22 Aralık 2000 Cuma




BİZE ULAŞIN



HABER İNDEKSİ



ARŞiV



YARDIM



KÜNYE



·  SON DAKİKA  
·  ANA SAYFA  
·  GÜNCEL  
·  SİYASET  
·  EKONOMİ  
·  YAZARLAR  
·  SPOR  
·  DÜNYA  
·  YAŞAM  
·  MAGAZİN  
·  SANAT  
·  SAĞLIK  
·  KADIN & MODA  
·  ASTROLOJİ  
·  OTOMOBİL  
·  ÇİZERLER  
·  TEKNOLOJİ  
·  TV'DE BUGÜN  
·  İŞ YAŞAMI  
·  ENTELLEKTÜEL B.  
·  OMBUDSMAN  
·  HAVA DURUMU  
·  CUMARTESİ  
·  PAZAR  
 
 




Biz onurlu insan ihtimalini sevmiştik!

Biz Ali Haydar’ı "onurlu kalma girişimi" nedeniyle sevmiştik. "Vakkaslaşmış" bir toplumda "düzgün" insanların yaşadığı bir kurtarılmış bölge var sanmayı sevmiştik. Peki ya polisler? Onlar İkinci Bahar için ağlarken neden Ali Haydar’a "patlamışlardı"?

     Şimdi Ali Haydar kadar "klas" bir adam tanıdınız mı son yıllarda? Ya da Hanım kadar "nereye kadarsa oraya kadar" bir ilişki yaşayabilen mert bir kadın? Hadi onu da geçtik. Zabıta Şecaettin gibi "küçük adamların" iktidarlarıyla daha da acizleştiğini, acizleştikçe küçüldüğünü "İkinci Bahar" ahalisi kadar kim itiraf edebiliyor? "Vakkaslaşmış" adamların yönettiği, zenginleştiği, krallaştığı bir ülkede Patron Vakkas’ın berbat herifin teki olduğu İkinci Bahar’dan başka nerede söyleniyor? Biz işte İkinci Bahar’ı bu yüzden sevmiştik...
     Biz esasında düzgün ve iyi insanlar olarak yaşama ihtimalini sevmiştik. 1980 sonrasında göbekli adamların adını koymadan başlattıkları "5 kuruş için 25 maymunluk yapılır" adlı kumpanyanın "yaşanmayabileceği" olasılığını, bütün bir ülkede bu yaşanırken kurtarılmış bir bölge olduğunu sanmayı sevmiştik. "Namuslu insanlara da af var mı?" diye sorulan bir ülkede "namuslu" insanların övüldüğü bir düş dünyasını özlemiştik. Üçe beşe bakmayıp insan olmaya bakan insanları biz çok önceleri görmüştük ve yeniden görünce eski bir dost görmüş gibi sevinmiştik. Eski, çok eski dostlarımız... Onlara ne oldu hakikaten. Şu "güzel insanların küçük dünyası" klişesine... Ne oldu?
     
     Darbe "iyiliği" devirdi
     Erdal Eren ismi tanıdık geliyor mu? Hani 16 yaşındaydı ve okul sırasına bir örgütün ismini kazımıştı. Sonra da kemiklerinin 18 yaş erginliğine geldiği sıkıyönetim hükümeti tarafından ve doktorların marifetiyle kanıtlanmış ve idam edilmişti. Hatırladınız mı? Şimdi bir ülkede böyle bir şey yapılıyorsa ve yer yerinden bir türlü oynayamıyorsa "güzel insanların küçük dünyasında" bir izi vardır bunun. Yıllar sonra baklava çaldığı için çocuklara 9 yıl hapis cezası veriliyorsa bunun yolu mutlaka 16 yaşındaki bir çocuğun asılmasıyla açılmıştır. Çünkü "küçük dünyalardaki" insanların kafasına şu kazınmıştır: "Bir çocuğu toplumcak öldürebiliriz". Tam olarak orta sınıf, "güzel ve küçük dünyalarındaki" insanlardan söz ediliyor burada. Yani yine 1996’daki açlık grevleri sırasında anneler dövülürken bu ortalama insanın kafasında bir yol açılmış olmalı ki, aynı anneleri 2000 yılında döven polisleri alkışlayabiliyor başka yaşlı kadınlar. En basitinden "Çocuklar öldürülmez", "Yaşlı kadınlara vurulmaz", "Genç kızlar yerde tekmelenmez" gibi genel değerlerin ortalama insanların kafasında yıkıldığı bir ülkede polisler, silahlarını göstererek yürür ve yirmi yıl önce bu yapılanları en azından "ayıp" sayan ortalama insan o polisleri alkışlar. Bu kurulan sistemin, doğal ve kendi kendiyle tutarlı bir sonucudur. Ve ‘80 darbesi neden olduğu bütün saçmalıkların yanısıra insanların kafasındaki "iyi, onurlu, dürüst, düzgün" insan değerini yıkmıştır. Darbenin en uzun ömürlü sonucu da, bugün yaşananların yaşanabilmesinin en önemli nedeni de budur.
     
     Ali Haydar, patlar mı?
     Fakat bu Ali Haydar’ın başına gelmedik kalmadı. Karısı gidiyor, dükkanı gidiyor, kızları gidiyor, evinden çıkartılıyor, yoksullaşıyor ve yoksullaştıkça yalnızlaşıyor. Fakat adam bir türlü "patlamıyor". Diğer yandan:
     "Onu dövme, bunu dövme. Ben toplumsal patlamamı nerede yapıcam kardeşim?"
     Yoksulluk nedeniyle ve göstericileri dövdürtmediği için emniyet müdürüne kızgınlığıyla yürüyüşe katıldığını söyleyen bir polis böyle diyor.
     Peki bu Ali Haydar niye patlamıyor? Kabzasını gösterecek bir silahı olmadığı için mi, yoksulluk yüzünden bir gösteriye katılsa polisler kadar ferah ferah yürüyemeyeceği için mi? Ya da şöyle soralım:
     Maaşları yükselmediği için gösteri yapan Ali Haydar’ı döven polisler, bundan sonra da Ali Haydar’ı, görev aşkını da aşan bir gayretkeşlikle dövebilecekler mi? Ya da bu polisler niçin bu gösteriyi üniformasız ve silahsız yapmadılar? Ali Haydar yerine konmamak için mi? Yani Ali Haydar’ın yoksulluğuyla polisinki bir değil midir? Yoksulluk birdir. Bir olmayan, "küçük dünyalarındaki güzel insanlarınkiyle" birlikte polisin de kafasında sistemli bir biçimde yıkılan toplumsal ahlaki değerlerdir. "Birlikte yoksullaşıyorsunuz ama onu döv, o devletimize karşı. Sen devletsin" dendiği için copuyla, kabzasıyla neredeyse bütünleşip "devletleşmiş" bir insan grubu, bu "aynılık" halini anlayacak durumda değildir. Ve eminim, Ali Haydar aç kaldığında onlar da ağlayacaktır. Tıpkı sizin gibi...
     


 PAZAR


Doğumsuzluk...
Kahve bahane, manken şahane!
KİM NE OKUYOR?..
CİNAYETİ yazıyor
Bu da kitabın formülü: 13+1
Cervantes Ödülü sahibini buldu
Çetin Altan’ın İstanbul’u...
Liberalleşmekten mi liberalleşememekten mi?
Magazin sendromu
Film-food keyfi
Roboköp Türkiye’de
Academia yenilendi...
Safran sağlıksız dükkan
‘Sarhoş olma hakkım olmadı’
Surf
Köşeyi dönün nokta com!
En seksi sanal kadın
VİTRİN
Zina AIDS’ten koruyor
Biz onurlu insan ihtimalini sevmiştik!
Rüzgarın bildiği
Yurdumuzu tanımalı ama nasıl?
Gecelerin loş sesi
Yabancı şefler lokanta kültürünü değiştiriyor
Bataklık çiçekleri
"İngilizleştirilmiş Thai"
Antoloji nasıl yapılır?
Kuş bakışı anıtlar


 SAYFA BAŞI 





© 2000 Milliyet