10 Aralık 2000 Pazar




BİZE ULAŞIN



HABER İNDEKSİ



ARŞiV



YARDIM



KÜNYE



·  SON DAKİKA  
·  ANA SAYFA  
·  GÜNCEL  
·  SİYASET  
·  EKONOMİ  
·  YAZARLAR  
·  SPOR  
·  DÜNYA  
·  YAŞAM  
·  MAGAZİN  
·  SANAT  
·  SAĞLIK  
·  KADIN & MODA  
·  ASTROLOJİ  
·  OTOMOBİL  
·  ÇİZERLER  
·  TEKNOLOJİ  
·  TV'DE BUGÜN  
·  İŞ YAŞAMI  
·  ENTELLEKTÜEL B.  
·  OMBUDSMAN  
·  HAVA DURUMU  
·  CUMARTESİ  
·  PAZAR  
 
 




Sizi bu pazar dışarı çıkardılar mı?

     Siz hiç "demokratik" öldünüz mü, Sayın Ecevit...
     Hiç "sol" öldünüz mü?
     Demokratik sol parti oldunuz da, hiç "parti parti" öldünüz mü?
     Biliyoruz, öldürülmelerin eşiğine geldiniz ama bu halktan birileri hep kendi bedenlerini, kendi canlarını size siper ettiler...
     Belki aralarında o gençlerin anaları, babaları da vardı.
     Siz hiç F tipi öldünüz mü?
     
     ...
     
     Eşitsiz, adaletsiz, yersiz, kişiliksiz bir af hülyasına, Hayri Diri adındaki yardımcınızla birlikte atılan siz, Rahşan Hanım, siz hiç "ölü" oldunuz mu?
     Her geçen gün etiniz biraz daha çekildi mi, vücudunuzun suyu hiç tükendi mi?
     "Cezaevlerindeki yığılmayı önlemek" diye sevinip müjdeler aldığınız, verdiğiniz sırada mesela, cezaevlerinde ceset ceset yığıldınız mı?
     Ölümleri de, filanca il teşkilatı, mesela kazandığı seçim iptal edilince şimdi Ankara'ya yürüyüş yapan Tekirdağlı Mutlu Mert gibi görevden alabilir misiniz, her teşkilatınızı 149 üyeyle sınırladığınız gibi ölümleri sınırlayabilir misiniz?
     Affınızın A'sına, F'sine taparken, ölümün F tipi yüreğinizi hiç kıpırdatmaz mı?
     
     ...
     
     İşadamlarıyla, bankacılarla hiç yorulmadan görüşebilen siz Mesut Bey, Hüsamettin Bey, siz hiç öldünüz mü?
     "Gebersinler" diyen milletvekilinin lideri Devlet Bey, siz, öldünüz mü hiç?
     O çok ciddi, çok devlet adamı kravatlarınızı boynunuza bağlarken mesela, bir an aynanın karşısında, boğazınıza hiç bir şey düğümlenmez mi?
     Sizleri büyük politikacı, büyük lider, büyük devlet adamı mertebelerine ulaştıran bu ülkenin, bu denli ölüm kokması, bu denli mezar kazmış olması, bir tuvalet klozetine oturmuş sadece kendinizleyken, bir duşun altında çıplakken dahi aklınıza düşüp vicdanınızı titretmez mi?
     Siz Hikmet Sami Bey; aracıların arkasına sığınmadan "içeriye" doğru bir adım atmanız, Türklüğünüze de, hacılığınıza da, hukukçuluğunuza da çok mu halel getirir?
     
     ...
     
     Siz, sevgili okur; bir gazete kağıdının üstünde, bir pazar günü, bu köşeden, o köşeden, bir sütundan, bir ekrandan "ölüm"lü cümlelerle buluşturulmayı elbette hak etmiyorsunuz...
     Ama bu ülkedeki her kasvet, hepimizin vicdan karası işte.
     Ne kadar çok yara açılmışsa ve ne kadar çok açılırsa, hepimizin yarası işte.
     Bir kapısından "af" sokulan cezaevinin bir kapısından "inatla" onlarca ceset çıkarılması...
     Ölüm cezalarına karşı olanların ve "hücre ölümdür" diyenlerin "içeride" kendi bedenlerini ölüme koşturabilmesi, hepimizin ruhunun kan içinde kalması işte.
     Artık yetmez mi?
     
     umur.talu@milliyet.com.tr
     



 SAYFA BAŞI 





Melih AŞIK
Müjdeler olsun
Fikret BİLA
Hem sevinçli hem üzgün
Hasan CEMAL
Rüzgar kanatlı atlılar gibi geçti hayat!
Güneri CIVAOĞLU
Saflık okyanusu
Yalçın DOĞAN
"Kim Milyoner Olmak İster?"
Abbas GÜÇLÜ
Suna Kıraç ve TEGV
Doğan HEPER
İstanbul'u sevmek
Gani MÜJDE
Moon’a baktım my moon gördüm...
Zeynep ORAL
Müzesi olmayan müze kent
Hasan PULUR
Salaklık üzerine...
Derya SAZAK
MHP'nin açmazı
Umur TALU
Sizi bu pazar dışarı çıkardılar mı?
Meral TAMER
Bir dönemle hesaplaşma gereği
Metin TOKER
Meselenin Esası
Güngör URAS
Bugün İnsan Hakları Bayramı'nın elli ikinci yılı
© 2000 Milliyet