17 Ekim 2000 Salı 
 ANA SAYFA
 SİYASET
 HABER
 EKONOMİ
 DÜNYA
 SANAT
 EĞİTİM
 YAŞAM
 SPOR
 YAZARLAR
 ENTELLEKTÜEL B.
 OKUR TEMSİLCİSİ
 ÇİZERLER
 SAĞLIK
 MAGAZİN
 OTOMOBİL
 ASTROLOJİ
 İNTER EKRAN
 HAVA DURUMU
 VİTRİN
 TEKNOLOJİ
 İŞ YAŞAMI
 PAZAR SOHBETİ
 MİLLİYET 50. YIL
 E-POSTA
 ARŞİV
 KÜNYE
 TÜRKÇE KARAKTER
 REKLAM TARİFESİ
 YARDIM SAYFASI
İstikrar programı tarihi önemde

Dünya Bankası'nın Türk iktisatçılarından Dr. Fahrettin Yağcı, uygulanmakta olan ekonomik istikrar programının tarihi önemini hatırlatıyor.

FAHRETTİN YAĞCI


ent.jpg        Enflasyonu Düşürme Programı ile ilgili uygulama ve tartışmalarda programın tarihi önemini ve başarısızlıkla sonuçlanmasının Türkiye'ye getireceği maliyeti gözönünde bulundurmak gerekir. Başarısızlığın üç önemli sonucu olur:
       1) Topluma güvenebileceği yeni bir programı benimsetmek zorlaşır, demokratik bir ortamda fiyat istikrarının sağlanabileceğine inanç azalır. Program teknik açıdan bugüne kadar sadece Türkiye için değil, diğer gelişmekte olan ülkeler için de hazırlanmış programların en iyilerinden biri olarak kabul ediliyor; örnek gösteriliyor.
       Koalisyon hükümetini ve bürokratlarımızı böyle bir programı hazırladıkları ve titizlikle uyguladıkları için kutlamak gerekir. Bu tür programları ortodoks istikrar programlarından ayıran en önemli fark, enflasyonun sürgitmesinde çok önemli rol oynayan beklentileri kırmaktır. Bunu yapabilmek için hem hükümete hem de programa inancı sağlam bir şekilde yerleştirmek gerekir. İlk 9 aylık uygulama ve alınan çok olumlu sonuçlar bu güvenin büyük ölçüde sağlandığını gösteriyor.
       2) Yüksek enflasyonun sebep olduğu ekonomik ve sosyal tahribat (büyüme hızının düşmesi, işsizliğin ve yoksulluğun artması, gelir ve servet farklarının derinleşmesi, vs.) ağırlaşarak sürer ve Türkiye ile gelişmiş ülkeler arasındaki gelir farkının kapatılması daha uzun süre alır. Yirmi yıllık yüksek enflasyonun en önemli tahribatlarından biri milli gelir büyüme hızının tarihsel büyüme hızının altına düşmesidir.
       Enflasyonun ortalama yüzde 15 olduğu 1950 - 77 yılları arasında milli gelirin büyüme hızı ortalama yüzde 6.3 olmuştur. 1978 yılında ilk kez enflasyon yüzde 50'nin üstüne çıkmış ve bugüne kadar yüzde 60 civarında seyretmiştir. 1980 yılından sonra, ekonomik liberalleşmeden dolayı normal olarak büyüme hızının hızlanması beklenirdi. Oysa 1978 - 98 yıllarında büyüme hızı yüzde 4.3'e düşmüştür.
       Enflasyonun ekonomide yaptığı tahribat hakkında genel bir fikir sahibi olmak için büyüme hızındaki yüzde iki puanlık düşüşün bir puanının yüksek enflasyondan kaynaklandığını varsayıp milli gelir verilerini 1978 yılından itibaren yüzde 5.3 büyüme hızı ile yeniden hesaplarsak şu sonuçları elde ederiz: Yüksek enflasyon olmasaydı 1998 yılında kişi başına milli gelir 1978'dekinden yüzde 22 daha yüksek olurdu. 20 yılda yüksek enflasyondan dolayı kaybedilen milli gelir toplam olarak 1998 yılı milli gelirinin iki katına yakındır: Büyüme hızındaki yüzde bir puanlık düşüş Türkiye'nin İtalya'nın kişi başına gelir seviyesine yetişmesini yaklaşık 50 yıl geciktirmiştir.
       3) AB'ye tam üyelik ve bölgede beklenen liderlik ihtimali zayıflar. Türkiye, uluslararası alanda ekonomik ve askeri gücüne oranla çok daha önemli bir rol oynayabilecek potansiyele sahip nadir bir ülkedir. Bölgede bir istikrar unsuru olarak, Müslüman ülkelere ve Asya Türk Cumhuriyetlerine önderlik ederek, Müslüman ve Hristiyan medeniyetleri arasında köprü görevi görerek uluslararası alanda kendine saygın bir yer oluşturabilir, AB'nin anahtar ülkelerinden biri olabilir.
       Bu rolü oynamakta başarılı olursa, bölgede ve dünyada demokrasinin yerleşmesi ve barışın gerçekleşmesine çok önemli katkıları olabilir. Ama kendi içinde istikrarı sağlayamayan bir ülkenin bölgede istikrar unsuru olabileceğine ve liderlik yapabileceğine başkalarını inandırmak zor olur.
       Bu sonuçları önlemek için kısa dönemli politik ve diğer mülahazaları bir kenara bırakıp, el birliği ile programın başarısı için çalışmanın tarihi bir görev olduğunu söylemek abartma olmaz. Bu görevin yerine getirilmesi, koalisyon ortaklarına, işveren ve isçi temsilcilerine ve özellikle medyaya çok önemli sorumluluklar yüklemekte.
       Politik istikrar, programın başarı ile uygulanması için en önemli koşul. Koalisyon üyelerinin politik istikrarı zedeleyecek her türlü davranıştan kaçınmaları gerekir. İyi hazırlanmış bir halkla ilişkiler programı çerçevesinde, programın amaç ve hedeflerini toplumun bütün kesimlerine anlatmaları ve uygulama sonuçlarını tartışmaları, hükümetin kararlılığını göstermek ve toplumun programa olan güvenini pekiştirmek için kaçınılmazdır.
       Enflasyonun yüzde 10'un altına çekilmesi sadece Türkiye'nin geleceği üzerinde önemli bir rol oynamakla kalmayacak, koalisyon üyelerinin gelecek seçim için yapacakları en önemli yatırımlardan biri olacaktır.
       Katılımcı bir yaklaşım ve sosyal anlaşma çerçevesinde, işveren ve işçi temsilcileri ile işbirliğini pekiştirmek, reel ücretlerde program öncesi dönemdeki düşüşü durdurmak, ve programın uygulanması için toplumsal desteği güçlendirmek hükümetin öncelikleri arasında olmalıdır.
       İşveren ve işçi kesimlerinin önümüzdeki 1 - 2 yılın, daha iyi günlere hazırlık niteliğini taşıdığını akılda tutup sosyal anlaşmanın geliştirilmesine aktif olarak katılmaları beklenir. 2000 yılında beklenen verimlilik artışı ve yüzde 6 - 7'lik büyüme hızı gözönüne alınınca, çalışan kitlenin program döneminde reel ücretleri sabit tutacak iyileşmeleri istemeleri haklarıdır. Bunun sosyal anlaşma çerçevesinde yapılması ve makroekonomik dengeleri bozmaması gerekir.
       Medyanın görevi pozitif bir yaklaşım ve maksimum özenle koalisyon ortakları arasındaki fikir ayrılıklarının önemini büyütmeden ve program uygulamalarındaki gelişmeleri serinkanlılıkla irdeleyerek dengeli ve yapıcı bir tartışma ortamı oluşturmaktır. Ekonomik yorumların bütün veri ve bilgiler kullanılarak titizlikle yapılması, gereksiz gerginlik yaratacak ve güveni sarsacak yorum ve tahminlarden kaçınılması gerekir.

© 2000 Milliyet