1 Kasım 2000 Çarşamba 
 ANA SAYFA
 SİYASET
 HABER
 EKONOMİ
 DÜNYA
 SANAT
 EĞİTİM
 YAŞAM
 SPOR
 YAZARLAR
 ENTELLEKTÜEL B.
 OKUR TEMSİLCİSİ
 ÇİZERLER
 SAĞLIK
 MAGAZİN
 OTOMOBİL
 ASTROLOJİ
 İNTER EKRAN
 HAVA DURUMU
 VİTRİN
 TEKNOLOJİ
 İŞ YAŞAMI
 PAZAR SOHBETİ
 MİLLİYET 50. YIL
 E-POSTA
 ARŞİV
 KÜNYE
 TÜRKÇE KARAKTER
 REKLAM TARİFESİ
 YARDIM SAYFASI
Mustafa Ata EKAV'daki sergisini çekti

Kulis / Ayça ATİKOĞLU


       Türk toplumu beş yazarını, üç müzisyenini, birkaç ressamını sayamayan, gazeteden kopmuş, tripleks villadan başka ideali olmayan, ufku dekor ile sınırlanmış, belli bir delikanlılık düzeyinden taviz vermeyen bir toplum oldu.
       Medya bizim, biz medyanın kuyruğuna takılmış, üç beş şarkıcı, birkaç mankenle idare edip gidiyoruz. Bu öyle bir kısırdöngü ki starlarımız bir yandan kültürsüzlüklerinin ezikliğini yaşarken, diğer yandan şöhretli ve paralı oldukları için kültürlüleri hiçe saymaya cüret etmeye başladılar. Ve bu süreçte medya, tarihinin en kötü sınavını veriyor. Siyasi arenada namussuzları meydana çıkarmaya çalışan medya, sosyal alanda fırına lümpenliği sürerek altından kalkamayacağı bir tarihsel suç işliyor. Eğitimden faydalanamayan bu toplum, TV yöneticileri tarafından cehaletin karanlığına sürükleniyor. İşte bu karanlıkta bir profesör ile bir şarkıcı - oyuncunun tartışması gündeme geliyor. Olay bir kesim tarafından agresif bir profesör ile ünlü bir şarkıcının terbiye meselesi ile sınırlı değil; konu mankeniyken köşe yazarı olan kadınların zannettiği gibi kadın - erkek meselesi hiç değil. Basın - yayın organlarının pazarlamaya çalıştıkları gibi ressamlar - şarkıcıya karşı falan da değil. Görece kavgadan olsa gerek, ana haber bültenleri dahil Plastik Sanatlar Derneği'nin tek satırla bile Avşar'ın adını anmayan açıklaması - ressamlar Avşar'a karşı - şeklinde duyuruldu. Oysa ressamlar sadece ve sadece karşılarına Erol Aksoy'u almışlardı.
       Şimdi burada kanımca mesele kim, nerede, nasıl duruyor meselesi. Yavaş çekim flash - back yapılırsa belki gözden kaçan birkaç şey yakalanabilir. Şarkıcı bir espri yapıyor, ressam (hiçbir kanalda ressam denmiyor, profesörlüğün altı çiziliyor, burada akademik unvan bile sanatçılıktan daha önemli tutuluyor) hiç üstüne vazife değilken sanatsal kavga ile müdahale ediyor ve mesele orada bitiyor. Ama bu olayın ve Türkiye olayının esas kahramanı kameraman olduğu için orada bitirilmiyor. Aradan birkaç dakika geçtikten sonra kameralar bu kez Adnan Çoker'e yöneliyorlar. İşte Avşar bu noktada kendi alanına (yani kameramanla gelen şöhrete) girilmesine dayanamıyor ve çok olan Çoker'e bu kez o müdahale ediyor. O ana kadar rol üstlenmeyen işadamı da kameramanları görünce rol üstlenmek zorunda kalıyor ve kameramanların çoğu paparazzi olduğu için zekice, tavrını şarkıcıdan yana koyuyor. Kamera nerede ise hayat orada durumları.

       Erol Aksoy'a tepki
       Cumartesi günü PSD'li ressamlar bir toplantı yaptılar. Meselesi hem hayatı boyunca inanmadığı için örgütsel mücadeleye girmeyen, dolayısıyla PSD üyesi olmayan Adnan Çoker'in yanında durmaktı, hem de Türkiye'de yeni bir olgu olan sponsor - sanatçı ilişkisinde sponsorun nerede durması gerektiğini konuşmak.
       Ressamların çoğu bu alanda haddini aşan Erol Aksoy'un galerisinde sergi açmama taraftarı oldu. Ama bu kararı savunanların çoğu, sergi listesinde adı olmayan sanatçılardı. Adı olanlardan ise, şimdiye değin bir karşı ses gelmedi. Yoksa onlarda mı tripleks ideolojisinin altında kalmışlar!

       Seksi yorumcular
       Klasik müzik konserlerinin TV'lerde artık prime - time'a girememesi, konser salonlarında yaş ortalamasının yükselmesi, plak şirketleri ve basın danışmanlarını yeni bir strateji geliştirmeye yöneltti: Seksi yorumcular.
       Böylece ortaya Linda Brava gibi şortla konsere çıkan viyolonselistler, Brava ile kıyaslanamayacak yorum gücüne rağmen omuzlarını pop şarkıcısı gibi açıkta bırakan tuvaletlerle konser vermeye başlayan Anne Sophie Mutter vd. gibi bir nesil çıktı ortaya. O kadar ki, dünyanın en önemli orkestra şeflerinden biri kabul edilen ve geçtiğimiz günlerde BBC Symphony'nin başına getirilen Leonard Slatkin, Times'a verdiği demeçte şöyle diyor: "Kemancılar, bazen birinci keman dahil, konsere yarı çıplak gelmeye başladılar. Vücudu yağ içinde olanlar bile soyunuyor. Feci bir durum. Bu kadınları hicap duymaya ve örtünmeye davet ediyorum." Uto Ughi ise durumu şöyle özetliyor: "Kabiliyetini gösteremeyen başka bir şeyini gösterir."

       Kültürsüzlük sınırları zorluyor
       Bu kitaptaki ilk yazı 1965'te yazılmış, son yazı 1996'da. Yani hazırlamak, kültür coğrafyamızda geçmişe yolculuk yapmak bakımından da çok hoş.
       Memet Fuat'ın "Kültür Alışverişi" Adam Yayınları'ndan çıktı. Kültürsüzlükten bayağılık sınırlarını zorlamaya başladığımız şu sıralarda belki birkaç kişiyi boğulmaktan kurtarır diye umutlanıyorum.

       Kültür birikimi
       1985 yılıydı, bir İngiliz arkadaşımı görmek için İtalya'nın miniminnacık ama soylu, ama komünist kenti Parma'ya gitmiştim. Sabahları evin temizleyicisi ile sohbet ediyorduk. Bir süre sonra arkadaşımdan 6 yıldır çalışan bu kadının okuması yazması olmadığını anladım (Nitekim bizim arkadaş yıllardır niye bıraktığı notlardaki işlerin yapılmadığını merak eder dururmuş). Ne var ki bu çilekeş, fakir kadın bana Verdi'den, Parma'nın getirdiği önemli sanatçılardan falan bahsediyordu. Yani "ben aşağıda olabilirim ama burası çok yüksek bir yer" mesajı veriyordu. Bir ülkenin vatandaşına - okuma, yazma bilmese bile - kültür verebilmiş olmasının önemli bir ölçüsü budur işte. Yazarını, çizerini, düşünürünü bilmek...
       Memet Fuat'ın "Demokrasiyle yönetilmek istenen bir ülkenin bütün insanlarını `kültürlü' yapma gereğinin kaçınılmaz zorunluluğunu duyarak en sıradan işleri yüklenenlerin bile... Diyelim Yunus'u, Karacaoğlan'ı, Fuzuli'yi, Bedreddin'i, Sinan'ı, Siyahkalem'i, Itri'yi, Dede Efendi'yi, Atatürk'ü, Nazım Hikmet'i, Eflatun'u, Shakespeare'i, Cervantes'i, Rousseau'yu, Marx'ı, Tolstoy'u bildiği bir ülke... ' saptaması ve beklentisi çok örtüştü.
       Starlarımızın bile Ayşe Kulin'den başka yazar adı sayamadığı bu ülkede kültürel soruna - demokrasi - kadar acil çözüm getirilmesi gerekiyor.
       Zor değil inanın, örneğin TV yöneticileri Adam Yayınları'ndan yeni çıkan bu kitabı alarak başlayabilirler işe!


© 2000 Milliyet