22 Aralık 2000 Cuma




BİZE ULAŞIN



HABER İNDEKSİ



ARŞiV



YARDIM



KÜNYE



·  SON DAKİKA  
·  ANA SAYFA  
·  GÜNCEL  
·  SİYASET  
·  EKONOMİ  
·  YAZARLAR  
·  SPOR  
·  DÜNYA  
·  YAŞAM  
·  MAGAZİN  
·  SANAT  
·  SAĞLIK  
·  KADIN & MODA  
·  ASTROLOJİ  
·  OTOMOBİL  
·  ÇİZERLER  
·  TEKNOLOJİ  
·  TV'DE BUGÜN  
·  İŞ YAŞAMI  
·  ENTELLEKTÜEL B.  
·  OMBUDSMAN  
·  HAVA DURUMU  
·  CUMARTESİ  
·  PAZAR  
 
 




"İş Güvencesi Yasa Taslağı"nın amacı, iş güvencesi sağlamak değil
Yasa zoruyla sendika üyeliği

Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu (TİSK) Yönetim Kurulu Başkanı Refik Baydur, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nca hazırlanarak Bakanlar Kurulu’na sunulan "İş Güvencesi Yasa Taslağı’nı yorumluyor.

     Refik Baydur

     İş Güvencesi Yasa Taslağı, çalışma hayatımızı olumsuz bir şekilde etkilemekte. Öyle ki taslak, işçi ve işveren konfederasyonları arasında 5 yılda yaratılan, 8 yıldır devam eden ve en çok ihtiyacımız olan uzlaşmayı bozarak, geliştirdiğimiz karşılıklı güven ve işbirliği ortamını da zedeledi. Daha "taslak" aşamasında iken neden olduğu bu tahribatın, yasalaştığı takdirde yaratacağı sakıncaları açıklamakta yarar var.
     Taslak işverenlere, işçinin iş akdini fesh ederken sebep bildirme, feshin haklı bir nedene dayandığını ispat etme yükümlülüğü getirmekte; ayrıca öngördüğü fevkalade yüksek tazminatlar ve işe iade edilebilme imkanı dolayısıyla işten çıkarılan her işçinin "sendikal faaliyet" nedeniyle işten çıkarıldığı iddiasıyla yargıya gitmesine imkan tanımakta. Diğer bir ifadeyle Taslak işçiye iş güvencesi yerine, sendikalara yapay üye kazandırma ve her işçiye ek tazminat güvencesi sağlamakta.
     Taslağa gerekçe olarak da ülkemizce onaylanmış bulunan Uluslararası Çalışma Teşkilatı (ILO)’nın "Hizmet İlişkilerine İşveren Tarafından Son Verilmesi Hakkındaki 158 sayılı Sözleşme"ye, çalışma mevzuatımızın uyumu gösterilmekte. Oysa taslak bu amaca hizmet eder içerikte değil. Dolayısıyla yakın gelecekte bir başka "İş Güvencesi Yasa Taslağı" gündeme gelebilir.
     
Kaçak çalışma
     Artık çalışma hayatının işletme ve ülke düzeyinde ekonomik kalkınma strateji ve hedefleriyle uyumlu şekilde düzenlenmesi temel bir gereklilik haline geldi. Bugün dünyada işletme odaklı politikalar önem kazandı; işsizlikle mücadelede hükümetlerin ve sosyal tarafların işbirliği kural haline geldi; sosyal devlet yeniden tanımlanarak ekonomik gelişmeyi gözeten bir yapıya kavuşturuldu; devletin işçi - işveren ilişkilerinde daha az rol alması, çalışma mevzuatının katı ve ayrıntılı hükümlerden arındırılması, sosyal taraflara toplu iş sözleşmeleri ve hizmet akitleriyle çalışma şartlarını düzenleme serbestisi tanınması uygulamalarına geçildi; hükümet - işçi - işveren diyaloğu ön plana çıkarıldı.
     Türk işçi ve işveren konfederasyonları böyle bir işbirliğini 1990’larda sağlayabildi; 2000 yılı ortalarında Sosyal Sigortalar Teşkilat Yasası, İşkur Teşkilat Yasası ve Meslek Standartları yasalarını oluşturarak sayın bakana ulaştırdı.
     Sayın Bakan bu işbirliğinden ve somut bir ürünün önüne gelmesinden olumsuz bir şekilde etkilenmiş olmalı ki bir gecede hazırlattığı, adına "İş Güvencesi" dediği bu taslağı ortaya çıkarmış, kabulünü sağlamak için bakanlık önüne afişler asmış, işçiyi sokağa dökecek ifadeler kullanmış, mektuplar yazmış, hasılı tarafsızlığını temelden yok etmiştir.
     Ülkemiz çalışma mevzuatında hiçbir korumanın olmadığı iddiaları kamuoyunu yanlış yönlendirmekte. Oysa ülkemizde Kıdem Tazminatı, İhbar Tazminatı, Kötü Niyet Tazminatı, Sendikal Tazminat ve İşsizlik Sigortası gibi pek çok sosyal güvence bulunmakta. Bunları yok sayarak yeni yaptırımların getirilmesi, özellikle küçük ve orta boy işletmeler için büyük sorunlara yol açabilecek, kaçak çalışmanın boyutları hızla artacaktır.
     
Neye karşıyız?
     Taslak, yasalaştığı takdirde, Türk ekonomisinin dünyada örnek gösterilen dinamizmi yok edilecek.
     Karşı olduğumuz husus, iş güvencesinin tek başına gündeme getirilmesidir. Oysa iş güvencesi, işsizlik sigortası, kıdem tazminatı ve iş mahkemelerinin yeniden organizasyonu konularından ayrı düşünülemez. Böyle bir bütünlük içinde ele alınmadıkça getirilecek çözümler çare olmayacak, sorun yaratacaktır. Bu Taslak, uygar dünyada örneği olmayan sözde "İş Güvencesi" taslağıdır.
     Nitekim, çeşitli tarihlerde İş Kanunu’nun kıdem tazminatına ilişkin maddesinde yapılan değişiklikler ile kıdem tazminatının; iş güvencesi, gelir güvencesi ve işsizlik sigortası fonksiyonlarını üstlendiği Kanun’un gerekçelerinde ifade edilmiştir.
     Bir başka deyişle devletimiz, kıdem tazminatının, iş güvencesi ve işsizlik sigortası olduğunu açıkça belirtmiştir. Bu belirgin özellikleri Sayın Başbakan Bülent Ecevit sorumlu bir politikacı olarak defalarca kamu oyuna ifade etmiştir.
     İşverenler, işten çıkarılan her işçinin "sendikal nedenle" işten çıkarıldığı iddiası ile yargıya gitmesine yol açacak; işgücü esnekliğini katılığa, işletmeleri hantallığa dönüştürecek düzenlemelere karşıdır.
     
Türk sendikacılığı
     Türkiye’mizde sendikal güçlenmeye katkısı olması gayesiyle yasa ile işverenlerin sırtına yüklenen "Check - Off", yani işverenin sendika aidatını işçinin ücretinden keserek sendikanın kasasına yatırma yasal zorunluluğu uygar dünyanın terk ettiği bir uygulamadır. Fransa böyle bir işlemi 1956 yılından bu yana yasa ile yasaklamıştır.
     Türk sendikacılığı yasaların omuzunda değil, vereceği ciddi ve tutarlı hizmetlerle yücelebilir. Aksi takdirde daima çağın gerisinde kalır. Polisiye tedbirler ve yasa zoruyla destek Türk sendikacılığına yarar yerine zarar getirir.
     Bu taslak sendikalara gönüllü ve bilinçli üyelik yerine, işyerlerinde verimsiz, uyumsuz ve sorunlu şekilde çalışan işçilerin, çıkarlarını korumak amacıyla sendikalara üye olmalarını sağlayacak, iş güvencesi yerine çalışmama güvencesi getirecektir.
     
İş güvencesinin önkoşulu işyeri güvencesidir
     İşverenlerin istediği yatırım yapmak, istihdam yaratmak, üretmek ve dünya devleri ile rekabet edebilmektir. Gerçek "İş Güvencesi"nin birinci koşulu ise işyeri güvencesidir. İşyeri ayakta duramıyor ve kapısını kapamak zorunda kalıyorsa, yasalar ve polisiye baskılar zoruyla o işçiye aş temin edemezsiniz.
     Bu tasarı yasalaşırsa yüzlerce işyeri acil tedbirlere baş vuracak ve binlerce işçi ekmeğinden olacaktır.
     Bugün bütün gelişmiş ülkeler bir yasa çıkartılacağı zaman üç temel hususun bulunup bulunmadığına dikkat etmektedir: 1) Ülkenin rekabet gücünün arttırılması, 2) İstihdama katkı sağlaması, 3) Çalışma barışını koruması.
     Hükümete ve Sayın Çalışma Bakanı’na şunu söylemek istiyoruz: Devir uzlaşma ve değer yaratma devridir. Polisiye ve tek taraflı baskıcı tedbirlerle bir yere ulaşamayız. Gelin önce aklımızı sonra da irademizi çağın ve memleketimizin hizmetinde yapıcı yolda değerlendirelim.
     15 Kasım 2000 tarih ve 24231 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe giren 2001 yılı hükümet programının ekonomik ve sosyal alandaki temel amaç ve tedbirleri aynen şöyledir:
     
İş Kanunu’nda değişiklik
     Standart dışı çalışma biçimlerinin ülke şartları ve uluslararası standartlara uygun yasal düzenlemeye kavuşturulması sağlanacaktır.
     İşsizlik sigortasının tesis edilmesi ve iş güvencesine ilişkin mevzuat düzenleme çalışması nedeniyle, bütünlük içinde değerlendirilmesi gereken Kıdem ve İhbar Tazminatı müesseselerinde gereken düzenlemelere ilişkin hazırlık çalışmaları tamamlanacaktır.
     İşgücü piyasasındaki kayıt dışı çalışma önlenecek, işgücü piyasasının ihtiyaç duyduğu esneklikler sağlanacak, yeni çalışma biçimleri düzenlenecektir.
     İşletmeler üzerindeki istihdama dayalı mali yükler azaltılacak, esas ücret / yan ödeme paritesini esas ücret ağırlıklı kılma politikaları sürdürülecek ve verimliliğe dayalı ücret sistemlerine geçiş sağlanacaktır.
     Yukarıdaki program hedefleri göz önüne alındığında, Çalışma Bakanlığı ile hükümetin bir hedef çelişkisi içinde olduğu açıkça görülmektedir.
     Mevcut Programa ve sorunlara olumlu cevap verebilmenin tek yolu; temeli 1936’da yürürlüğe giren kanuna dayanan 1475 sayılı İş Kanunu’nun, çağın gereklerine ve ihtiyaçlarına cevap verecek şekilde bir bütün halinde ele alınmasıdır.
     


 ENTELLEKTÜEL BAKIŞ


Ekonomi de MGK’ya mı?
Yasa zoruyla sendika üyeliği
OKUR YORUM


 SAYFA BAŞI 





© 2000 Milliyet