Her zaman olduğu gibi önceki gece de kızımla birlikte Show TV'de Kenan Işık'ın sunduğu "Kim 500 milyar ister?" yarışma programını izliyorduk. 64 milyar kazanan yarışmacı Tunç bey, "cevap süresinin uzaması, insanda ciddi hasarlara yol açabilir. Beklerken kalbim yerinden çıkacakmış gibi oluyor" dedi. Işık da "bu heyecana kalp dayanmaz" diye yanıt verdi.
İşi bulmaca hazırlamak olan bir başka yarışmacı da (bir ay kadar önce) "son kararını" verdikten sonra, merakla beklendiği için insana olduğundan da uzun gelen sürenin "kalbine indireceğinden" bir - iki kez yakınmıştı.
RTL'dekinin farkı
Fondaki kalp atışları arasında doğru yanıtın açıklanma süresinin esnetilip uzatılması, son dönemde Milliyet okurlarının da tepkisini çekiyordu. Okurlarımızın yakınması ekran başında uzun kalmak ya da reytinge itiraz falan değil, düpedüz yoğun stres altındaki yarışmacının sağlığıydı. Anlaşılan çoğu izleyici o esnada kendini yarışmacının yerine koyuyor ve yüreği daralıyordu...
Özellikle Almanya'dan kesin dönüş yapmış olan vatandaşlarımız, sanırım hem bizimkini hem de Alman RTL'de sunulan aynı yarışma programını izliyorlar. Yıllarca gelişmiş bir ülkede yaşadıklarından olsa gerek, belli konularda bizleri uyarmayı, yurttaş sorumluluğunun bir parçası sayıyorlar.
Dikkatimi çektikleri için ben de bizim yarışmanın RTL versiyonuna birkaç kez göz attım. Fondaki kalp atışları dahil gerçekten de format tamamen aynı. Almanya'da da soru sorma aşamasında gerek yarışmacı, gerekse sunucu süreyi dilediğince esnetip uzatılabiliyor. Ancak yarışmacı son kararını verip de ekranda o seçenek turuncuya boyandıktan sonra, doğru seçeneğin yeşile boyanması, kesinlikle bizdeki kadar uzun sürmüyor.
Köşemizin müdavimi tüketicilerin bu uyarıları sürerken Tunç beyi de önceki gün ekranda benzer bir serzenişle görünce, başlangıcından beri keyifle izlediğimiz yarışma programının değerli sunucusu Kenan Işık'ı telefonla arayıp görüşünü almak istedim. Ama beni öylesine düş kırıklığına uğrattı ki...
Neden düş kırıklığına uğradığımı merak ediyorsanız, Kenan Işık'ın dediklerini alttaki yazıda bulabilirsiniz.
"Halk bana Sezer'den daha çok güveniyor"
Ekranların gözde yarışma programı "Kim 500 milyar ister?"de doğru yanıtın açıklanma süresinin çok uzatılması, stres altındaki yarışmacının sağlığı açısından sakıncalı olabilir mi?
Aslında bu soruyu uzman doktorlara sormam lazımdı. Ama ben, üstteki yazıda anlatmaya çalıştığım nedenlerden dolayı programın değerli sunucusu Kenan Işık'ı arama gafletinde bulundum ve ağzımın payını aldım.
Sayın Işık, ekrandaki serinkanlı tavrının tam tersine benim meramımı anlatmama bile fırsat bırakmadan esip gürlemeye başladı:
"Yüksek reyting alan her programın içinde mutlaka dramatik bir şey, gerilim vardır. Alın İkinci Bahar'ı... Dayıyor şakağına tabancayı... Öldürecek mi, öldürmeyecek mi belli değil. Çatışma, zıtlık olmayınca, reyting de olmaz. çünkü rutin bir şey çıkar ortaya. Rutinin de hiçbir sanatsal değeri yoktur...
Kalbi çarpan gelmesin!
Bizim program çok yüksek reyting alıyor. Milyonların beğendiği bir programı 2 - 3 kişi şikayet etti diye hırpalamaya ne hakkınız var? Heyecanına dayanamayacak olan gelmesin yarışmaya, çıkmasın yarışmacı diye ortaya, izlemesin ekran başında programı..."
Kenan Işık'ın lafını kesebilseydim, ona "sizin karşınıza bilgisiyle çıkan, hayat boyu o milyarları birarada göremeyecek bir yarışmacının stresiyle, ekran başında izlenen İkinci Bahar'ı nasıl karşılaştırırsınız" diye soracaktım. Ama lafı ağzıma tıkadı.
Telefonda konuştuğum kişinin ekranda izlediğim Kenan Işık'la siyahla beyaz kadar farklı olmasının şaşkınlığından küçük dilimi yutmak üzereydim ki, meramımı anlatmak amacıyla bir hamle daha yapmaya yeltendim. Yarışmacının son kararı kesinleşinceye kadarki sürenin uzatılmasına kimsenin bir itirazı bulunmadığını, tek itirazın yanıtın doğrulanma süresiyle ilgili olduğunu, bu kadar kusurun da kadı kızında bile bulunabileceğini, bazı izleyicilerin bu hassasiyetini (belki ilgilerini çeker umuduyla) kendilerine aktarma gereği duyduğumu söylemeye çalıştım.
Ama nafile... Kenan Işık'ın o anki psikolojisi beni duymasını engelliyordu.
Aynı yarışma programının değişik ülkelerdeki sunucularının geçenlerde Cannes'da yapımcı firmanın verdiği bir davette biraraya getirildiğini, kendisinin podyuma davet edilen 4 - 5 başarılı sunucu arasında yer aldığını anlattı.
İsmail Cem bile girdi!
"Siz sokaktaki 3 - 5 kişiye kulak vereceğinize Turk.net'in anketini yazsanıza... Türkiye'nin en karizmatik, en güvenilir kişisi sıralamasında ben birinciyim. Dışişleri Bakanı İsmail Cem ikinci. Ülkenin Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer dördüncü. Halk koskoca Cumhurbaşkanı'ndan daha çok bana güveniyor..." diye sözlerini sürdürdü.
Hayat yolunda hepimizin başının döndüğü zamanlar olmuştur. Zannederim sayın Işık bugünlerde bu tür bir psikoloji içinde. Zira kendisine aynı programın RTL'de izleyip izlemediğini sorduğumda da, çok alakasız birşey soruyormuşum gibi izlemediğini ve izlemesinin de gerekmediğini söyledi. Ben olsam, işimi daha iyi yapabilmek için mutlaka izlemiş olurdum. Ama herkesin yoğurt yeyişi farklı tabii.
Bu sağırlar diyaloğundan yarım saat kadar sonra bu kez Kenan Işık beni aradı. Programı hazırlayanın kendisi değil Med Yapım olduğunu, süreyle ilgili kararın da onlar tarafından verildiğini, dilersem konuyu Fatih Aksoy'la görüşebileceğini söyledi. Galiba özür de diledi. Ancak bu kez ben o denli sinirliydim ki teşekkür etmekle yetindim, başka soru falan soramadım. Aksoy'u aradım ancak "toplandıdaydı".
Düzeltme: Dün "Hangi banka ne kesiyor" başlıklı yazımızda Yapı Kredi'nin her hesaptan yıllık işlem masrafı olarak 3 milyon lira kestiğini belirtmiştik. Kesintinin tanım itibarıyla yalnız vadesiz hesaplar için geçerli olduğunu hatırlatmak isteriz.