10 Aralık 2000 Pazar




BİZE ULAŞIN



HABER İNDEKSİ



ARŞiV



YARDIM



KÜNYE



·  SON DAKİKA  
·  ANA SAYFA  
·  GÜNCEL  
·  SİYASET  
·  EKONOMİ  
·  YAZARLAR  
·  SPOR  
·  DÜNYA  
·  YAŞAM  
·  MAGAZİN  
·  SANAT  
·  SAĞLIK  
·  KADIN & MODA  
·  ASTROLOJİ  
·  OTOMOBİL  
·  ÇİZERLER  
·  TEKNOLOJİ  
·  TV'DE BUGÜN  
·  İŞ YAŞAMI  
·  ENTELLEKTÜEL B.  
·  OMBUDSMAN  
·  HAVA DURUMU  
·  CUMARTESİ  
·  PAZAR  
 
 




*Onbir ayın Sultanı RAMAZAN*
Dile hakim olmak

     Hazırlayan: İsmail Özcan

     Hayatımızın en zor işlerinden biri dilimizi tutmak, onu ancak gerektiği yerde, gerektiği kadar kullanmaktır. Onu kullanmanın dozu aşıldığında, sahibinin başına birçok dertler, belalar açtığı sayısız tecrübelerle bilinmektedir. Bu sebeple atalarımız dil için, "Cirmi küçük, cürmü büyük" demişlerdir. Hiçbir konuda, dil ve onun tezahürü olan söz üzerinde durulduğu kadar durulmamış; deneylere dayalı öğütler verilmemiştir. Atasözlerimiz bu yönden çok zengindir. "Kılıç yarası iyi olur, dil yarası iyi olmaz", "Dil, söyler saklanır; baş belaya katlanır", "Dilim, seni dilim dilim dileyim; her başıma geleni senden bileyim" gibi sözler rastgele seçilmiş örneklerdir.
     Dinde de, dili tutmanın, onu yerli yerinde kullanmanın önemi atasözlerindekinden daha az vurgulanmamıştır. Başta Peygamberimiz, bütün din büyükleri dile hakim olmanın zaruretinden ve bunun sağlayacağı kazançlardan bahsetmişlerdir. "Dilini ve tenasül organını kötülüklerden koruyana ben de cenneti garanti ederim", "Allah katında en sevimli iş, dili kötülüklerden korumaktır" sözleri Peygamberimize aittir. Hz. Ali, "Dil bedenin denge organıdır; dil doğru olursa diğer organlar da doğru olur" diyor. Ebu Hazım Mekki de, "İnsan, ayağını bastığı yere dikkat ettiğinden daha fazla diline dikkat etmelidir" tavsiyesinde bulunuyor.
     Bütün bunlar bize, her sözümüzü tartarak, düşünerek, ince eğirip sık dokuyarak söylememizi anlatmaktadır. Fakat ne yazık ki, bu güzelim öğütler tutulmamakta, çoğu kimse dili kendi haline bırakmaktadır. Hz. Ali’nin, "Dil, yırtıcı bir hayvana benzer; ipini biraz gevşetirseniz ısırır" sözü anlam olarak hep bilindiği halde göz ardı edilmektedir.
     Çok konuşan kimselerin, hitap ettiği kalabalıkların etkisine kendilerini kaptırmış hatiplerin büyük gaflar yaptıkları, kocaman çamlar devirdikleri çok rastlanan olaylardandır. Türkiye’de bu yüzden birtakım politikacılar, bazı kamu kurumlarının yetkilileri, sivil toplum kuruluşlarının liderleri, söylenmemesi gereken şeyleri söyleyip hem mahkemelik oluyorlar, hem prestij kaybediyorlar, hem de toplumdaki gerginliği artırıyorlar. Sözüne herkes sahip olmalı, ama gözlerin kendi üzerinde olduğu insanlar daha çok sahip olmalıdırlar. İnsanlar az konuşmaktan nadiren, ama çok konuşmaktan sık sık pişman olurlar.
     İnsan bedenindeki hiçbir organ, dil kadar günah işlemeye; kötülük, bozgunculuk aracı olmaya müsait değildir. Yalan, dedikodu, gıybet, küfür ve iftira gibi dinin şiddetle yasakladığı, en büyük günah saydığı kötülüklerin tek amili dildir. İnsanları birbirine düşüren; dostlukları yok edip düşmanlıkları körükleyen; sözlü, yazılı sonu gelmez polemiklere yol açan da hep bu organdır. Hiç şüphe yoktur ki, dil; iyiliklerin, güzelliklerin de aracı olabilir. Fakat insanlar onu genellikle kötülüğün aracı yapmışlardır. Bunun için onun tutulması, kendi haline bırakılmaması, zaruret miktarınca kullanılması dinimizin önemli buyrukları arasında yer alır.
     
     Yunus Emre ne güzel söylemiş:
     Söz ola kese savaşı
     Söz ola kestire başı
     Söz ola ağulu aşı
     Bal ile yağ ede bir söz.
      Kişi bile söz demini
      Demeye sözün kemini
      Bu cihan cehennemini
      Sekiz uçmağ ede bir söz.
     
Dini bilgiler
     Farz:
     Allah tarafından yapılması, yerine getirilmesi açık ve kesin ifade ile emredilen iş ve ibadet. Beş vakit namaz, oruç, ana babaya hürmet... gibi. Farz olan bir emri, mazeretsiz terkeden günahkar olur. Farz bir hükmü inkar eden ise dinden çıkar.
     Farz - ı ayın:
     Mükellef olan her Müslümanın şahsen yerine getirmesi gereken farz.
     Farz - ı kifaye: Müslümanlardan bir bölümünün yapmasıyla diğerlerinin de yapmış sayıldığı ve sorumluluktan kurtulduğu farz. Cenaze namazı kılmak gibi.
     Vacib:
     Farz kadar açık ve kesin olmamakla birlikte Allah tarafından yapılması istenen iş. Bayram namazı kılmak, kurban kesmek, fitre vermek, vitir namazı kılmak başlıca vacip ibadetlerdir.
     Sünnet:
     Farz, vacip gibi Allah’ın emri olmayıp, Peygamberimizin kendisinin yaptığı, biz ümmetinden de yapmasını istediği işlere denir. Beş vakit namazın sünnetleri, cuma günü boy aptesti almak, dişleri sık sık misvaklamak (fırçalamak) gibi.
     Müstehab:
     Sözlükte "sevilen, hoşa giden" anlamındadır. Din terimi olarak, "yapılması istenmiş, ama yapılmaması günah sayılmamış işler" demektir. Yapılınca sevap verilen, terkedilince günah sayılmayan şey. Kuşluk namazı kılmak, sadaka vermek gibi.
     


 YAŞAM


‘Yoldaş foto iyi günler diler!’
Aradığınız fare şu anda deneyde!
‘Canavar’ baba ailesini yok etti
Değil göbek göğüs bile oruç bozmaz!
Ateizme savaş açtı
Yakarım, karımı da yakarım
Noel Baba’nın kızgını, çocuk döver kış günü
‘Vivaldi yerine Talıses çalın’
Ajda, Harran’a sakın uğrama..
Aşırı hız affetmedi
Dile hakim olmak


 SAYFA BAŞI 






© 2000 Milliyet