1 Kasım 2000 Çarşamba 
 ANA SAYFA
 SİYASET
 HABER
 EKONOMİ
 DÜNYA
 SANAT
 EĞİTİM
 YAŞAM
 SPOR
 YAZARLAR
 ENTELLEKTÜEL B.
 OKUR TEMSİLCİSİ
 ÇİZERLER
 SAĞLIK
 MAGAZİN
 OTOMOBİL
 ASTROLOJİ
 İNTER EKRAN
 HAVA DURUMU
 VİTRİN
 TEKNOLOJİ
 İŞ YAŞAMI
 PAZAR SOHBETİ
 MİLLİYET 50. YIL
 E-POSTA
 ARŞİV
 KÜNYE
 TÜRKÇE KARAKTER
 REKLAM TARİFESİ
 YARDIM SAYFASI
Derya SAZAK Fotoğrafı: 6896 bayt
Yeni Çankaya

ANKARA


       Özal, Demirel, Sezer.
       Üç devir, üç isim... Cumhurbaşkanı ve eşi Semra Sezer'in 29 Ekim davetleri, Çankaya Köşkü'nün "mütevazı" sahipleriyle, geçen 10 yılın anılar galerisindeki "karizmatik" liderleri kıyaslama çabasındaki gazeteciler açısından sıcak bir ortam oluşturdu.
       Hemen belirtelim:
       Sayın Sezer, Çankaya'ya alışmış.
       Siyasetin dışından gelmesine karşın, halkın gündemini yakalamada ve kendi düşüncelerini öne çıkarmada ustalaşmaya başlamış. Cumhurbaşkanı'nın henüz altıncı ayında bu kadar rahatlamasının nedeni açık. Sezer'i Köşk'e çıkaran "siyasi irade" bu seçimdeki isabeti kanıtlamak istercesine her gün yeni bir olanak sunuyor.
       Örnek mi?
       Eski Cumhurbaşkanı'nın görev süresi uzatılmazsa hani "devlet krizi" çıkacaktı?
       Çıka çıka "bankalar kriz"i çıktı.
       Egebank'ı soyan yeğenin, "Burası muz cumhuriyeti mi?" diye feryat ederek kendisini iki kez tutuklayan mahkemeye isyanı "devlet krizi" sayılmazsa, 864 rakımlı tepede gayet istikrarlı bir manzara gözleniyor.
       Başbakan, koalisyon liderleri, muhalefet temsilcileri, ordunun komuta kademesi, 29 Ekim'de tam kadro Çankaya'daydı.
       Askeri dönemin Cumhurbaşkanı Evren'den sonra Çankaya'ya çıkan Özal'ın ilk günlerindeki "Alışamadık" tepkilerinin aksine, seçilene dek kimsenin tanımadığı Sezer'e kısa sürede halkın gösterdiği sevgi ve destek yadsınamaz bir gerçek.
       Şaşırtıcı olan, bu rüzgarın dalga boyunda gitmesi gereken hükümetin kendi seçtirdiği Cumhurbaşkanı'ndan adeta rahatsız olmasıdır.
       Oysa Ecevitler ve Sezerler sadelikleriyle birbirine çok benziyorlar. İki aile de protokol sevdalısı değil, söyleşi konuları şahsilikten uzak, toplumsal... Çıkarcı kuşatmalara kapalılar.
       Çankaya Köşkü'nün ikinci günkü konukları arasındaydık; Cumhurbaşkanı, el sıkışmasından, tanıdığı herkese "sayın..." diye hitap ederek gösterdiği sıcak karşılamaya kadar, her adımında içten bir davranış kalıbı çiziyordu. Mesafeli ama donuk değil. Mesajlarında rahat. İnandığı fikirlerde inatçı bir kişilik.
       Aksi olsa YÖK krizinde, memur kararnamesinde, kendini seçtirenlerin "diyet" beklentisine boyun eğerdi. Yapmadı. Ödün vermedi.
       Şimdi hükümete diyor ki: "Aceleniz varsa, Meclis'ten yasa çıkarın." Siyasi partilere yaptığı demokratikleşme çağrısı da anlamlıdır.
       Kendisini de bu liderlerin seçtirdiği savunusuna karşın şu gerçeği unutmayalım: Sezer formülü, "Meclis'ten bir milletvekilini Çankaya'ya çıkaramayan" parti başkanlarının son seçeneği olarak 5'li uzlaşıyla hayata geçmiştir.
       Çankaya'daki davette Sayın Sezer'e, "temiz toplum" mesajına halkın verdiği desteği sorduk. "Türkiye bunu başaracak sizler de aynı tepkiyi almıyormusunuz? Şeffaf bir topluma doğru gidildikçe bu kirlenme azalacak. Ben inandıklarımı söylüyorum, sizler de yazmaya devam edin... Sonuna kadar gidilsin" diye konuştu.
       Yeni Cumhurbaşkanı, demokrasi, özgürlükler ve hukuk devleti rotasında ilkeli yaklaşımıyla, siyasetin önünde gidiyor.
       Keşke hükümet bu söylemi somut politikalarla destekleyebilse... Sezer'e "muhalif" gözle değil, Anayasa'nın da öngördüğü "icracı" ruhla, dayanışmacı, paylaşmacı duygularla bakılabilse.
       Köşk'ten şu izlenimle döndük:
       Halkın Sezer'e sevgisi boşuna değilmiş!


Yazara E-Posta: dsazak@milliyet.com.tr

© 2000 Milliyet