Yeni milenyumun ilk yılını kapatmaya hazırlanırken sadece son ayda yaşadıklarımız bile - ekonomik kriz, cezaevleri, af - toplumun "siyasi" olan her şeye ilgisini azaltmaya, vizyonsuz yöneticilere güvensizliği artırmaya yetti.
Türkiye, iç sorunların girdabında AB perspektifini de geleceğe erteliyor.
2000'e dönük umutların gölgelenmesinde, iktidar başarısızlığı kadar "alternatif siyaset" eksikliğinin de payı büyük.
Yaşamın her alanında "önderlik" sorunu gözleniyor.
Yönetimdeki yaşlanmışlık ve "eskime"nin yanı sıra üniversiteler başta "siyasetin insan kaynağını yenileyecek" kurumlardaki durağanlık 21. yüzyılın gerektirdiği değişimin önünü kapıyor. Oysa tek başına AB'ye uyum süreci bile her alanda enerjik olmayı gerektiriyor. Aksi halde küresel rekabet koşullarında ara hızla açılacak.
Türkiye bu kısır döngüyü nasıl aşacak? ABD gibi 2000'leri ekonomide, bilimde, teknolojide öteki uluslara göre çok avantajlı kapayan bir ülkede son başkanlık seçimlerinin iktidar değişikliği getirmesi anlamlı değil mi?
Yarışı kazanan ekip tüm enerjisini ülke yönetimine adayacak. Yeni vitrin, yeni yüzler, yeni siyaset toplumu ateşleyecek heyecanları tazeleyecek. Bush şimdi kabinesini kuruyor ve açıkladığı her isim ilgi odağı oluyor. Örneğin Beyaz Saray'ın Ulusal Güvenlik Danışmanı Condellazza Rice, ABD'de hayli yaygın olan üniversite kökenli danışmanlıktan politikaya geçiş için son başarılı örnek. Standford Üniversitesi'ndeki parlak kariyeri sırasında eski güvenlik danışmanı Brent Cowcroft tarafından keşfedilen Bayan Rice adından ileride hayli söz edilecek.
Türkiye'de de üniversitelere 21. yüzyılın insan kaynağını yetiştirmek, gelecek 10 yıllara "entelektüel sermaye" yatırımı yapmak için büyük görev düşüyor. Ne yazık ki iletişim devrimi yaşanan, bilgi ve teknolojiye kolayca ulaşılabilen çağımızda üniversiteler 1960'ların düşünsel ve siyasal öncülüğünün bile gerisine düştüler.
Geçenlerde Sabancı Üniversitesi'nin düzenlediği "Eğitimde Değişen Paradigma" konulu bir konferansa katıldık. Rektör Tosun Terzioğlu, Üstün Ergüder, Oğuz Babüroğlu'ndan yükseköğrenimin gelecekteki yapılanmasına ilişkin eğilimleri dinledik. "Fred Emeri'nin Gözüyle Üniversiteler" tartışılırken en büyük paradigma değişiminin "kendinden menkul şiirsel bir soyutlama içine hapsolmuş günümüz üniversitelerinin topluma açılması, gerçek yaşamla bütünleşerek çözümler üretmesi" olacağı görüşünde birleşildi.
Dünyadan kopuk "akademik konformizm"in sonu geldi.
Üniversitelerin toplumsal ve bölgesel değişime daha çok katkıda bulunması, bilimsel çalışma alanlarının öğrenci ve öğretim üyeleri dışında politika belirleyicilerine de açılarak, yaşam pratiğinin gerektirdiği yeni bilgi üretilmesinin teşvik edilmesi hedefleniyor.
Üniversiteler dışa açıldıkça siyasetin insan kaynağı da hızla yenilenecek.
2001 umutlarını tazelemek için önce paradigmaları değiştirmeliyiz.