21 Aralık 2000 Perşembe




BİZE ULAŞIN



HABER İNDEKSİ



ARŞiV



YARDIM



KÜNYE



·  SON DAKİKA  
·  ANA SAYFA  
·  GÜNCEL  
·  SİYASET  
·  EKONOMİ  
·  YAZARLAR  
·  SPOR  
·  DÜNYA  
·  YAŞAM  
·  MAGAZİN  
·  SANAT  
·  SAĞLIK  
·  KADIN & MODA  
·  ASTROLOJİ  
·  OTOMOBİL  
·  ÇİZERLER  
·  TEKNOLOJİ  
·  TV'DE BUGÜN  
·  İŞ YAŞAMI  
·  ENTELLEKTÜEL B.  
·  OMBUDSMAN  
·  HAVA DURUMU  
·  CUMARTESİ  
·  PAZAR  
 
 




Sözcük üstüne sözcük yığma eziyeti...

     Nobel edebiyat ödüllü Alman yazar Günter Grass'ın romanlarından biri Kafadan Doğumlar adını taşır. 1980'li yıllarda keyifle okumuştum. Bir yerinde kendisiyle hesaplaşır.
     Şöyle:
     "Sisifos... Tıpkı onun gibiyim. Kayayı tam yukarıya taşımışsın ve hop, kaya gene aşağıda. Sen yukarı itiyorsun, o hemen aşağı kayıyor.
     Bir ömür boyu...
     Kaya bana anlam katıyor. Kaya, kayadır işte. Hiçbir tanrı, tanrılar onu elimden alamaz; tabii Sisifos'a teslim olup kayayı dağın tepesinde bırakırlarsa o başka. O zaman sıkıcı olur, arzulanacak bir şey kalmaz.
     Peki ama benim kayam ne? Sözcük üstüne sözcük yığma eziyeti mi?"
     Günter Grass'ınki böyle.
     Ya benim eziyetim ne?
     Yazı üstüne yazı yazmak mı?
     Her gün ahkam kesmek mi?
     Kısır döngülerin çengelinden bir türlü kurtulamayan ufuksuz bir siyaset hayatını her gün yorumlamaya çalışmak mı? Çözümden çok sorun üretip biriktiren siyaset kurumunun labirentlerinde tünelin ucundaki ışığı aramakla vakit öldürmek mi?
     Bilemiyorum.
     Ama bazen eziyet haline geliyor bu uğraş.
     Gerçekten öyle.
     Kendi kendini tekrar duygusu tüketiyor insanı. 1980'lerde Nadir Nadi'ye, "Bu adam dünyaya boşuna gelmiş diyecekler günün birinde" dedirten duygu yani...
     Şu yaşananlara bakın.
     Cezaevi faciasına...
     Bu kaçıncı kepazelik?
     Ne kadar çok yazıldı çizildi.
     İnsan hayatı bu denli ucuz olabilir mi?
     O kadar insan ölmüş. Şehit verilmiş. Olmadık acılar çekilmiş. Cezaevleri savaş alanına dönmüş. Yaşanan tam bir felaket.
     Peki, bu 'devletin başarısı' olabilir mi?
     Ya 'hükümetin kararlılığı?'
     İpin ucu o kadar kaçırılıyor ki, Kıbrıs fatihi Ecevit, şimdi de neredeyse hapishane fatihi ilan edilecek.
     Hiç mi ölçü kalmadı?
     Einstein'ın bir sözü var:
     "Hayatta en önemli şey, soru sormayı elden bırakmamaktır."
     
Bazen soru sormayı unutuyoruz.
     O cezaevi kimin? Devletin değil mi? Devletin kendi cezaevine girmesi neyin başarısı oluyor ki?
     Cezaevinde yatan insandan kim sorumlu? Devlet değil mi? O insan terörist de olsa, katil de olsa, insan olduğuna göre, bir hukuk devletinde onun sağlığından, canından devlet sorumlu değil mi?
     Devlet sorumluysa, nasıl oluyor da bu kadar insanın öldüğü kanlı bir operasyon, devletin başarısı, hükümetin kararlığı olabiliyor ki?
     Olacak iş mi?
     Normal demokrasilerde böylesi operasyonlar başarı öyküsü haline gelmez, olsa olsa bakan, başbakan koltuğuna mal olurlar.
     Geçelim.
     Bir de işin öbür yanı var tabii. Hapishanenin dışında olduğu gibi içinde de insan hayatına kıyarak siyaset yapan, şiddet ve teröre tapanlar...
     Ve aklını bu fanatiklere, teröristlere teslim edenler, ölüme yatanlar, kendini yakanlar...
     Oysa ölüm çözüm değil.
     Terör, çıkmaz sokak.
     İnsanlık suçu!
     Doğrular ise kimsenin tekelinde değil.
     Hiçbir şeyi olduğu gibi kabul etmek zorunda değil kimse. Doğru olan, her şeyi sorgulamak, kuşku beslemek. Aklını başkalarının eline vermekten ve beynini sloganlara kaptırmaktan sakınmaktır doğru olan...
     Hiç unutmayın!
     Aslolan hayat, yaşamak. Kutsal olan bu.
     İnşallah yeni yılda devlet hukukla daha çok tanışır; cezaevleri de örgüt yuvası, çete çiftliği olmaktan kurtulur, insanca bir düzene kavuşurlar.
     İnşallah!
     Biz de böylece sözcük üzerine sözcük yığma eziyetinden kurtuluruz.
     
     h.cemal@milliyet.com.tr
     



 SAYFA BAŞI 





Taha AKYOL
İki soru

Şahin ALPAY
Cezaevi reformu

Melih AŞIK
Aman yavaş!..

Fikret BİLA
Doktor...

Hasan CEMAL
Sözcük üstüne sözcük yığma eziyeti...

Nilgün CERRAHOĞLU
Terör spirali nasıl kırılır

Yılmaz ÇETİNER
Bahariye çarşısında şıklık ve ucuzluk...

Güneri CIVAOĞLU
Amaç ve araç

Yalçın DOĞAN
"Asıl olan hayattır"

Abbas GÜÇLÜ
Temel ilkeler

Doğan HEPER
Özet

Sami KOHEN
Avrupa'nın telaşı

Meliha OKUR
Kredili İşlem deyip geçmeyin...

Zeynep ORAL
"Adalardan bir yar..." ve S.O.S.

Hasan PULUR
Gürültüye gitmek...

Derya SAZAK
Joker demokrasisi

Meral TAMER
Yurtdışında cep'le konuşmanın incelikleri

Tamer HEPER
Şimdi başlıyorsunuz

Güngör URAS
Üretim artmadan ücret de artmaz maaş da

© 2000 Milliyet