55 sene... Dile kolay! Üç kuşağın Orhan Boran’ı o. "Talk show"un Türkiye’deki yaratıcısı, bilgi yarışmalarının piri olan Boran, tüketim toplumunun yarattığı bütün depremlerde ayakta kalabildi.
FİLİZ AYGÜNDÜZ
Bugün artık Orhan Boran gibileri görülmüyor ama ortalık Yuki’den geçilmiyor... Çağın gerekleri artık öyle galiba. Dokuz defa düşüneyim de ondan sonra söyleyeyim anlayışı kalmadı.
Eski tüfeklerde "Nerede o eski günler" nostaljisi vardır. Sizde yok... Hayır yok, hiç de olmadı. Bu meslekte her an bir imtihan veriyorsunuz. Bu da bir adrenalin yüklüyor size... Yakalanan günün içinde yoğrularak yola devam ettiğinizden günü yakalamak gibi bir probleminiz olmuyor. Nostalji yapacak vakit ise hiç yok.
Bir programda gençlerden yana aldığınız tavır nedeniyle ihanetle suçlanmıştınız... Gençlerin yanında olmayıp kimin yanında olacaksınız? Biz tüfek çatan altı eski kişi, kalkıp kafa kafaya bir şey yapmamız mümkün değil.
"Ustalar ve Virtüözler" isimli programınız bitti... Evet. Kış için yeni bir proje tasarladım. Ama programınız yaygara kopararak rating denen şeyi alanlardan değilse, işe mutlaka sponsor bularak girmeniz lazım. Para konusu bir işi alırken konuştuğumuz en son madde ama son birkaç senedir o noktada takılıyoruz.
Beymen’den olmayınca... Bu tıkanıklığın sebebi yapımcıların size o değeri layık görmemeleri olamaz değil mi? Hayır. Onların da kendilerine göre hesapları var. Çünkü ticari bir iş yapıyorlar. Anlayış, bir Beymen vitrininin önünde durup ‘İşte buna benzer bir şey istiyorum ama gücüm yetmiyor, ben bir de aşağı ineyim, Nişantaşı’ndaki toptancılarda bulabilir miyim acaba?’ olunca Ahmet’in yerine Mehmet, Mehmet’in yerine Hüseyin, ona benzer bir kıyafet bulunuyor sonuçta.
İnsanların bir an önce tüketme telaşından mesleki anlamda etkilendiniz mi? Bizim çok sevdiğimiz medyatik hocamız sayın Işıkara’nın dediği gibi depremler selektif yıkar. Tüketim toplumu da yıkacaklarını yıkıp, seçerek ayakta bırakıyor diğerlerini. Bugün hâlâ pek beğenilen programların ilk teklifleri bana geliyorsa, burada bir depreme dayanıklılık olduğundan söz edilebilir.
Kifayetsiz muhterisler... Genç sunucularda, bir felsefi jargon sözkonusu. Akıl vermeler, hayatı formüle etmeler... Gençlikten mi bu? Ben 21 yaşında İstanbul Radyosu’nda sohbet programı yaparken, bir gün sonra Mesut Cemil Bey’in sohbet programı vardı. İki gün sonra da Baki Süha Ediboğlu’nun şiir üzerine programı... Şimdi 21 yaşındaki Orhan, Mesut Cemil Bey’in programını içip de sindirirmiş gibi radyoya yapışıp izin alabilirse kumandadan dinledikten sonra kalkıp da kendi programında hayat felsefesi yapabilir miydi?
Bugünküler nasıl yapıyor? Ağzının içinde bir şeyler geveliyor. Ben söyleyeyim sen anla diyor. Onu da bana yüklüyor. Kendi anlatamaması bir yana anlamanın sorumluluğu da benim üstümde. O çabukluk içinde rahmetli Uğur Mumcu’nun dediği gibi, bilgisi yok fikri varsa onu bir bilgi hazinesiymiş gibi halka sunuyor. Gene Uğur’un dediği gibi kifayetsiz muhterisler bunlar. Belli ihtirasları var ama kifayetleri yok.
Ve bilgi yarışmaları... Onca yıl bilgi yarışmaları sundunuz. Bu son yarışma programları furyasında size öneride bulunan olmadı mı? "Kim 500 Milyar İster?" ve "Fırsat Bu Fırsat" isimli yarışmaların sunuculuğu ilk bana teklif edildi. Aşağı yukarı bütün noktalarda hemfikirdik. Ama işin maliyetiyle ilgili profesyonel detaylarda anlaşamadık.
BBC, TRT’den daha cimriydi İpana 11 Soru Bilgi Yarışması... Eski A Stüdyosu’nda bu yarışmaya başladık. Büyük ses getirdi. Sonra BBC’nin açtığı sınavı kazanıp Londra’ya gittim. Üç senenin sonunda mukaveleyi süresiz uzatmayı teklif ettiler. O sırada İpana 11’in prodüktörü Faruk Yener, rahmetli Tarık Gürcan ile beraber çalışıyor. Şakir Eczacıbaşı da işin başında. Benden sonra Mücap Ofluoğlu’nu, Erdem Buri’yi, Ankara Devlet Tiyatrosu’ndan kardeşlerimi denemişler... Yok aynı şekilde gitmiyor program. Bana Faruk’tan mektup geldi: "Şakir, bir işveren gibi profesyonelce soruyor, BBC’yi bırakıp buraya gelmek için transfer olarak ne istersin?" O zaman da yaşım 30-31... Ben şimdi ne isteyeyim? Mektup devam ediyor: "Sana istediğin yerden ev tutacağız. Bir senelik kirasını biz vereceğiz..." BBC de insana çuvalla para veren bir müessese değil, TRT’den daha cimri. E, Türkiye de burnumda tütüyor. İstifamı verip döndüm.
Söylediklerini yaptılar mı? Evet. Dönüşte İstanbul Radyosu’na girdim, Yuki’yi yapmaya başladım. Yarışmaya devam ettim. Bu arada evvela Yapı Kredi Bankası’ndan geldiler. Banka apartman daireleri dağıtıyor ve bunu bir şovla yapıyor. Derken Türk Ticaret Bankası.... Yapımcılar hep aynı: Anten Reklam, Faruk ile Tarık. Derken Akbank... Bize bir yarışma... Beyefendi üç bankanın yarışma programını yapmaktayım, dördüncü banka sizsiniz. Olsun siz yapın. Faruk boyuna program yaratıyor: "Çek Soruyu Bil Doğruyu", "Üç Kelime Bir Cümle"... Ve İş Bankası aynı taleple geldi. Faruk bu kez "Doğru Mu Yanlış Mı?" isimli bir program yarattı. Bu yarışma 14 sene devam etti.
O dönemki yarışmalarda sorduğunuz sorularla bugün sorulanlara baktığınızda... Bugün sorulanlar kadar yüzeysel değildi. Bugün bir de dengesizlik var. Kazancın miktarı bir yere doğru giderkenki parabol, kazanç miktarı yükselmeye başladığında birdenbire dikine bir grafik çiziyor, soruların gelişinde. Arada bir, birine büyük ikramiye verelim ama her hafta değil tabii... Soruların hazırlanmasında bir özensizlik var gibi... Yani birtakım kitaplar açılmış oralardan sorular üretilmiş, bu kolay, bu biraz daha zor...
Genel olarak nasıl buluyorsunuz? Kanımca Kenan Işık’ın sunduğu yarışmadaki parabol biraz daha istikrarlı gibi... Cem Davran da iyi gidiyor ve Cem’in teşvikiyle kazanmanın sevinci de yaşanıyor. Özkan başlıbaşına bir âlem. Mı acaba? Yani her biri kendi alanında başarılı. Hiçbiri birbirine benzemiyor. Mehmet Ali’nin yaptığı game show, diğerleri quiz show. Yarışmalar show ağırlıklı.