|
|
Lider ve parti
CUMHURBAŞKANI Sezer'in söylediklerine katılmamak mümkün değil:
"Milletvekillerini halk değil, liderler seçiyor. Partiler demokratikleşmeli..."
Bu sözler gerçeğin ifadesidir ama gerçeğin bir bölümünün ifadesidir.
Demokrasimizin partiler kanadındaki sorunların temelinde darbeler yüzünden siyasi yelpazenin parçalanmışlığı vardır, partilerin bu yüzden küçülmüş olması vardır, siyasi geleneklerin oluşmaması vardır...
Bugün Mesut Yılmaz partisine Turgut Özal'dan daha fazla hakimdir...
Tansu Çiller partisine Demirel'in Adalet Partisi'ne hakim olduğundan daha fazla hakimdir.
Ecevit İsmet Paşa'nın CHP'sinden daha fazla hakimdir DSP'ye...
"Bugünkü liderler böyle olduğu için" değil... Kim bu ufalmış ve kurumlaşmamış partilere lider olsa, böyle olur...
Bahçeli yenidir ve partisi Türkeş'in partisinden büyüktür. O yüzden yapısal bir 'analiz' için erkendir.
* * *
PARTİLERİN ufalanmış olması hem lider sultasına yol açıyor, hem "siyasi irade"yi zaafa uğratarak bürokratik ve askeri iradenin etki gücünü artırıyor. Çünkü üç dört lideri "ikna" etmek yetiyor!
12 Mart ve 28 Şubat aynı modelin versiyonlarıdır: Meclis ve hükümeti feshetmeden 'istenenler'i yaptırtmak...
Ama 12 Mart'ın muhatabı büyük AP ile büyük CHP idi... 28 Şubat'ın muhatabı ise ufalanmış partilerdir...
12 Mart karşısında AP ve CHP kendini toparladı... Hatta CHP'de Ecevit liderliğinde "Ortanın Solu" hareketinin tırmanışı 12 Mart'a karşı çıkışla başladı.
28 Şubat ise ufalanmış partileri kolayca yönlendiriyor. İşte Anayasa Komisyonu'nun sivil ve liberal değerleri savunan Başkanı Ertuğrul Yalçınbayır görevinden uzaklaştırıldı, 28 Şubat'ta "iyi not" almış bir isim getirilecek galiba.
* * *
SİYASET çözebileceği sorunları ya çözemiyor ya da çok gecikerek çözebiliyor. Çünkü "siyasi irade" zayıftır. Bu kadar parçalanmış bütün demokrasilerde "halkın iradesi" Meclis'e ve hükümete yansımaz; baskıcı, durgun bir "ortacılık" (merkez) bütün ufak partileri etkisi altında tutar; siyasi fikirler silinir, hepsi birbirine benzer... Maurice Duverger'nin "Halksız Demokrasi" adlı kitabında anlattığı budur!
Fransa'daki 6 partili "Dördüncü Cumhuriyet" döneminde olduğu gibi...
Giovanni Sartori bu modele "yönetemeyen demokrasi" adını verir, bu parçalanmış, iradesiz demokrasi aynı zamanda yolsuzluğa pek müsaittir! Çünkü yönetme iradesi gibi denetleme iradesi de zayıflamıştır.
Böyle demokrasilerde "milli irade"nin ülkeyi yönetme gücünü nasıl kazanabileceği konusundaki anahtar mekanizma, sandıktan pazarlıksız, koalisyonsuz bir "iktidar" çıkabilmesini sağlayacak siyasi reformlardır; Fransa'daki bugünkü Beşinci Cumhuriyet rejiminin oluşturulması bunun örneklerinden biridir.
Türkiye'de böyle bir reform uzakta gözüküyor. Şimdilik yapabileceğimiz şey, Sadettin Tantan'ın ufuk açan deyimiyle "birinci tehlike, yolsuzluktur... gündemin değiştirilmesine fırsat vermeyin" sözüne sahip çıkmak ve Avrupa Birliği sürecinin hızlandırılmasına destek vermektir.
Yazara E-Posta: t.akyol@milliyet.com.tr
|
|