20 Ekim 2000 Cuma 
 ANA SAYFA
 SİYASET
 HABER
 EKONOMİ
 DÜNYA
 SANAT
 EĞİTİM
 YAŞAM
 SPOR
 YAZARLAR
 ENTELLEKTÜEL B.
 OKUR TEMSİLCİSİ
 ÇİZERLER
 SAĞLIK
 MAGAZİN
 OTOMOBİL
 ASTROLOJİ
 İNTER EKRAN
 HAVA DURUMU
 VİTRİN
 TEKNOLOJİ
 İŞ YAŞAMI
 PAZAR SOHBETİ
 MİLLİYET 50. YIL
 E-POSTA
 ARŞİV
 KÜNYE
 TÜRKÇE KARAKTER
 REKLAM TARİFESİ
 YARDIM SAYFASI
Serinkanlı olalım

Sabancı Üniversitesi öğretim üyesi ve tarihçi Dr. Halil Berktay'ın Radikal gazetesinden Neşe Düzel'e verdiği 1915 Ermeni tehciri ile ilgili olarak verdiği mülakat (9 Ekim) büyük ilgi gördü; tepkilere ve eleştirilere konu oldu. Berktay ile bu tepki ve eleştiriler üzerine konuştuk.

Şahin Alpay


ent.jpg        * Verdiğiniz mülakata çeşitli tepkiler oldu, eleştiriler yöneltildi. Bunların ciddiye alınacak olanları yok mu?
       Tarihsel bağlamın açıklamasını yetersiz bulanlar var. Ama hepsini söylemiştim: Türklerin kovalanmışlığı, köşeye sıkıştırılmışlığı... Büyük devletlerin himaye ve müdahaleleri sayesinde ayrıcalıklı konumlara kavuşan gayrimüslimlere duyulan sınıfsal tepkilerin, dini - milli nefretlere dönüşmesi... Balkanlardan sürülüp atılmanın dehşeti... Yine büyük devletlerin koruması altındaki yeni Balkan milliyetçiliklerinin, salt kendi bağımsızlıklarına kavuşmakla yetinmeyip, çeşitli "megali idea"lar peşinde koşmaları...
       Buna karşılık Türk milliyetçiliğinin de giderek sertleşip katılaşması... Çanakkale zorlanırken, İstanbul'un da yitirileceği ve ricat edilecek Anadolu'dan başka hiçbir yerin kalmadığı hissinin yerleşmesi... Ve tam bu sırada, Doğu cephesinde, Ermeni milliyetçi çetelerinin, Rus ordusunun harekatına paralel olarak tırmanan faaliyeti... Dolayısıyla Anadolu'nun dahi artık güvende olmadığı kabusunun, insanların üstüne çökmesi... Bunların hepsini anlattım, ama tabii hepsi yayınlanamadı ve yayınlanamazdı.
       Bağlamı verdim. Olayı da söyledim tabii. Ama galiba bazı yorumcular, bağlamın varlığı adına, olayın kendisinin zikredilmemesini, yok sayılmasını istiyorlar.

       * "Berktay'ın dedikleri Ermenilerin işine yarar, soykırım tasarısının çıkmasını kolaylaştırır" diyenler var. Bunda gerçek payı olamaz mı?
       ABD Kongresi 1915'te ne olduğuna benim sözümona "ifşaat"ıma bakarak mı karar verecek? ABD Kongresi ya da başka herhangi bir siyasal kuruluşun tarihi yargılamada "yetkili" farzedilmesinin fevkalade yanlış olduğunu vurguladım. Bu tasarıyı verenler ve destekleyenler, herkese büyük kötülük ediyorlar; ara zemini ve diyalog olanaklarını yokediyorlar.
       Ama bu başka; neyin bilindiği veya bilinmediği başka. Bağlamdan konuşabiliriz, ama Avrupa veya Amerika'da azbuçuk okumuş yazmış kimseyi, 1915'te korkunç bir olay cereyan etmediğine ikna edemezsiniz. Zira ortada tonla malzeme var. Diplomatların raporları, gazetecilerin telgrafları, Hıristiyan misyonları ve okullarından Batı'ya ulaşan duyumlar, tutulan günlükler, fotoğraflar var. Üstüne üstlük, Osmanlı devletinin kendi belgeleri, örneğin 1918 - 19 soruşturma ve yargılamasının belgeleri var.
       Zaten ne benim, ne başka herhangi bir tarihçinin, bunlardan bağımsız bir vargısı sözkonusu olabilir. Örneğin "asgari 600.000" ölü rakamı, Britannica'nın 1915'ten bu yana hazırlanmış istisnasız bütün basımlarında yer alıyor. Bunu, bir kanaatin yerleşmişliğinin en basit ölçütü olarak kaydediyorum.

       * Dünyadan kopuk olduğumuzu mu söylüyorsunuz?
       Türkiye bu konuda bir kavanozda yaşıyor, yaşatılıyor. Böyle bir olay olmadığı; bunun temelsiz birtakım "Ermeni iddiaları"ndan ibaret olduğu yolunda tekrarlananlar, kamuoyu için tatlı bir ninni oluşturuyor. Bu ninni dünyayı değil, asıl Türkiye'yi uyutuyor; hayal içinde yüzmesine, ayaklarını yere basıp olabilecek çözümleri aramak yerine olmayacak duaya amin demesine yol açıyor.

       * "Vatan haini" suçlamasına ne diyorsunuz?
       Bana "vatan haini" diyenlerin, "içimizdeki düşman" diye hedef gösterenlerin, ne fikir ve bilim özgürlüğü, ne üniversite özerkliği diye bir meselesi olmadığı apaçık görülüyor. Bir bilim adamının sadece ve sadece gerçeğe saygı duygusuyla hareket etmesi, herhalde onlara çok yabancı.
       Demokrasi sadece bir kanuni garantiler meselesi değil, aynı zamanda bir üslup meselesi. Voltaire'i hatırlayalım: "Düşüncelerinize karşıyım, ama onları savunma hakkınızı sonuna kadar savunacağım." Aykırı bir fikir söylendiğinde ilk ve otomatik reaksiyon "vatan haini" olursa, bu hoyratlık karşısında iç ortam o kadar gerilir ki, orada ne demokrasi barınabilir, ne de bilimin serinkanlı sesi. Belki de bunu istiyorlar.

Talat Paşa'nın telgrafı ne diyor?

       * Mülakatta hiçbir belge göstermediğinizden söz edildi...
       Eğer bir belge isteniyorsa, işte yayının künyesi: Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü, "Osmanlı Belgelerinde Ermeniler (1915 - 20)", Ankara Osmanlı Arşivi Daire Başkanlığı (1994). Kitabın 69. sayfasında, zamanın Dahiliye Nazırı'nın, yani Talat Paşa'nın Diyarbakır valisine çektiği bir telgraf yer almakta. Gün, 12 Temmuz 1915. Konu, Mardin'de yaşananlar:
       "Son zamanlarda vilayet dahilindeki Ermenler ile bi - la tefrik - i mezheb Hıristiyanlar hakkında katl - i amlar tertip olunduğu ve ez - cümle ahiren Diyarbekir'den sevk olunan eşhas vasıtasiyle Mardin'de murahhasa ile Ermenilerden ve diğer Hıristiyan ahaliden yedi yüz kişinin geceleri şehirden harice çıkarılarak koyun gibi boğazlattırıldığı ve şimdiye kadar bu katl - i amlarda maktul olanların iki bin kişi tahmin olunduğu ve buna seri ve kati bir netice verilmezse civar vilayattaki ahali - i İslamiyenin de kıyam ederek bi'l - umum Hıristiyanları katletmelerinden korkulduğu istihbar edilmiştir.
       Ermeniler hakkında ittihaz edilen tedabir - i inzibatiye ve siyasiyenin diğer Hıristiyanlara teşmili katiyyen gayr - i caiz olduğundan efkar - ı umumiye üzerinde pek fena tesir bırakacak ve bi'l - hassa ale'l - ıtlak Hıristiyanların hayatını tehdid edecek bu kabil vekayia derhal hitam verilmesi ve hakikat - i halin işarı."

       * Talat Paşa burada, olaylara son verilmesinden söz etmiyor mu?
       Ermenilere yapılmakta olanların durdurulmasını istemiyor; diğer Hıristiyanların katlinin önüne geçilmesini istiyor. Birinci cümlede, katliamlar tertiplendiğini anlatıyor, adeta hatırlatıyor. Mardin'de son olarak 700 kadar Ermeni ve sair Hıristiyanın "koyun gibi" boğazlandığını, böylece toplam 2 bin kişinin katledilmiş olduğunu belirtiyor. İşi yapanlar olarak ise "ahiren [önceden] Diyarbekir'den sevk olunan eşhas"tan söz ediyor; bu, 9 Ekim'de yayınlanan söyleşide söz ettiğim gibi, özel bir teşkilata atıf değilse nedir? Ayrıca, civar vilayetlerde Müslüman halkın ayaklanıp bütün Hıristiyanları kesmesinden korkulduğunu söylüyor. Bunları bir iddia olarak değil, kesin bilgi olarak kaydediyor; "istihbar edilmiştir" diyor.
       Geçelim ikinci cümleye : Ermeniler için benimsenen "inzibati ve siyasi tedbirlerin", diyor, diğer Hıristiyanlara uygulanması kesinlikle caiz değildir ve derhal durdurulmalıdır. Ermenileri de katletmeyin, diyor mu? Demiyor. Biz sadece tehcir emri verdik; genel olarak bu katliamlar da ne oluyormuş, diyor mu? Demiyor. Sadece, birinci cümlede defalarca tekrarlanan "katliam" ifadelerinin yerini, ikinci cümlede, "Ermeniler hakkında ittihaz edilen tedabir - i inzibatiye ve siyasiye" ifadesi alıyor.
       Evet, 19. yüzyıl sonu ve 20. yüzyıl başında Osmanlı İmparatorluğu'nun Türk ve Müslüman nüfusu alabildiğine köşeye sıkıştırılmıştı; kısmen imha, kısmen sömürgeleştirilme tehlikesiyle yüzyüzeydi. Ayrıca, Ermeni tehciri olmasaydı, acaba Ermeni milliyetçileri o Türk ve Müslüman nüfusa ne yaparlardı? Bir tarihçi olarak bu soruya bilimsel bir cevap veremem, ama "hadi canım, beteri olmazdı" da diyemem. Ama olmuş olanı da gözardı edemem. Vatanını, Cumhuriyeti'ni, bilimi, gerçeği ve insanlığı derinden seven hiç kimsenin de gözardı etmemesi gerekiyor.

© 2000 Milliyet