14 Ekim 2000 Cumartesi 
 ANA SAYFA
 SİYASET
 HABER
 EKONOMİ
 DÜNYA
 SANAT
 EĞİTİM
 YAŞAM
 SPOR
 YAZARLAR
 ENTELLEKTÜEL B.
 OKUR TEMSİLCİSİ
 ÇİZERLER
 SAĞLIK
 MAGAZİN
 OTOMOBİL
 ASTROLOJİ
 İNTER EKRAN
 HAVA DURUMU
 VİTRİN
 TEKNOLOJİ
 İŞ YAŞAMI
 PAZAR SOHBETİ
 MİLLİYET 50. YIL
 E-POSTA
 ARŞİV
 KÜNYE
 TÜRKÇE KARAKTER
 REKLAM TARİFESİ
 YARDIM SAYFASI
Şahsi otonomi sağlanmalı

Büyükelçi Gözüyle Anılarla AB yolculuğu / 4

Yalım Eralp


ent.jpg        Güneydoğu'da sorunun patlayacağı önceden görülmüştü. 1965 yılında Dışişleri Güneydoğu'ya rahmetli Büyükelçi Nazif Çuhruk'un başkanlığında bir inceleme heyeti yolladı. Yazılan rapor tehlikeye işaret ediyordu. O rapor hasır altı edildi. (O sırada "kart - kurt" çağını yaşıyorduk!)
       Türkiye'de azınlıkların durumu Lozan Anlaşması'yla belirlendi. Ama Lozan değişen dünyada çeşitli sorunlara cevap vermeye yeterli değil. Bir insanın dini inancı, etnik kökeni ve kullandığı yerel dil onun kişisel malıdır. Buna karışılamaz. "Senin dilin... yoktur" denilmesi hakarettir ve insanları toplumdan uzaklaştırır, yabancılaştırır. Şimdi bırakın Zazaca, Kırmanca vs.! Diyelim ki, bazı vatandaşlarımız Japonca öğrenmek istiyor. Bunu engelleyecek misiniz? Güneydoğu sorununa bakarken yapılması gereken şey, tam demokrasi, ciddi anayasal eşitlik (bunun halen geçirli olduğunu söylemek çok zordur) ve şahsi otonomidir.

       Zazaca özel kurs
       Ne demektir şahsi otonomi? Zazaca öğrenmek isteyen şahıs açılabilecek özel kurslara devam edebilmelidir. Burada devletin yapacağı aktif bir fiil yoktur. Böyle bir kursu açmak isteyeni engellememek gibi pasif bir tutum söz konusudur. Türkiye'nin altına imza attığı belgelerde kişilerin kültürel kimliklerini geliştirebilme hakkı tanınmıştır. İşte şahsi otonomi dediğim şey budur. Nasıl Rumca, Sırpça, Japonca vs. öğrenmek isteyen engellenmemeliyse, Kırmanca, Zazaca vs. öğrenmek isteyen de engellenmemelidir. Kürtçe gazete, dergi yayınlanabiliyorsa, özel televizyonlar da yayın yapabilmelidir. Şahsi otonomi vatandaşlarımıza teneffüs imkanı verir ve bu imkan engellenmemelidir.
       Türkiye'nin resmi dili Türkçedir ve öyle de kalmalıdır. Devlet televizyonundan Kürtçe vs. yayın yapmaya kalkarsanız önünü alamazsınız ve dil birliği bozulur.

       AB rüyası bitmek üzere
       Evet, kimse söylemek istemiyor ama AB rüyası başladığı gibi bitme tehlikesiyle karşı karşıya. Sorun, Avrupa Güvenlik ve Savunma Kimliği konusuyla başlıyor. AB kendi savuma örgütünü kurmaya çalışıyor. Türkiye burada tam üye muamelesi görmek istiyor. Avrupalılar bu talebi haklı bulmuyor. Türkiye ide pleri geriyor. Bu konuda askerler çok şahin. Türkiye'nin ısrarını, AB'ye üye olmayan diğer NATO ülkeleri anlamadığı gibi, bir noktadan sonra Amerikalılar da anlamıyor. Türkiye, AB'nin NATO'nun imkanlarından yararlanmak istemesi halinde bu talebi veto edeceğini söylüyor. Buna Amerikalı bile gülüyor.
       Nitekim Ankara'da Amerikalılar Türkiye'nin tutumunun radikal olduğunu, zira veto hakkının çoğu kez kullanılma olasılığının bulunmadığını söylüyorlar. Askerlerin bu konudaki şahin tutumunun nedeni başka. Onlar azınlık hakları konusunda AB'nin Türkiye'yi sıkıştıracağını bildiklerinden, Türkiye'nin Avrupa Güvenlik ve Savunma kimliği konusunda AB'yi sıkıştırmasını istiyorlar. İş çıkmaza giriyor.
       Esasında Türkiye azınlıklar konusunda hep Lozan'a sarılıyor. Sarılıyor ama Lozan'ı pek de bilmiyor. Lozan'ın 39 ve 40. maddelerine baktığında bürokrasi biraz sarsılıyor. Lozan'ın 39. maddesinin son fıkrası çok açık: Resmi dil mevcut olmakla beraber Türk vatandaşlarının Türkçeden başka bir dili mahkemede dahi kullanabilecekleri kayıtlı. Türkiye Kopenhag kriterleri bir yana Lozan kriterlerinden de habersiz.

       Fransa'nın rahatsızlığı
       Türkiye'nin azınlıklar konusunda yaklaşımını Fransa'nın tutumuyla özdeşleştirmesi Fransızları rahatsız ediyor. Zira Fransa'da kişilerin kültürel hakları çok ileri bir noktada.
       1988 veya 1989 yıllarında Dışişleri, "Bulunduğunuz ülkede, Kürt olmadığını, bunun kart - kurtdan geldiğini anlatacak teşebbüslerde bulunun" diye bir genelge yayımlamıştı. Ben de teşebbüste bulundum ama "kart - kurtu" bir türlü İngilizceye çevirip anlatamadım!
       Diğer taraftan Türk dış politikası çoğu kez Kıbrıs ve Türk - Yunan sorunlarına endekslendi ve adeta hapsoldu. Türkiye'nin ufkunun açılması için bu sorunların çözülmesi gerekli.

Çiller Kürtçe dersine sıcaktı

       1993 yılında Sayın Çiller Başbakan olduğunda, kendisinin de makul bulduğu görüşlerimi şöyle anlattım: "Güneydoğu sorunu bir partinin veya hükümetin sorunu olmamalıdır. İşi askere yükleyerek, siyasi otoritenin sorundan sıyrılması ne mümkündür, ne de doğrudur. Bu sorunun yeri TBMM'dir. Onun için sorunu Meclis'te tartıştırın, bir komisyon kurun. Güneydoğulu milletvekillerini ve yörenin belediye reislerini sorunun değil çözümün parçası yapın. Öcalan'ın bu vatandaşlarımızın sözcüsü gibi bir pozisyon almasını önleyin."

       Cindoruk ne dedi?
       Sayın Çiller Meclis Başkanı Hüsamettin Cindoruk'la görüşmüş. Bana anlattığına göre, Sayın Cindoruk böyle özel bir komisyonun kurulmasının Anayasa'ya aykırı olduğunu söylemiş. Çiller de bana kızdı. Ben de, "Anayasa'ya aykırı hiçbir yönü yoktur. Hatta böyle bir sözü Sayın Cindoruk Türkiye'de en son söyleyebilecek şahıstır. Menderes hükümeti zamanında Ahmet Hamdi Sancar komisyonu kurulmuştu ve Yassıada davalarında Sayın Cindoruk, Bayar ve arkadaşlarının avukatlığını yaparken, komisyonun Anayasa'ya uygunluğunu savunmuştu" dedim. Ah Sayın Çiller biraz siyasal tarihimizi bilseydi!
       Çiller aslında Kürtçenin okullarda seçmeli dil olmasına sıcak bakıyordu. Zamanla askerlerin ve partinin muhafazakar - milliyetçi kanadının etkisine girdi.

       BİTTİ

© 2000 Milliyet