Varlıklar içinde en karmaşık ruhsal ve bedensel yapıya insanın sahip olduğunu söylemek, objektif bir saptamadır sanıyoruz. Doğal olarak en yoğun çalışmalar insanın ruh ve beden dünyasını tanımak amacıyla yapıldığı halde henüz "Bu iş tamam" denecek noktaya gelinememiştir. İnsanın maddi dünyası da, manevi dünyası da birçok sırları saklamaya devam ediyor. Organizma üzerinde yapılan bilimsel araştırmalar sonucunda övünülecek başarılar elde edilmiştir. Bununla birlikte bazı organların bütün fonksiyonları yeterince aydınlığa kavuşmuş değildir. Belirtildiğine göre, biz insanlar beyin kapasitemizin yüzde yirmisini bile tam olarak kullanacak düzeye henüz ulaşabilmiş değiliz. İnsanoğlunun iç alemini, bu alemdeki med ve cezirleri analiz etmek çok zor. İnsanı tanıma etkinliğinin başlangıcından beri bu yönde çok büyük mesafe alındığı söylenemez. Bugünkü bilgilerimiz, bin yıl, iki bin yıl öncekilerden çok ileri, çok farklı değil. Hemen her insanın hayatında sevdiği, güvendiği, tüm umutlarını bağladığı kimseler tarafından aldatılma, kandırılma, yüzüstü bırakılma gibi sahneler yer alıyor. Bunlar hayatımızdaki en ağır şokları oluşturur. İnsanların bilinen çizgilerini değiştirmelerine, itibar grafiklerini hızla düşürmelerine sebep olan şeylerin başında; açgözlülük, hırs, çıkar düşkünlüğü ve nankörlük bulunmaktadır. Kuran - ı Kerim insan psikolojisinin bu olumsuzluklarına aydınlık açıklamalar getiriyor ve insanı tanımada çok değerli ipuçları veriyor.
"Gerçekten insan pek hırslı yaratılmıştır. Kendisine bir fenalık dokunduğunda sızlanır, feryat eder; iyilik dokunduğunda ise pinti kesilir." (Mearic suresi: 19 - 21)
İnsanın her çağda göze batan olumsuz yanlarından biri hırs olmuştur. Nankörlük de insan karakterinin menfi cephesinde en büyük yeri işgal eder. Kuran buna da değiniyor.
"İnsana bir nimet verdiğimiz zaman yüz çevirir ve yan çizer, fakat ona bir şer (kötülük) dokunduğu zaman da yalvarıp durur." (Fussilet suresi: 51)
"İnsana bir zorluk ve sıkıntı gelip çattığında, yanı üzre yatarken yahut otururken yahut ayaktayken bize yalvarıp yakarır; fakat biz ondan sıkıntısını giderdiğimizde, o, kendisine dokunan bir zorluktan dolayı bize hiç yalvarmamış gibi çekip gider." (Yunus suresi: 11 - 12)
Peygamberimizin de insanın hırs ve açgözlülüğüne değinen hadisleri mevcuttur. Çok bilinen bir tanesi şöyledir: "İnsanoğlu açgözlüdür, bir vadi dolusu altını olsa onunla yetinmez, bir vadi dolusu daha ister."
Bunlar gösteriyor ki, insanlar hırs ve menfaatleri uğruna adaleti, sevgiyi, dostluğu çiğneyebilir, iyilikleri unutabilir. Bu itibarla insan hakkında yargıya varırken acele etmemeli, daima bir yanılma payı ayrılmalıdır. Bir düşünür bunu ifade eder mahiyette şöyle diyor: "Bir kimse ile bir mirası paylaşmadan sakın onun iyi olduğunu söyleme!"
Kazak Abdal’ın şu dörtlüğü de düşüncelerimizi yakından ilgilendirmesi bakımından anılmaya değer:
Bu adem dedikleri
El ayakla baş değil,
Adem manaya derler
Surat ile kaş değil.
Peygamberimizin bazı kişisel özellikleri (2)
Bütün hareketleri; oturması, kalkması, yürümesi... bir ölçü ve ahenk yansıtırdı. Gelişigüzel davranışta bulunmazdı. Huzurundaki herkesi kim olursa olsun sayardı. Kimseye karşı ayaklarını uzatarak oturduğu görülmemiştir.
Vücutça dinamikti. Hantallığı sevmezdi. Hayatının hiçbir döneminde göbek bağlamamıştır. Çeviklik ve canlılığı vücuduna özen göstermesinden de kaynaklanıyordu. Vücudunun gül kokusunu andıran hoş bir koku neşrettiğinde bütün kaynaklar birliktir.
Konuşması tane tane idi. Resulallah konuştuğu zaman isteyen O’nun sözlerini sayabilirdi. O derece ağır ve tane tane konuşurdu. Bir söz söylediği zaman iyice anlaşılmasını istediği kelimeyi ve cümleyi üç defa tekrar ederdi.
Konuşması, her dinleyenin rahatlıkla anlayabileceği şekilde açıktı. Harfleri ve kelimeleri tam telaffuz ederdi. İsteyen onun konuşmalarını ezberleyebilirdi.
Peygamberimiz Allah’ı zikretmeksizin ne oturur ne kalkardı. Bir meclise vardığında baş köşeye geçmez, meclisin sonuna oturur ve herkese böyle yapmasını tavsiye ederdi.
Bağırarak veya yüksek sesle konuşmazdı. Çevresindekilere karşı daima güler yüzlü idi. Gülmesi tebessüm şeklinde idi. Ağzını açarak kahkaha ile gülmezdi.
Hasılı O’nun her davranışı bir ölçü ve ılımlılık arz ederdi.