22 Aralık 2000 Cuma




BİZE ULAŞIN



HABER İNDEKSİ



ARŞiV



YARDIM



KÜNYE



·  SON DAKİKA  
·  ANA SAYFA  
·  GÜNCEL  
·  SİYASET  
·  EKONOMİ  
·  YAZARLAR  
·  SPOR  
·  DÜNYA  
·  YAŞAM  
·  MAGAZİN  
·  SANAT  
·  SAĞLIK  
·  KADIN & MODA  
·  ASTROLOJİ  
·  OTOMOBİL  
·  ÇİZERLER  
·  TEKNOLOJİ  
·  TV'DE BUGÜN  
·  İŞ YAŞAMI  
·  ENTELLEKTÜEL B.  
·  OMBUDSMAN  
·  HAVA DURUMU  
·  CUMARTESİ  
·  PAZAR  
 
 




Yurdumuzu tanımalı ama nasıl?

     Ziganalar’ı otobüsle geçmeyen, Şavşat-Kars yolculuğunu yapmayan, Ege’nin ipek halıyı andıran bereket ve ihtişamını yaşamayan bir gençliğin bu yurda sahip çıkmasını bekleyemeyiz
     Gençlerimizin önemli bir kesimi bu yurttan kaçmak, istikbalini ve ekmeğini başka iklimlerde aramak istiyor. İnsanların doğdukları değil, doydukları yeri yurt edinmeleri, beşeriyetin kendisi kadar eski. Hiçbir hayvan türü insan kadar göç yeteneğine sahip değil. Bir zamanlar tıp fakültelerimiz Almanya’ya ve ABD’ye çalışmış. Bu terk ve göç Türkiye’ye çok pahalıya mal olsa da hiç kimseyi zorla tutamazsınız; şimdi ise tersine göç olgusundan bahsedilse de halen hatırı sayılır genç beyinler yurdu terk ediyor. Niçin? Cevabı hazır: Adaletsizlik; insanlar nitelikleriyle mütenasip iş bulamıyor; girdiği işte de adil terfi (yükselme) rejimi yok; partizanlık ve akraba kayırmacılığı yalnız devlet sektöründe değil -şaşılacak şey- özel sektörde dahi var. ABD, Almanya ve hatta İsrail’deki gibi rasyonel bir özel şirket yapılanmasına henüz ulaşamadığımız bir gerçek. Ama gençlerin gözünü kırpmadan gidişlerinde bu tek neden değil; mesela Ankara 1960’ların Ankara’sı değil, soğuk kültür kurumlarının günden güne eridiği, modern şehircilikten nasibini alamayan bir metropol oldu. Ankara’da büyüyen genç, takılacağı başka şehirleri gözünü kırpmadan tercih edebilir. Kimi yeşil parkları bol diye Köln’ü, kimisi trafiği rahat, konforlu diye Teksas’ın Dallas’ını mekan edinebilir. (Bunlar bence iki gün harcanıp gezilecek yerler dahi değil.) Gençlik niye kaçıyor sorusuna vermediğimiz bir cevap daha var. Bu yurdun gençleri bu ülkeyi hiç tanımıyor. Girdiğim sınıflarda yaptığım ankette öğrencilerin büyük çoğunluğunun yaşadıkları bu kenti tanımadıklarını dehşetle gördüm. Kadıköylüler’in Suriçi İstanbul’dan haberleri yoktu. Boğaziçi halkı Üsküdar’ı bilmiyor. Ankara’daki üniversiteli gençliğin büyük bir çoğunluğu dünyaca ünlü Hitit Arkeoloji Müzesi’ne adım atmamış. Anadolu’nun en otantik ve pitoresk köşelerinden Ankara Kalesi ve civarındaki Atpazarı’nda hiç gezilmemiş. Türk kültürünü temsil etmesini beklediğimiz sınıfların çocukları, İstanbul’un saraylarını bilmiyor. Ege’de Efes’i görmemişler. Üstelik bu son saydıklarımı Avrupa’nın aydınları ve burjuvaları mutlaka gezmiş, görmüş ve hakkında okumuşlardır.
     Bizim gençliğimiz Bursa’nın ve Trabzon’un tadına varmamış. Üniversite gençliği içinde memleketin büyük şehirlerini görmeyenler var. İstanbul’u tanımayan Ankaralı üniversiteli gençler; İzmir ve Bursa’ya adım atmayan İstanbullular hayli yüksek orandadır. Bu sırf mali imkansızlıkla açıklanamaz. Merak yok. Merak olsa, gezmek hiç pahalı değil. Yurt sevgisi, okul çocuklarına ezberletilen şiirlerle aşılanmaz. Gerçekten güzel olan Türkiye’yi göstererek bu sevgi aşılanır. Senelerce İstanbul’u tanıdıktan sonra, bir gece yarısı Ankara’dan gelip vapurla karşıya geçerken mehtaptaki İstanbul silueti bu fakiri çarpınca bu şehre aşık olduğumu anlamıştım. Ziganalar’ı otobüsle geçmeyen, Şavşat - Kars yolculuğunu yapmayan, Ege’nin ipek halıyı andıran bereket ve ihtişamını yaşamayan bir gençliğin bu yurda sahip çıkmasını bekleyemeyiz. Ancak bu yurda aşık olunca çok şeye tahammül etmeyi öğrenirsiniz.
     Şehir ve yurt gezileri genç yurttaşların eğitilmesinde en acil bölümü oluşturuyor. Devlet okullarının ve teşekküllerinin böyle bir program becerebilecekleri şüphelidir. Belediyelerin, sivil yurttaş kuruluşlarının, bu gibi şehir ve yurt gezileri düzenlemesi, parası olmayan gençlik gruplarını da bu nimetten yararlandırması gerekir. Ama kuşkusuz çok iddialı bir tarihçi kuruluşumuzun yaptığı 1300 dolara Girit, 300 milyon liraya Mardin gezisi bu temenni ile hiç bağdaşmayan bir fiildir. Seçkin aydınlarımızın gezilere hiç değilse yılda bir iki kere rehberlik yapmaları gerekir. Bu bir vicdani görev olmalıdır. Arkeoloji kazıları gençlerin gönüllü katılımı ile gerçekleştirilen bilimsel bir faaliyet ve ulusal bir spor olmalıdır. Gezileri bir takım şirketler mali yönden desteklemelidir. Yakın geçmişte İletişim Yayınları gerçekten ucuz İstanbul gezileri yapıyordu ve sevgili Murat Belge, İstanbul’da bu tip gezilere rehberlik yaparak iyi bir örnek olmuştu. Şimdi de İstanbul Belediyesi bu tip gezileri ücretsiz olarak tertipliyor. Ankara’da Türk Kadınlar Kültür Derneği bu gezileri ya ücretsiz ya da çok düşük ücretle yapıyor; üniversite gençliği katılıyor. Dernek bütün Karadeniz’i, Doğu, Orta Anadolu’yu programına aldı ve tamamladı. UNESCO Milli Komisyonumuz, Bursa - Kütahya havzasında üstelik beynelminel katılımlı bir gezi daha tertipledi. Tacikistan’dan Makedonya’ya kadar bir sürü ülkeden gelen tarih öğrencileri Türk tarih öğrencileri
     ile birlikte Vali Bey tarafından ama asıl yerel dernekler tarafından ağırlandı.
     Yöneticiler bu gibi eğitim faaliyetlerine inanınca para bulunuyor, konaklama imkanı da... Katılan gençler de bu gibi gezilerde daha ciddi öğreniyor ve gördüklerini değerlendiriyor. Her şey bir yana eğriyi doğruyu burada değerlendirecek değiliz; İsrailliler o vatana sahip. Çünkü gençler onun her köşesindeki kazılara katılıyor, küçük yurtlarını gezip tozup ezberliyorlar. Düşünüyorum; gençliğimde gidip okuduğum, bir süre oturduğum yerlerde niçin kalmadım? Kalmadım çünkü Ege’yi posta trenleriyle kat’ederken rastladığım insanları, harbi umumiyi anlatan malül gazileri; Orta Anadolu’nun, Mardin’in gizemini, Osmanlı’nın efsaneyi gerçek yaptığı nakış gibi Bursa’yı unutamadığım, özlediğim için. (Hoş, o Bursa da kalmadı ya hayali cihan değer.) Kültür mirasının aktarımı bunun yüz yüze öğretilmesinden geçer. Sevindirici gelişmeler var. Bugünün genç kuşakları dağlarımızı fethediyor, yurdu bir baştan bir başa geziyor. Bilinmedik vadileri, mağaraları tanıtıyor. Ama bunlar henüz bir azınlık. Çoğunluğu, hız denemesi yapan azınlıklar veya kahve köşelerinde vakit öldürenler oluşturuyor. O zaman birilerinin öne düşmesi gerekmiyor mu?
     


 PAZAR


Doğumsuzluk...
Kahve bahane, manken şahane!
KİM NE OKUYOR?..
CİNAYETİ yazıyor
Bu da kitabın formülü: 13+1
Cervantes Ödülü sahibini buldu
Çetin Altan’ın İstanbul’u...
Liberalleşmekten mi liberalleşememekten mi?
Magazin sendromu
Film-food keyfi
Roboköp Türkiye’de
Academia yenilendi...
Safran sağlıksız dükkan
‘Sarhoş olma hakkım olmadı’
Surf
Köşeyi dönün nokta com!
En seksi sanal kadın
VİTRİN
Zina AIDS’ten koruyor
Biz onurlu insan ihtimalini sevmiştik!
Rüzgarın bildiği
Yurdumuzu tanımalı ama nasıl?
Gecelerin loş sesi
Yabancı şefler lokanta kültürünü değiştiriyor
Bataklık çiçekleri
"İngilizleştirilmiş Thai"
Antoloji nasıl yapılır?
Kuş bakışı anıtlar


 SAYFA BAŞI 





© 2000 Milliyet