Devletin gücü mü? Devletin aczi mi? Televizyon haberlerini, ekrana düşen görüntüleri izliyorum.
Kendini yakanlar... Şehitler... Feryat eden analar... Kendilerini ambulansların önüne atan yaşlı kadınlar... Cezaevi damlarından yükselen simsiyah, felaket habercisi dumanlar... Patır patır silah sesleri... Polise yalvaran ihtiyarlar... Yüzü gözü kan içinde gençler... Toplum vicdanını yaralayan manzaralar...
İnsanın içi acıyor.
Devletin gücü mü?
Devletin aczi mi?
Söyleyin hangisi?
Adalet Bakanı'ndan bir demeç:
"Devlet bazı cezaevlerine dokuz yıldır ilk defa giriyor."
Hikmet Sami Türk'ün bu tespiti, son ölüm oruçları başladığında konuştuğum eski bir Emniyet Genel Müdürü'nün bana söylediklerini doğruluyor:
"İstanbul'daki Bayrampaşa Cezaevi'nde devlet kaç yıldır arama yapamadı. Burası silah deposudur. Bir müdahale, bir operasyon olursa, çok kan akabilir."
İçeridekiler bu yüzden ikna edilmek istenmişlerdi. Ölüm oruçlarına son verilmezse, bir müdahalenin yapılabileceği konusunda kendileri uyarılmıştı.
Etkilenmediler.
Yanıtları değişmedi:
"Sonuna kadar savaşacağız!"
Nasıl savaşacaksın ki?
Kiminle savaşacaksın?
Ne için savaşacaksın?
Ölümü çözüm olarak görmek...
Fanatizm değil mi?
İnsanca yaşanacak bir dünya için insan hayatıyla oynamak, çelişki, çılgınlık değil mi?
Peki ya operasyon?
Ölümlere seyirci kalmayacağım diye yeni ölümlere yol açmak ne kadar doğru olabilir ki?..
Devletin gücü bu mu?
Yoksa aczi mi?
Bazen insan daralıyor.
Ne diyeceğini şaşırıyor.
Kendini kimin yerine koysa, kasvet çöküyor içine... Kapana sıkışmış hissediyor. Çaresiz kalıyor.
Arşivime bakıyorum.
Cezaevi Dosyası:
Yirmi yıldır birikmiş raporlar, yazılar, kupürler. Cezaevlerinin bir sorun ama toplumsal bir sorun olduğu, bu kanayan yaraya sistemli bir şekilde, reformcu bir zihniyetle yaklaşılması gerektiği yazıyor hepsinde.
Cezaevlerinin hukuk devletine yaraşır bir düzene kavuşturulmaları bir öncelik olarak hükümetlerin dikkatine getiriliyor.
Cezaevlerinin bir yandan 'örgüt yuvası' olmaktan kurtarılmaları, öte yandan güvenliğin asayişin sağlandığı, bazı temel insan haklarının geçerli olduğu mekanlar haline getirilmelerinin şart olduğu vurgulanıyor.
Cezaevlerinin varlık nedeni insanları ezmek değildir; devlet cezaevlerinde de tutuklu ve hükümlülerinin yaşamından sorumludur deniyor.
Hepsi buz üstüne yazılmış!
Çok çığlık atılmış.
Ama yankılanmamış.
Dipsiz bir kuyuda yitip gitmiş bütün çığlıklar. Eski hamam eski tas! Değişen bir şey olmamış. Hapishanelerde hukuk değil, orman kanunları geçerli olmaya devam etmiş...
Şimdi Adalet Bakanı diyor ki:
"Devlet bazı cezaevlerine dokuz yıldır ilk defa giriyor."
Bunca yıldır neredeydi devlet?
Ne yaptı hükümetler?
Laf üretmekten başka?..
Siyaset kurumu, siyasi partiler ne ürettiler, ölümü çözüm olmaktan çıkartmak için?..
Laf üretmekten başka?..
Cezaevlerinin içi dışı ana baba günü!
Söyleyin bakalım:
Devletin gücü mü, aczi mi?
Şiddeti, ölümü çözüm olmaktan ne zaman çıkaracağız? İnsan hayatına kıymadan insanca yaşamayı ne zaman öğreneceğiz, söyler misiniz Allah aşkına?