|
|
Aldanışın keyfi ve keşfi
İnsanlığın, üretiminin, tüketiminin gelişimiyle eş anlı olarak bir de "aldanmanın ya da aldatılmanın keşfi"nin tarihi var.
İnsanlar; siyasi, toplumsal ya da ekonomik olarak peşine düştükleri ya da içinde sürüklendikleri çeşitli süreçlerde "aldatılma"yı da keşfediyor.
. . .
Bir "Führer"in peşine takılan koskoca bir Almanya sadece yenilgiyi ve yıkımı tatmadı; aynı zamanda "aldanmışlığın" ezikliğini de yaşadı mesela.
Ya da "Sovyet modeli sosyalizm", varlığıyla da çöküşüyle de, sadece kendi sınırları içinde değil, "enternasyonal" olarak da, "aldatılmışlık" duygusu yaşattı.
Kapitalizm, "var olabilen en geçerli sistem" olarak iddiasına rağmen, her evresinde, en azından toplumların bir kısmına sık sık "aldatılmışlık" duyguları verdi, veriyor.
Sistemlerin, rejimlerin ötesinde, siyasi liderlerin çoğu, gelişmiş ya da gelişmemiş ülkelerde ya bir süre sonra ya da çok sonra, ama mutlaka "aldanmıştık" dedirtebiliyor.
İlle siyasal bir düzey de şart değil; gündelik hayat, üretimden tüketime ve insan ilişkilerine kadar "aldanma" ve "hayal kırıklıkları" ile dolu.
. . .
Küçük bir tur yaparsak;
Amerikalılar, "dünyanın en gelişmiş sistemi" ve en "tıkır tıkır demokrasisi" üstüne bu duyguyu yaşıyorlar şimdilerde.
Fransızlar "hiç düşmeyen uçak"ın kalkıştan 50 saniye sonra düşebildiğini gördüler. Singapurlular ya da Taylandlılar "hiç kaza yapmayan havayolu şirketi"nin piste çakılmasına tanık oldular.
Avusturyalılar "dünyanın ilk ve çok güvenli dağ treni"nde en basit tedbirlerin dahi alınmadığına yanan ve boğulan 160 cesetle uyandılar.
İngilizler, hatta tüm Avrupalılar, "günlük şu kadar et tüketimi"yle de ifade edilen gelişmişlik düzeylerinin öldüren deli danalar doğurduğunu, üretim ve tüketim azgınlığının ölümcül olduğunu fark ettiler.
Yine "bolluk toplumları"nın gıda depolarının, daha büyük verim adına "zehirlenmiş" ürünlerle dolu olduğu keşfediliyor.
"Bilgi çağının beyni" Microsoft ve onun beyni, "dünyanın en zengin adamı" Gates, çok güvenli sistemlerinin haşat edilebildiğini, ayrıca "milyonlarca aç insanın bilgisayar yiyemeyeceğini" anladılar.
"İyi eder" sanılan bir sürü ilacın "kötü ettiği" anlatılıp duruyor.
Dünyanın her tarafında, peşlerinden sürüklenilen seçilmiş ya da tünemiş liderlerin yolsuzlukları, soysuzlukları üstüne durmadan yeni sayfalar yazılıyor.
Kimi zaman "kalkınma hamlesi", kimi zaman "girişim" denilen birçok faaliyetin, tahrip edilen doğal denge, içine edilmiş denizler, delinmiş ve ısıtılmış hava ile insanlığa yerel ya da ortak felaketler hazırladığına tanık olunuyor.
. . .
Türkiye'yi ayrıca turlamaya gerek var mı?
"Aldatan" siyasi kişilikler, kendi vatandaşlarına komplo kurabilen devlet temsilcileri, girişim özgürlüğü ve serbest rekabet derken devleti ve halkı oyan ve soyan işadamları...
Banka olmayan bankalar, gazeteci olmayan gazeteciler...
İhracat olmayan ihracat, sahte etler, naylon faturalar...
Yalanlar, yalanlar, yalanlar!
. . .
Her "aldatılmışlık" keşfi aslında insanın kendisini de yeniden yeniden tanıması.
Aldatılmışlığın keşfini önceleyen süreç, aldanmanın ve aldatmanın keyfi.
Bir gün tek tek ya da üçer beşer bıçak altına yatacaklardan oluşmuş "sürü"nün, yine de ihtiras ve iştahla, birbirini itekleyerek otlamanın keyfini yaşaması...
Kendisini ille de bir köpeğin bekçiliğine emanet etmesi ve sonra onun kurt çıkması gibi.
Yazara E-Posta: umur.talu@milliyet.com.tr
|
|