22 Aralık 2000 Cuma




BİZE ULAŞIN



HABER İNDEKSİ



ARŞiV



YARDIM



KÜNYE



·  SON DAKİKA  
·  ANA SAYFA  
·  GÜNCEL  
·  SİYASET  
·  EKONOMİ  
·  YAZARLAR  
·  SPOR  
·  DÜNYA  
·  YAŞAM  
·  MAGAZİN  
·  SANAT  
·  SAĞLIK  
·  KADIN & MODA  
·  ASTROLOJİ  
·  OTOMOBİL  
·  ÇİZERLER  
·  TEKNOLOJİ  
·  TV'DE BUGÜN  
·  İŞ YAŞAMI  
·  ENTELLEKTÜEL B.  
·  OMBUDSMAN  
·  HAVA DURUMU  
·  CUMARTESİ  
·  PAZAR  
 
 




Gideceğimiz yere geldik!

Korktunuz değil mi? Hem de nasıl! Bu sefer hakikaten sonunu kestiremeden "Bu gidiş nereye?" diye sordunuz. Oysa gideceğimiz yere vardık! Sistem, "deliyürek homo idealis"ini semirtip "kendi işini kendi görür" hale getirdi: "Ortalama", başkaldırdı! Ve İkinci Bahar... O bu sefer hakikaten bitti! Geçmiş olsun!

     Polisler hep birlikte, çeşitli toplumsal gösterilerden artık akıllarında kalan ne varsa, ortaya duble karışık bir şeyler yapıyorlar: Tıpkı bir sol eylemci gibi sağ yumruğunu kaldıran Çevik Kuvvet, bir yandan da tıpkı bir İBDA-C’li gibi bağırıyor:
     "Ya Allah bismillah! Allahu ekber!"
     Türkiye tarihinin en hızlı sonuca ulaşan, güvenlik kordonlarıyla sıkıştırılmadan ferah ferah yapılan, kimsenin "güvenlik kuvvetlerinin tahrik edilmesi sonucu" dayak yemediği tek eylemini gerçekleştiren Çevik Kuvvet İstanbul’da bağırıyor:
     
     "Bizi satanı biz de satarız!"
     Yüksek haberleşme ağı sayesinde olmalı, anında "satıyorlar": Bir saat sonra Ankara’da, her gün aynı yerde yapılan açlık grevi gösterisinde olay çıkıyor ve "Polis-ülkücü elele! Yaşlı annelerin tepesine!" şeklinde bir yöntemle polisler, kendi "kişisel toplumsal patlamalarını" gerçekleştiriyorlar. Yoldan geçen bond çantalı, sarkık bıyıklı bir adam, polisin döve döve götürdüğü genç kızı kastederek "Sıkı tutar mısınız abiler?" deyip iki tane yumruk sallıyor. En "sevdiğimiz" toplumsal dinamikler el ele yani, tam bir uyum hali!
     Ve bütün bu karmakarışık fotoğrafın en önemli ayrıntısı:
     Ölüm orucundaki çocukların anneleri olan yaşlı kadınlar Ankara’da kafalarına tekme yerken, İstanbul’da başka bir yaşlı kadın bu polisleri alkışlıyor!
     
     "Ama babam öyle demiyodu!"
     Bir yanda, sistemin "homoidealis"i kendi kendinin işini görecek kadar büyüdüğünü ilan ediyor! (Bilmeyenler için not: Türk Homoidealis’i: Ortalama, dar kafalı, kendisine benzemeyen her türlü durumu yok etmeye ayarlı, cahil, kendi kendinin polisi, bir örnek düşünen ve yaşayan, Müslüman saf Türk ve Türkçü Türk genci! Başka bir deyişle Türkiye’de meşru olan, övülen tek var olma biçimi.)
     Diğer yanda, yaşlı bir kadın bu "semirtilmiş delikanlıyı" gördüğü tek meşru durum olarak alkışlıyor!
     "İdam isterük!" "Kan isterük!", "Ölüm orucundakiler gebersin!", "Bizim gibi düşünmeyen herkes gebersin!" "İşkencecileri affedin!" diye bağıran bu sesler, başka her türlü sesin "düzlendiği" bir boşlukta tek meşru ses olarak çın çın çınlarken, haberlerin başına "Gözbebeğimiz polis teşkilatımız" sözleri iliştiriliyor. Belli ki "bir kısım medya" yeni oluşan bu meşruiyet düzeyinin dışında kalmaktan korkuyor. Sistem öyle aşağıda, öyle totaliter bir meşruiyet düzeyi üretiyor ki, artık devlet bile "solda" kalıyor. O yüzden işte şimdi "hukuk" bu polisler hakkında soruşturma açınca, o kadın, bond çantalı adam ve bizatihi polislerin kendisi doğal olarak soruyor:
     "Ama siz bize böyle dememiştiniz!"
     
     İnsanla oynamanın bedeli
     "Tantan uyuma, polisine sahip çık!"
     Daha manalı bir slogan olamaz. Haklılar yani. Türkçesi şudur:
     "Kardeşim sen işkenceyi koruyorsun, işkenceciyi niye satıyorsun?"
     İnsan beyniyle, insani değerlerle oynamanın bedelidir bu slogan. Tıpkı Apo ve yandaşlarını öldürmek için çocukları askere çağırılan annelere, sıra Apo’yu öldürmeye geldiğinde "Rica ederiz duygusal davranmayın!" demek gibi. Ya da tıpkı Edirne’den Ardahan’a ülkeyi İmam Hatiplerle bezeyip ondan sonra da "daha light bir Allah" yaratmak için uğraşmak gibi.
     İnsanların kafalarıyla fazla oynarsanız, bozulur. Onları zorla inandırdığınız şeyleri bir gün yerinden almaya kalkarsanız sizi düşman ilan ederler. "Bu çocukların kemiklerini kırın, çünkü onlar kötü, çünkü onlar düşman" dediğin zaman buna inanan polisler, "Onları artık dövmeyin" dediğin zaman seni düşmanı korumakla suçlar ve "vatan haini" ilan ederler. Lafı dolandırmanın alemi yok: Çünkü faşizm kendi kendini müthiş iyi üreten bir sistemdir! Dünya tarihindeki yığınla örneğinde olduğu gibi gitgide sertleşir ve daha yumuşak kalanları ezip geçer.
     Yani mesela insanların kafasındaki "Yaşlı kadınları dövmek kötüdür" gibi en basitinden bir değeri ortadan kaldırırsanız, yaşlı kadınları dövenleri alkışlayan yaşlı kadınlar türer. Siz o alkışa şaşırıp bakarken o yaşlı kadın gelip alkışlamadığınız için sizi döver! Böyledir yani.
     Ne diyorduk? Şaşılacak bir şey yoktur. Hele "Nereye gidiyoruz?" diye düşünmenin hiç alemi yoktur. Çünkü gideceğimiz yere vardık. Artık sistem kendi kendini üretiyor. Sistemin bugünlere kadar getirdiği, yedirip içirip semirttiği "ortalama insan" hakimiyetini ve devletten daha meşru olduğunu ilan etti. Soruşturma mı? O da geçer. Bu ülkede insanlar yakıldı, o bile geçti. Bir şey olmaz. Ha! Derseniz ki, "Bunun ‘İkinci Bahar’ dizisiyle ne ilgisi var?" O da yarınki "neşeli" pazar yazısına...
     
     ecete@hotmail.com

 CUMARTESİ


‘Ne kitapsız ne kedisiz’...
Ekonominin yeni motoru
Kedinin kuyruğu dilinden sivri
Çizmeden fazlası
Pişirirken pişiyorlar
DVD
Bu hafta ne var ne yok
Kabuğu erkek yüreği kadın
Sanal spikerden haberler
Koltukta alışveriş
Gideceğimiz yere geldik!
Bu yazıyı Nükhet Duru okumasın
Hayal gücü kaç para?


 SAYFA BAŞI 





© 2000 Milliyet