22 Aralık 2000 Cuma




BİZE ULAŞIN



HABER İNDEKSİ



ARŞiV



YARDIM



KÜNYE



·  SON DAKİKA  
·  ANA SAYFA  
·  GÜNCEL  
·  SİYASET  
·  EKONOMİ  
·  YAZARLAR  
·  SPOR  
·  DÜNYA  
·  YAŞAM  
·  MAGAZİN  
·  SANAT  
·  SAĞLIK  
·  KADIN & MODA  
·  ASTROLOJİ  
·  OTOMOBİL  
·  ÇİZERLER  
·  TEKNOLOJİ  
·  TV'DE BUGÜN  
·  İŞ YAŞAMI  
·  ENTELLEKTÜEL B.  
·  OMBUDSMAN  
·  HAVA DURUMU  
·  CUMARTESİ  
·  PAZAR  
 
 




Liberalleşmekten mi liberalleşememekten mi?

Kasırga Operasyonu ve ardından gelen ekonomik krizden sonra herkes bu gelişmelerin sorumlusunun kim olduğunu tartışmaya başladı. Sonunda iş döndü dolaştı, 1980’lerden beri uygulanan ekonomik politikaların bir kez daha sorgulanmasında düğümlendi. Kimi 20 yıldır uygulanmaya çalışılan liberal politikaların ülkeyi bu hale getirdiğini savunurken, karşıtları da Türkiye’de tam anlamıyla bir liberalizmin yaşanmadığını, yaşansa zaten böyle krizlerin olmayacağını söyledi. Tartışılan dönem 1980’ler olunca, dillerden düşmeyen isim de Sekizinci Cumhurbaşkanı Turgut Özal oldu.

     İLKE GÜRSOY

     Osman Ulagay
     "Denetleme mekanizmaları güçlendirilmeli"
     Sürü halinde geldiler ve sürü halinde gittiler", diyordu bir yabancı bankanın
     Türkiye’deki müdürü. Gerçekten de yaşadığımız son krizi ateşleyen etken, yabancı bankaların ve yatırımcıların ani bir kararla Türkiye’den kaçmaları olmuştu.
     Uluslararası sermaye hareketlerinin liberalleşmesi sonrasında yaşanan bu tür krizler, bu sermaye hareketlerini denetleyecek ulusal ve uluslararası mekanizmaların yetersizliğini ortaya koydu.
     Bu arada bazı ülkelerin küresel ekonomiye uyum sürecinde gerekli yapısal adımları atmadan finansal liberalleşmeye geçmeleri; günümüzde finansal piyasaların çok istikrarsız ve krize açık bir nitelik kazanması ve yeni teknolojinin para transferlerini müthiş hızlandırması da ani krizlerin ortaya çıkması riskini artırdı.
     Benzer krizlerin çıkmasını önlemek için uluslararası sermaye hareketlerini denetleyecek mekanizmaların güçlendirilmesi gerekiyor. Bu hareketleri yasaklamaya kalkışmak ise gerçekçi bir öneri değil.
     
     Ali Bulaç
     "Devlet toplumun güçlenmesinden tedirgin oluyor"
     Hem ekonomide hem de idari yapıda bir çözülme var. Fakat bu, devlet ekonomiden elini çekmediği için oluyor. Çünkü 1930’lardan beri devlet hem kaynak yaratıyor hem de kaynak transfer ediyor. Oysa devlet, elini ekonomiden tamamen çekmeli...
     Devlet, çok sayıda sosyal fonksiyonu da üstlenmiş durumda ve bunları yerine getiremiyor. Fakat Türkiye’de sivil toplum kuruluşlarından çok sivil devlet kuruluşları var. Devletin sivil uzantıları bunlar ve toplumu rahat bırakmıyor. Bizim ülkede merkez, sivil toplumun güçlenmesinden belli ölçüde bir tedirginlik duyuyor.
     
     Cüneyt Ülsever
     "Oyun değişti, aktörler aynı kaldı"
     L liberal politikalar sonucu bunların yaşandığı görüşüne katılmıyorum. Rahmetli Turgut Özal’ın politikalarına kendimi yakın hissettiğimi hep söyledim. Ama onun eksileri arasında, hukukun üstünlüğünü neredeyse göz ardı eden bir tavrı olduğunu da belirtmek zorundayız. Oysa 1940’lardan beri, liberal hareketin, hukukun üstünlüğüne dayanmadan başarılı olamayacağı genel kabul gördü. Bunun dışında, Türkiye yeni bir oyunu deneyeyim derken, aktörleri değiştirmedi. Yani hak ve sorumluluklarının bilincinde şahsiyetler, dolayısıyla vatandaş haline getirmek için çaba göstermedi. Hala Türkiye’de hakim olan unsur, yüzde altmışı devlet tarafından yönlendirilen bir ekonomide insanın teba olarak görülmesidir...
     Türkiye’nin sermaye birikimine baktığınızda, İstanbul-Ankara yataklı treninde oluşturulan bir sermayeden bahsediyoruz. Yani merkez tarafından yaratılan, desteklenen ve korunan bir birikim. Merkezden bağımsız sermaye birikimini ilk kez 80’lerin sonrasında Anadolu’da görüyoruz. Burada Özal’a büyük paye veriyorum. Ama sermaye birikimini sağlayan Anadolu, kültürel birikimde geri. Demokrasi sadece maddi birikimin sağladığı bir şey değildir. Onun, yol açtığı bir şeydir. Ama bunu tamamlayan kültürel birikim de henüz çok geri.
     
     Ömer Laçiner
     "Sadece hoşlarına giden şeyleri sahipleniyorlar"
     Türkiye’de tamamen kitabın yazdığı gibi bir liberalizm uygulanmadı. Ama başka ülkelerde de hep böyle oldu. Seçmeci bir politika uygulandı. Biz devlet bankalarındaki bozuklukların farkına yeni varmadık ki. 1980’lerden beri bu liberal politika uygulandığı için bankalar geçmişte olmadığı kadar yolsuzluklara konu oldular. Neoliberal zihniyetin egemenliği ile gelmiş bir sürü toplumsal sorunu da bu politikaların hanesine yazmalı...
     Sadece iktisadi açıdan bakılsa dahi, mevcut krizden neoliberalizmi ve onun politikalarını sorumlu tutmayanlar daha önce aynı politikanın parlak sonuçları olarak niteledikleri durumları pekala sahipleniyorlar. O bakımdan, liberalizm tam olarak uygulanmadığı için bu sorunlar doğdu demek, olumlu saydıklarını kendilerine atfedip olumsuz saydıklarını da başkalarına atmak demek olur. Ama bu bankaları yöneten hükümetlerin hepsi bu uygulamaların sahipleri. Yöneticiler bu uygulamalara inanmışlar. Hortumlamalar devletçi zihniyet altında gerçekleşmedi...
     Vaktiyle Turgut Özal iktisadi liberalleşmenin siyasal ve toplumsal liberalleşmeyi getirdiğini söylerdi. İşte gelebildiği nokta budur. Bundan birileri memnunsa diyeceğimiz yok. Ama Türkiye’nin bugün siyasal özgürlükler konusunda, örgütlenme özgürlüğü konusunda ne durumda olduğu ortada. Sivil toplum kuruluşlarındaki artış da siyasal sistemin, devletin zayıflamasından, yıpranmasından doğan, boşluğu kapatma çabasına bağlı.
     
     Toktamış Ateş
     "Burada olanlara, başka ülkede olsa gülerler"
     Bizde liberalleşme adı altında bir yağma düzeni yaratıldı. Örneğin, Turgut Özal bankaların mevduat toplamı sınırlamasını kaldırınca üç kuruş sermaye koyan bankalar, mevduatlarının belki bin katını toplamaya başladı. Tabiatiyle bu, hortumlamayı kolaylaştıran bir şey. Son zamanlarda ortaya çıkan olaylarda ciddi bir suçlama yapılamıyor. Çünkü yapılan şey kanuna uygun ama kanun hukuka uygun değil...
     Hiçbir liberal politika içinde devletin banka mevduatına sınırsız güvence verdiğini düşünemiyorum. Liberal olduğunu söyleyen bir ülkede offshore’a para yatırarak yüksek faiz peşinde koşan insanlar, battıkları zaman "Bizim zararımızı devlet karşılasın" diye gösteri yapamazlar. Gülerler adama...
     Siyasal ve toplumsal liberalizmi ayırmak lazım. Ben siyasal olarak kendimi özgürlükçü sayıyorum. Buna ister liberalizm deyin, ister demeyin. Ama ekonomik hayatta güçlünün güçsüzü çok kolay sömürdüğü bir alandaki özgürlük, o toplumdaki eşitsizliği korumak anlamına gelir.
     
     Güneri Akalın
     "Liberal iktisatçılar Özal’ı övmemeli"
     Ekonomimizin temel sorunu devletçi yapıdan piyasa ekonomisine geçişi başaramamasıdır.
     İşin kötüsü, liberalleşmeyi gündeme getireceğini ifade eden Turgut Özal da bilerek ya da bilmeyerek, bilgi noksanlığı nedeniyle halkı aldatmıştır. Hiçbir liberal iktisatçının, yaptıklarına rağmen Özal’ı övmesi mümkün değildir...
     Türkiye’de piyasa ekonomisi de, hukuk devleti de ve bunlara bağlı olarak demokrasi de yok. Bunların olabilmesi için tüketici ve seçmen egemenliği şart. Türkiye’de egemenlik kayıtsız şartsız milletindir fakat Milli Güvenlik Kurulu eliyle kullanılır.
     


 PAZAR


Doğumsuzluk...
Kahve bahane, manken şahane!
KİM NE OKUYOR?..
CİNAYETİ yazıyor
Bu da kitabın formülü: 13+1
Cervantes Ödülü sahibini buldu
Çetin Altan’ın İstanbul’u...
Liberalleşmekten mi liberalleşememekten mi?
Magazin sendromu
Film-food keyfi
Roboköp Türkiye’de
Academia yenilendi...
Safran sağlıksız dükkan
‘Sarhoş olma hakkım olmadı’
Surf
Köşeyi dönün nokta com!
En seksi sanal kadın
VİTRİN
Zina AIDS’ten koruyor
Biz onurlu insan ihtimalini sevmiştik!
Rüzgarın bildiği
Yurdumuzu tanımalı ama nasıl?
Gecelerin loş sesi
Yabancı şefler lokanta kültürünü değiştiriyor
Bataklık çiçekleri
"İngilizleştirilmiş Thai"
Antoloji nasıl yapılır?
Kuş bakışı anıtlar


 SAYFA BAŞI 





© 2000 Milliyet