|
|
Süpürülen hafıza
Paranın da izini sürmeli...
Kanın da.
"Öldürülme korkusuyla" cezaevinde öldürüp duran Ergin kardeşler sadece bir "mafya hesaplaşması" fotoğrafının içine hapsedilip duruyor.
Tamam, cezaevleri tartışılsın, Adalet Bakanı'nın yaptığı gibi, kendi bakanlığı mı, İçişleri mi sorumlu, bulunsun.
Ama kaynayıp giden başka bir şey var:
O da, bu kardeşlerin aynı zamanda Mustafa Duyar temizliğine de imza atmış olmaları.
. . .
Türkiye'de ne olup bittiğini anlayabilmek için tekrar tekrar ışık tutulması gereken izler Mustafa Duyar'ınkiler.
Biliyorsunuz, o ayak izleri önce "müthiş korunan" Sabancı gökdelenlerinde bulundu.
Belçika'daki Fehriye için titizlenenler, Duyar'ın oraya nasıl girdiğini izah edemediler.
Geride "Kürt sorunu" üstüne araştırma hazırlatmış Sabancılar'dan bir kardeş ile iki çalışma arkadaşının cesetleri kaldı.
O sıradaki iddialardan biri, daha sonra Susurluk'taki kazada ölen emniyetçi Hüseyin Kocadağ'ın "kuleye adam sokma yolu"nda çeşitli bağlantıları olduğuna dairdi.
Bir başka iddia ise, "Sabancı cinayeti"nde kullanılan silahlardan birinin daha sonra Susurluk'ta ortaya çıktığıydı.
İkisi de havada kaldı.
. . .
Daha sonra tuhaftır ki, Mustafa Duyar, pişman bir eylemci olarak yurtdışında "paketlenip" Türkiye'ye getirildi. "İtiraflar"da bulundu. Cezaevine konuldu.
Sanki hep konuşmaya hazırdı. (Nitekim, ANAP'lı Eyüp Aşık o olduğunu düşündüğü birisinin yurtdışından kendisini aradığını da söylemişti.)
Fakat ne olduysa, cezaevinde oldu.
Cezaevinde evlenen ve muhtemelen "normalleşmek" isteyen, sadece resmi biçimde değil, vicdanıyla da "pişmanlık" taşıyan Duyar orada öldürüldü.
Örtülü ödenek "ihbarcısı" olan Selçuk Parsadan da yaralı kurtuldu.
Belki Parsadan hedef değildi, araya karıştı; orası meçhul.
Ama Duyar cımbızla seçilip öldürülmüştü; "temizliğin" arkasındaki eller ise, son olarak Uşak Cezaevi'nden nakledilirken "Yaşasın Devlet" diye bağıran Ergin kardeşlerdi.
Siz bu cinayetin, bu temizliğin bir izahına rastladınız mı?
Öyle karanlık kalıverdi.
Devlet, tereyağından kıl çeker gibi getirdiği, sansasyonel ve karanlık bir cinayetin "itirafçı faili"ni neden koruyamamıştı?
. . .
Daha önce defalarca "firar edebilen" Nuri Ergin'in biyografisindeki ilginç notlardan biri, bir cinayetten sonra, 12 Eylül öncesindeki sekiz ayrı cinayette kullanılmış bir Uzi ile yakalandığı.
Erginler ile Çakıcı arasındaki hasımlığı yeraltı dünyasında hakimiyet savaşı olarak biliyoruz.
Çakıcı'nın öyküsü kabadayılıktan "devlete hizmete" geçişi ve kullanılışı da içeriyor.
O öykü, belki de diğer hayat hikayesine de ışık tutuyor. Kim bilir!
Yeraltı dünyasının paylaşım savaşı olarak izlediğimiz mücadelenin içinde, belki de görünmez bir el, her ikisini birbirine temizletmek istiyor. Kim bilir!
. . .
O yüzden, Duyar'ın izleri, onun üstündeki parmak izleri, onun kan izleri, ısrarla üstünde durulması gereken ama nedense çıt çıkarılmayan bir "bilmece" olarak duruyor.
Yazara E-Posta: umur.talu@milliyet.com.tr
|
|