14 Ekim 2000 Cumartesi 
 ANA SAYFA
 SİYASET
 HABER
 EKONOMİ
 DÜNYA
 SANAT
 EĞİTİM
 YAŞAM
 SPOR
 YAZARLAR
 ENTELLEKTÜEL B.
 OKUR TEMSİLCİSİ
 ÇİZERLER
 SAĞLIK
 MAGAZİN
 OTOMOBİL
 ASTROLOJİ
 İNTER EKRAN
 HAVA DURUMU
 VİTRİN
 TEKNOLOJİ
 İŞ YAŞAMI
 PAZAR SOHBETİ
 MİLLİYET 50. YIL
 E-POSTA
 ARŞİV
 KÜNYE
 TÜRKÇE KARAKTER
 REKLAM TARİFESİ
 YARDIM SAYFASI
Umur TALU Fotoğrafı: 8375 bayt
Sakin sakin bir umut turu

       Masanın üstü gazete dolu. Hemen tümünde, açıları farklı olsa da, birçok sütunda, "medyayı sorgulayan" yazılar var. Hatta "haberleri" veremeyenlerde dahi, çok duyarlı, çok doğru açılardan yazılmış iyi yazılar var.
       Hak ettiği ölçüde etkili olmasa da, "vitrin"e layıkıyla yansımasa da, bir hassasiyetin yaygın biçimde paylaşıldığı görülüyor.
       Bu, her şeye rağmen bu mesleğin umut veren yüzü.
       Toplumla, okurla, izleyiciyle de paylaşıla paylaşıla mutlaka birikim yaratacak.

       . . .

       Ama sadece medyanın kendi içinden bir sorgulama, konumunu, işlevini gözden geçirme çabası yetmiyor.
       Medyayı rahat bırakmayan ya da tersine, medyadan kimilerinin rahat bırakmadığı başka kesimlerin de, hem gazetecilikle ilgili, hem de kendi konum ve tavırları üstüne yeniden yeniden düşünmesi gerekiyor.
       Siyaset, bürokrasi, iş ve finans dünyası, reklamcılık camiası gibi.
       Laf olsun ya da ara sıra "trend"dir diye değil; samimiyetle kendi yüzleşmelerini yapmaları gerekiyor.
       O alanlarda da bu çabayı iyi niyetle ve bilinçli bir şekilde göstermeye çalışanlar mevcut, fakat yetmiyor.
       Sonuçta, birilerinin tayin ettiği ilişki biçimleri, isteyerek veya istemeyerek herkesi peşinde sürüklüyor.
       Onların temel ilişki biçimlerini tayin ettiği "yüzsüz ve pişkin" bir bataklık, yapış yapış, vıcık vıcık, hemen herkesi içine çekiyor.

       . . .

       Mesele tabii ki, sadece namus, haysiyet, iyi ahlak, iyi niyet meselesi değil.
       "Sistematik" hale gelmiş, "başka türlü olamayacağı" düşünülen ve öyle düşünülmesi istenen bir oyun kurgusu söz konusu.
       Buna karşılık, yine en kestirmesinden şunu söylemek mümkün:
       Bazı bireylerinin, birbirlerinin işbirlikçiliğini ya da kuklalığını yaparak yırtmalarına, ihya olmalarına adanmış bir "sistem", toplumun çoğunluğunu ve ülkenin toplamını imha ediyor.
       Bu açılardan duyarlı Cumhurbaşkanı'nın, öyle meydan meydan, ekran ekran, demeç demeç, kurdele kurdele fazla içine de girmediği halde, halkın yüreğinde "yüksek güven" mertebesine yerleşmiş olması, epey açık bir mesaj.
       "Trendler"e meraklı olan "eğilimciler" varsa, işte eğilim de bu!

       . . .

       Bizim mesleğimizle ilgili olarak elbette bu camianın mensuplarına düşüyor esas sorumluluk. Yerine getiren de hiç az değil zaten.
       Ama medya ile haber, reklam, ilan, iş, dostluk ilişkisi bulunan her kesimin de durumu değerlendirmesi gerekiyor.
       Yamulttuğunuz her ilişki biçimi, cıvıtıp cıvıklaştırdığınız her mesafe, anlık yararlar adına kendinizi koyverdiğiniz her gözü dönmüşlük ve göz yummuşluk, aynı zamanda "vatandaş" sayılan size de "milli bir felaket" olarak dönüyor.
       "İtibarsız" keyfiniz yine de gıcır olmakta ısrarlı, ihtiraslı ve inatçıysa... "toplumsal tahammül sınırı" diye de bir şey var.
       Bence var!
       Sadece "bence" de değil.
       Sizce?


Yazara E-Posta: umur.talu@milliyet.com.tr

© 2000 Milliyet