söylememiştir.

       . . .

       "İyi doktor" Alemdaroğlu ise, bilimsel ve özgür düşünceye, adil eğitim ve öğrenime saygısı sadece "türban" meselesindeki tutumuyla da ölçülemeyecek kadar, evrensel bir üniversite kavramından uzaktır.
       "Üniversite" kavramının kökü olan "üniver"in, yani "evren"in uzantısı "evrensellik", yerellik ve konjonktür ötesi birtakım değerlere de bağlılık gerektirir.
       Bu değerler, en kısasından, "İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi"ndeki insan hak ve özgürlükleridir.
       Ne yazık ki, Alemdaroğlu'nun bağımlılıkları ve takıntıları, üniversiteden en iyi ihtimalle sadece "okul"u anlaması, sadece "kendi fikrinin ve dünya görüşünün sınırları"ndan menkul bir sığlık ortamını "İstanbul Üniversitesi" diye anmamıza yol açıyor!

       . . .

       Tartışmanın üçüncü tarafı olan Genelkurmay'daki değerli general ve subayların da artık kabul etmesi gereken şu:
       Hiçbirimiz aynı fikirde olmak zorunda değiliz!
       Bu yüzden, bu ülkede bazı vatandaşların, bazı siyasetçilerin, bazı bürokratların, bazı akademisyenlerin, bazı gazetecilerin birbirleriyle farklı düşüncelerinin bulunması ne kadar doğalsa, "Genelkurmay açıklamaları"ndaki düşünceleri herkesin paylaşmaması da çok doğal.
       Doğal ve doğru olmayan, bunu istemek, bunu dayatmak!

       . . .

       Bu "farklılıklar"la doğrudan ilişkili en öncelikli kurum ve ortamlardan biri, hatta başlıcası ise üniversite.
       Üniversite; tartışmanın, farklılıkların, kuşkunun, sorgulamanın en hayati ortamı.
       Türkiye'nin bugünü ve geleceği açısından asıl vahim olan, üniversitenin bu işlevini, özgürlük ve adalet hassasını yitirmesi iken, 12 Eylül ile sonrasında üniversitenin sokulduğu cenderede rolü olan kurumların bugünkü temsilcilerinin tartışmasında saf tutmak zorunda değiliz ki!
      


Yazara E-Posta: umur.talu@milliyet.com.tr

© 2000 Milliyet