|
|
Demokrasi ve Cumhuriyet
Cumhuriyetin 77. yıldönümünü hayırlısıyla kutladık. 10. yılı kutladığımız gibi çoşkuncasına değil ama, olsun. Cumhuriyetin 100. yıldönümünü de, sonrasını da hep kutlayacağız; Jakobenlerimiz var oldukça..
Elbette ki bu "Jakobenlerimiz" lafını, onu her duyduklarında saçları dikleşenlere muziplik olsun diye söylüyorum. Yoksa doğrusu "Memleketin sağlam kuvvetleri var oldukça.."dır. Bu bir bakıma memleketin sağlam kuvvetlerinin jakoben tabiatta bulundukları anlamına gelmez mi? Eğer Fransız İhtilalinin ürünü jakobenliği sade manasıyla "Laik cumhuriyeti ve vatanın bütünlüğünü koruma" olarak alırsanız, bu elbette böyledir. Bu elbette böyledir ve bunun demokrasiyle çelişen bir tarafı da yoktur. Zaten Cumhuriyeti üçüncü denemede nihayet çok partili demokratik parlamenter sisteme ulaştıranlar memleketin o aynı sağlam kuvvetleri değil midir? Eğer bugün Cumhuriyeti beğenmeyip onu numaralandırmaya kalkışanlarla şeriat özlemindeki hempalarının "1920'ler ve 1930'lar modelleri ayakbağı oluşturmasalardı bu hedefe çok daha önce varılmış bulunabilirdi.
Zira Cumhuriyet başından itibaren, sonuçta demokratik karakterdedir. Milli mücadele bir Meclisin çatısı altında yürütülmemiş midir? Başkomutan, yetkilerini ondan almamış mıdır? Saltanat ve hilafet onun oylarıyla kaldırılmamış mıdır? Nihayet Cumhuriyet kimin kararıdır? Eğer Cumhuriyeti ayıracak olursanız bütün bu sonuçlara tartışmalı oturumlarda varılmıştır. Cumhuriyet ise bir süreçin doğal ve kaçınılmaz varış noktasıdır. Meclis hiç bir zaman "üzerine ölü toprağı örtülü" bir meydan olmamıştır.
Bizim 77. yılını kutladığımız Cumhuriyetimiz, hep, tam bir cumhuriyet olmuştur. Demokrasimizi ise - bu, aslında güç olmayan bir çabadır - eksiklerinden kurtarmaya çalışıyoruz. Bunun önündeki tek ciddi engel, hiç kimse yanılmasın ve memleketin sağlam kuvvetleri gayet doğru görüyorlar, irticadır. Numaralı cumhuriyetçiler, entel liboşlar, kafası biraz havada iyiniyetli aydınlar fasafisodur. Bilerek veya bilmeyerek o değirmene su taşıyanlardır. Asıl istek, hem de Cumhuriyetin kutlandığı gün, FP'nin Genel Başkanı tarafından dile getirilmiştir: "Türkiye Cumhuriyetinin laiklik ilkesine bakışını yeniden gözden geçirmesi lazımdır".
Alan da kaçan, değil mi?
Onların bu hedefi ne Cumhuriyetimizin kuruluşundan, ne de demokrasiye geçişimizden bu yana değişmiştir. Bunun gerçekleşmesidir ki Türkiye Cumhuriyetini bütün İslam devletleri arasındaki müstesna mevkiinden sökecek ve onu güruhun içine tekrar sokup oturtacaktır. Sanki 77 sene hiç yaşanmamış gibi.. Belki bunu düşünerektendir ki Cumhurbaşkanı Sezer 29 Ekim mesajında şöyle demiştir: "Cumhuriyetle birlikte yaşamımıza giren demokrasi kültürünü yaşam biçimi olarak benimsemeli ve ülkemizin demokratik, laik bir sosyal hukuk devleti olmasının önünde duran tüm engelleri hep birlikte kaldırmalıyız".
Bundaki zorluğun bilinçi tesbih çeken eli tetik çeken elin panzehiri sananlara kadar herkeste bulunmalı ve herkes toplum düzenindeki "yumuşak karın"ı bulmakta o takım ne kadar mahirdir, hiç unutulmamalıdır. Başörtüsü sorununun üniversitelerde cepharçlığı ödenerek konu mankeni gibi tutulmuş özel görevli muhtaç kız öğrencilerle başlatılması ve dalga dalga yaygınlaştırılıp büyütülmesi gözlerin önünde cereyan etmiştir.
|
|