Başkan Clinton 31 Aralık günü, Pentagon'un (Savunma Bakanlığı) ve Senato'daki Cumhuriyetçilerin muhalefetine rağmen, sürekli bir Uluslararası Ceza Mahkemesi'nin kurulmasını öngören B. M. sözleşmesini imzaladı. ABD Başkanı yaptığı açıklamada, onaylanıp yürürlüğe girmesinden önce içerdiği bazı yanlışların düzeltileceğini umduğunu, ancak insanlığa karşı suç işleyenlerin uluslararası topluluğa hesap vermeleri gereğine olan inancını teyid için sözleşmeyi onayladığını söyledi. Clinton, 1998'de Roma Konferansı'nda son şekli verilen sözleşmeye başlangıçta karşı tavır almıştı.
Sözleşme, Senato tarafından onaylanmadığı sürece ABD bakımından bağlayıcı değil. Yeni Başkan GW Bush'un yakın çevresinin, bu arada yeni Savunma Bakanı Donald H. Rumsfeld'in sözleşmeye karşı olduğu biliniyor. Bu nedenle yakın bir gelecekte onaylanması beklenmiyor.
Sözleşmenin 60 ülke tarafından onaylanmasından sonra soykırım, savaş ve insanlığa karşı diğer suçlardan sorumlu kişileri yargılayacak olan Uluslararası Ceza Mahkemesi, Hollanda'nın başkenti Lahey'de faaliyete geçecek. Ruanda'da ve eski Yugoslavya'da işlenen suçlar için kurulan uluslararası mahkemeler gibi özel mahkemelere gerek kalmayacak. Bugüne kadar sözleşmeyi, tereddütleri olan İsrail ve İran dahil 139 ülke imzaladı; 27 ülke de onayladı. Bundan sonra ülkeler ancak onay yoluyla antlaşmaya taraf olabilecek.
Clinton'un giderayak imza koymasıyla, AB'nin inisiyatifiyle hazırlanan sözleşmeyi imzalamayı reddeden tek Avrupa Konseyi üyesi, yegane NATO üyesi ve biricik AB adayı ülke olma sıfatını Türkiye kazanmış bulunuyor. Böylelikle Çin, K. Kore, Irak ve Libya gibi ülkelerle aynı safta yer alıyor.
Sözleşme onay tarihinden önce işlenen suçlar için geçerli değil, yani geriye yürümüyor. Savaş suçları bakımından 7 yıllık bir geçiş süresinden sonra bağlayıcı olması şartıyla onaylanabiliyor. Uluslararası Mahkeme ulusal yargının yerini almıyor; ancak suçluların ulusal mahkemelerde yargılanmamaları durumunda devreye giriyor. Bütün bunlara ve AB ortaklarının bütün ısrarlarına rağmen Ankara'nın antlaşmayı imzalamamasından çıkarılabilecek tek sonuç, ne yazık ki, Türkiye'nin insanlığa karşı suç işleyen güvenlik güçleri görevlilerinin ve öteki yetkililerinin yargılanmasına razı olmadığı. Bunun da Türkiye'nin insan hakları konusundaki "parlak" imajına yeni bir katkı oluşturduğuna kuşku yok.
Öğrenebildiğim kadarıyla Dışişleri Bakanlığı ve öteki bakanlıklar arasında sözleşmenin imzalanması konusunda bir mutabakat sağlanmış, ancak Genelkurmay'ın muhalefeti kırılamamış. Genelkurmay'ın hangi gerekçelerle karşı çıktığının kamuoyu tarafından öğrenilmesinde ve tartışılmasında çok büyük yarar var.