1 Kasım 2000 Çarşamba 
 ANA SAYFA
 SİYASET
 HABER
 EKONOMİ
 DÜNYA
 SANAT
 EĞİTİM
 YAŞAM
 SPOR
 YAZARLAR
 ENTELLEKTÜEL B.
 OKUR TEMSİLCİSİ
 ÇİZERLER
 SAĞLIK
 MAGAZİN
 OTOMOBİL
 ASTROLOJİ
 İNTER EKRAN
 HAVA DURUMU
 VİTRİN
 TEKNOLOJİ
 İŞ YAŞAMI
 PAZAR SOHBETİ
 MİLLİYET 50. YIL
 E-POSTA
 ARŞİV
 KÜNYE
 TÜRKÇE KARAKTER
 REKLAM TARİFESİ
 YARDIM SAYFASI
Umur TALU Fotoğrafı: 8375 bayt
İzler bizi sürükler

       Bugünlerin tarihi yazıldığında, adı akla gelecek mi, bilmiyorum ama, sanırım gelmeli.
       Bu ülkede, artılarıyla eksileriyle, yaptıklarıyla yıktıklarıyla çeşitli siyasetçiler, devlet adamları tarihe izler bıraktı...
       İyi izler... kötü izler.
       Ama şimdi aklımdan geçirdiğim şahsiyetin izlerini ayırt edebilmek için ayak izlerine, hatta parmak izlerine bakmak gerekecek.
       Anglosaksonların deyişiyle, kamuoyu önünde, açıklık ve şeffaflık bakımından bu kadar "low profile", bu denli dikkat çekmezlik! Pes doğrusu.
       Emin değilim; "low profile"ı "dikkat çekmezlik" diye kullandım ama, bire bir çeviri yapsak "alçak profil" olurdu herhalde.
       Yalnız, "dikkatinizi çekmek" isterim!
       "Kamuoyu önünde ve açıklık, şeffaflık bakımından" dedim.
       "Kapalı kapılar ardında" demedim.

       . . .

       Karizmatik bir şahsiyetin arkasında, onun karizmasının ve gücünün, ama aynı zamanda fiziki güçsüzlüklerinin sayesinde, bir güç gösterisi.
       Karizmatik liderin nazik, itibarlı, fakat sert otoritesi altında "parti içi demokrasiden" nasipsiz, buna karşılık gerçekten "bilgili, duyarlı, düzgün adam ve kadınlar"ın da bulunduğu partide, sadece "üstün sadakat"le elde edilen bir mevki.
       Ben, hangi konuda bilgili, hangi konularda duyarlı olduğunu bir türlü anlayamadım.
       Anladığım ise sadece bir "organizasyon" becerisi.
       "Organizasyon", çok açık uçlu bir kavram elbette.

       . . .

       Eğer siyaset ve hükümet, hayatımızı belirliyorsa, ki herhalde belirliyor, "belirlenen" sizler, belirleyenler arasında bir "gölge"yi ne derece teşhis edebiliyorsunuz, emin değilim.
       Çünkü bizler de tam edemiyoruz.
       Oysa o "gölge", çat orada, çat burada; bazen okuduğunuz "haberler"in arkasında duruyor; göremiyoruz...
       Bazen, şu batık bankalar, tuhaf krediler gibi sahnelerin perde arkasında, kulisinde dolanıyor; duyamıyoruz.
       "Emanet gücü"nü, hakkını teslim etmek gerekirse, iyi kullanıyor.
       Bazen açık biçimde, emaneti veren adına...
       Bazen, onun adınaymış gibi, kafasına göre.
       Gücünü ve etkisini kanıtladığı birtakım olayları da, muhtemelen "emanet gücü"nün kaynağı olan karizmatik şahsiyete "kanıt" göstererek konumunu sürdürüyor ya da sağlamlaştırıyor.
       Tahmin ediyorum ki, bazen o şahsiyeti, bazen onun namına muhatap olduğu birilerini, bazen de hepimizi uyutuyor.
       Mesela bir bankanın geride bıraktığı izleri takip etsek...
       Onun telkinleri, tavsiyeleri, garantileri, teşvikleri, sözleri, uyarıları, temasları mutlaka birer "parmak izi" olarak karşımıza çıkar.

       . . .

       "Dürüstlük"te çok duyarlı olan karizmatik şahsiyetin, bu perde - sahne arkası, kulis loşluğundaki, sinsi, "alçak profil" ilişkilerin, güç gösterilerinin ne kadarını bilip ne kadarını onayladığını gerçekten bilmiyorum.
       Biliyorsa da felaket... Bilmiyorsa da.

       . . .

       Hissettiğim şu:
       Misal; Zekeriya Temizel ne yapabiliyorsa, ona rağmendir. Ne yapamıyorsa da orada o "gölge" vardır.
       Misal; Sema Pişkinsüt işkence ya da cezaevi katliamında "Meclis duyarlılığı" diye bir duygu ve eylemi biraz olsun harekete geçirdiği halde, daha doğrusu o yüzden çelme yemişse, bir "gölge"nin ayak izinin olup olmadığına bakmalıdır.

       . . .

       Haklı olarak diyeceksiniz ki, "kim bu zat?"
       Vallahi ben adını koymadım, zaten adını da ben koymadım!
       Öylesine "low profile" ki, adını çıkaramadım.
       Fakat şu da var:
       Halk nezdinde Sezer, Tantan, Temizel gibi "sağlamlar"ın itibarı, desteği yükselirken, bazıları hep "low" kalıyor.


Yazara E-Posta: umur.talu@milliyet.com.tr

© 2000 Milliyet