22 Aralık 2000 Cuma




BİZE ULAŞIN



HABER İNDEKSİ



ARŞiV



YARDIM



KÜNYE



·  SON DAKİKA  
·  ANA SAYFA  
·  GÜNCEL  
·  SİYASET  
·  EKONOMİ  
·  YAZARLAR  
·  SPOR  
·  DÜNYA  
·  YAŞAM  
·  MAGAZİN  
·  SANAT  
·  SAĞLIK  
·  KADIN & MODA  
·  ASTROLOJİ  
·  OTOMOBİL  
·  ÇİZERLER  
·  TEKNOLOJİ  
·  TV'DE BUGÜN  
·  İŞ YAŞAMI  
·  ENTELLEKTÜEL B.  
·  OMBUDSMAN  
·  HAVA DURUMU  
·  CUMARTESİ  
·  PAZAR  
 
 




Çetin Altan’ın İstanbul’u...

"Sonunda biz biteceğiz İstanbul hiç bitmeyecek"

     MEHMET KENAN KAYA

     Altmışlı yıllarda, foto muhabiri Ara Güler’le birlikte Akşam gazetesine hazırladıkları "Al İşte İstanbul" adlı yazı dizisinin üzerinden tam otuz bir yıl geçti. Yapı Kredi Yayınları tarafından iki yıl önce kitaplaştırılan bu dizi, belki de Çetin Altan’ın İstanbul üzerine yayımladığı en önemli kitaptı. "Al İşte İstanbulöda kenar mahalleleri, çöplükleri, yoksulluğu ve tüketilememiş güzellikleriyle başdöndürücü bir İstanbul, Çetin Altan nereye gitse, hep peşinden geliyordu. Tıpkı o ünlü dizede olduğu gibi: ‘Kent peşinden gelecektir.’
     Şimdi, şunu söylemek sanırım yanlış değil: Bir kent, özellikle de İstanbul, ancak onunla bütünleşebilmiş bir yazarın kaleminde sihrine kavuşabilir, kapılarını yalnız ona açar, geçitlerini yalnız ona gösterir. Sanırım, Çetin Altan’ın İstanbul’la arasındaki ilişki de böyle bir sihir içeriyor. İstanbul’da doğmuş, İstanbul’da yaşamış ve en önemlisi İstanbul’u okumuş bir yazarın İstanbul’u...
     O gün Çetin Altan’la birlikte geçen zaman boyunca tam da bunu hissettim. İstanbul üzerine konuşuyorduk ve sohbet uzadıkça, İstanbul onu Bizans’tan Osmanlı’ya, Yahya Kemal’den Nazım Hikmet’e, Tokatlıyan’dan Park Otel’e, köprülerden balıkçı sığınaklarına uzanan geniş bir espasın içinde dolaştırıyordu. Dinledikçe anlıyordum ki, Çetin Altan’ın İstanbul’u aslında bütün bunların hepsiydi. Kendi deyişiyle, "topu topu otuz bin akşamüstü görebildiğimiz şu hayatta" bize sunulmuş bir armağan... Belki de tek mesele, bu armağanı ne kadar hak ettiğimizdi.
     
     "İstanbul benim için deniz demek"
     "İstanbul benim için deniz demek" Çetin Altan’ın çocukluğu Göztepe’de, şu an oturduğu evin yerinde bulunan eski bir köşkte geçmiş. Bu yüzden Göztepe’yi çok seviyor.
     Galatasaray Lisesi yıllarında tanıştığı Beyoğlu ise, onun hayatında hala önemli bir yer tutuyor. Ama, İstanbul deyince Çetin Altan’ın ilk aklına gelen şey deniz. İstanbul’u benzeri diğer şehirlerden ayıran temel unsurun Boğaz ve onun çevresinde şekillenen kültür olduğunu düşünüyor.
     
     "İyi bir gurme olmaya fırsat bulamadım"
     Çetin Altan, ömrünün büyük kısmını erken Cumhuriyet döneminin zor günlerinde ve hapishanelerde geçirdiğinden, iyi bir "gurme" olmaya hiç fırsat bulamadığını söylüyor. Aslında, bu pek de umurunda değil. Eşi Solmaz Hanım’ın deyişiyle çorba, köfte, makarna, pilav gibi "çocuk yemekleri"nden ama en çok mercimek çorbasından hoşlanıyor. Genelde dışarı çıkmayı sevmiyor, çıktığında ise Teşvikiye’deki Hacı Bey’i, Hacı Abdullah Lokantası’nı ve Sultanahmet Köftecisi’ni tercih ediyor.
     
     "Alışverişimizi internetten yapıyoruz"
     "Çetin Altan-Kamuran Solmaz çiftinin hipermarketlerle arası pek hoş değil. Onlar bu tür yerlerden çok, Teşvikiye’deki Macro gibi küçük marketleri ve mahalle esnafını tercih ediyorlar. Çetin Altan’ın civardaki esnafla arası da çok iyi. Solmaz Hanım’a göre hepsi onu çok seviyorlar. Ayrıca çoğu da sıkı bir Çetin Altan okuru. Bir de son günlerde internet aracılığıyla alışveriş etmekten hoşlanıyorlar. Solmaz Hanım’a göre, internetle alışveriş marketlere göre çok daha ekonomik. Çünkü, hepsi şık ambalajlarıyla rafları dolduran ürünleri görmediğiniz için görünüşlerine aldanıp ihtiyacınız olmayan şeyleri almıyorsunuz.
     
     "Fenerbahçe Parkı’nda dolaşmayı çok seviyoruz"
     Çetin Altan son yıllarda vaktinin büyük bir bölümünü evde geçiriyor, ama Fenerbahçe Parkı da onlar için bir sığınak. Hafta sonları , Göztepe’den Ayaspaşa’daki eve gidiliyor. Yakın dostlar da daha çok bu eve geliyorlar. Sözgelimi Ayaspaşa’daki evde en son Murat Belge’yle Zülfü Livaneli’yi ağırlamışlar. Çetin Altan, baştan beridir alışveriş yapmaktan çok sıkıldığı, giysilerini denemeden aldığını için onun giyimiyle daha çok Solmaz Hanım ilgileniyor. Bu konuda Solmaz Hanım’ın görüşü şu: "Çetin giyimine çok kafa yormaz. Ama hiçbir zaman da paspal olmadı."
     
     "Sonu ‘paşa’yla biten bütün semtleri dolaştık"
     Altan-Kamuran çifti fırsat buldukça Burgazada’ya, Kalpazankaya’ya, Sultanahmet’teki Yeşil Ev’e gidiyorlar. Bir ara, İstanbul’da isimlerinin sonu "paşa’yla biten bütün semtleri dolaşmışlar: Koca Mustafa Paşa, Gedik Paşa... Solmaz Hanım bu gezilerden sonra yakın çevrelerinde adlarının "araştırmacı gazeteci"ye çıktığını anlatıyor.
     


 PAZAR


Doğumsuzluk...
Kahve bahane, manken şahane!
KİM NE OKUYOR?..
CİNAYETİ yazıyor
Bu da kitabın formülü: 13+1
Cervantes Ödülü sahibini buldu
Çetin Altan’ın İstanbul’u...
Liberalleşmekten mi liberalleşememekten mi?
Magazin sendromu
Film-food keyfi
Roboköp Türkiye’de
Academia yenilendi...
Safran sağlıksız dükkan
‘Sarhoş olma hakkım olmadı’
Surf
Köşeyi dönün nokta com!
En seksi sanal kadın
VİTRİN
Zina AIDS’ten koruyor
Biz onurlu insan ihtimalini sevmiştik!
Rüzgarın bildiği
Yurdumuzu tanımalı ama nasıl?
Gecelerin loş sesi
Yabancı şefler lokanta kültürünü değiştiriyor
Bataklık çiçekleri
"İngilizleştirilmiş Thai"
Antoloji nasıl yapılır?
Kuş bakışı anıtlar


 SAYFA BAŞI 





© 2000 Milliyet