Güvenlik kuvvetlerinin cezaevlerinde radikal sol örgütler tarafından sürdürülen "ölüm orucu - açlık grevi" eylemlerine son vermek için düzenlediği operasyonlar 15 tutuklu ve hükümlünün (bir kısmı kendini yakarak) ölümü, 70'ten fazlasının yaralanması ve iki askerin ölümüyle sonuçlandı. Ölümler, kim olursa olsun, insan canına kıymet veren herkesi üzdü; cezaevlerinin durumunu herkese bir daha düşündürdü.
Hükümetin, görüşmeler ve makul isteklerin karşılanması yoluyla eylemlere son verme imkanı bulunmadığının görülmesi üzerine, cezaevlerinde denetimi yeniden tesis etmenin zor kullanma dışında bir yolu kalmadığına hükmettiği anlaşılıyor.
"Müdahalede niçin geç kalındı?" ya da, ölümler önlenemediğine göre, "Niye müdahale edildi?" diye ve başka sorular soranlar elbette olacak. Ancak Adalet Bakanı'nın 9 Aralık'tan bu yana, F - tipi cezaevleri uygulamasının ertelendiğini, bu cezaevlerinin meslek kuruluşlarının katkılarıyla çağdaş, evrensel ölçülere göre yeniden değerlendirileceğini, bütün cezaevlerinin sivil toplum kuruluşlarının denetimine açılacağını vaad etmesine rağmen, örgütlerin eylemleri yaygınlaştırmaya ve (müdahale üzerine de) "kendini yakma" biçimine büründürmeye yönelmesi, olayları akıl ve mantığa sığdırma imkanını ortadan kaldırıyor.
Cezaevlerinde yaşananların, bir yönüyle (radikal sol, milliyetçi ya da İslamcı biçimleriyle) kollektivist / toptancı ideolojilerin insanlara ve onların "hak ve özgürlüklerine" en küçük bir değer vermeyişinin; bütün başarı umutlarını şiddeti, cepheleşmeyi ve kavgayı yaygınlaştırmaya bağlamalarının yeni örnekleri olduğuna kuşku yok. Yaşananların, bir yandan Anadolu'nun inanç uğruna kendini feda geleneklerinden esinlenen, öte yandan uzak ABD'deki kimi Yeni Çağ tarikatları üyelerinin "toplu intihar"larını andıran yönleri de olmalı... Bunun analizi sosyal psikologlara düşen bir iş.
Türkiye'yi yönetenler de yaşananlarda kendi yanlışlarının payını mutlaka aramalı. Cezaevleri neden denetlenemez hale geldi? Cezaevlerinde bunca şiddetli protesto olayının yaşanmasının ardında "tutuklu ve hükümlülerin hakları ve yükümlülükleri" kavramını yerleştiremeyiş oluşumuzun payı ne kadar? Evet, "koğuş sistemi"ne dönülemez. Ama F - tipi cezaevleri derde deva olacak mı, yoksa vaad edildiği üzere "yeniden değerlendirilme"ye tabi tutulmazsa, yağmurdan kaçarken doluya mı tutulacağız?
Cezaevleri acaba neden bu kadar çok sayıda siyasi tutuklu ve hükümlüyle doldu? Sorunları demokratik hak ve özgürlüklerin kısıtlanmasıyla, yasak, baskı ve şiddetle çözmenin çıkar yol olmadığı anlaşılmalı; şiddet ekenin şiddet biçtiği görülmeli... Hak aramanın barışçı yollarına kapılar açılsın ki, şiddetin yolları kapanabilsin.
Yalnız cezaevlerinde değil, zihniyetimizde de reforma ihtiyaç var.