Ankara Ticaret Odası Başkanı Sinan Aygün, uzun bayram ve yılbaşı tatilinde de boş durmayıp gazeteleri taramış olmalı ki, yılın ilk iş gününde Devlet Bakanı Yüksel Yalova'ya can alıcı sorular içeren bir mektup göndermiş. Mektubun bir kopyasını bana göndermesinin nedeni ise herhalde benim bir süre önce bu köşeden Vakıfbank'tan Egebank'a açılan kredilerin miktarıyla ilgili olarak sayın Yalova'ya soru yöneltmiş ve "ticari sırra girdiği için açıklayamam, suçtur" yanıtını almış olmam:
"Sayın Yüksel Yalova
Devlet Bakanı
28 Aralık 2000 günkü Yeni Binyıl'da Okan Müderrisoğlu imzalı haberin içeriği pek çok açıdan ilgimizi çekmiş, Bakanlığınıza bağlı Vakıfbank gibi dev bir bankanın radikal kararlar alabileceğini kanıtlama açısından da camiamızda memnuniyetle karşılanmıştır.
(...)Vakıfbank'ın yüzde 20'sinin özelleştirilmesi aşamasında "etkin" ve "verimli" bir bankaya dönüşme kararı son derece doğru ve zorunlu bir seçimdir. Verimsiz şubelerin, özel işlem merkezlerinin kapatılması, gereksiz personel destek sistemlerinin terkedilmesi, tarafımızdan da olumlu tasarruflar olarak değerlendirilmektedir.
Söz konusu bankada sınavsız ve torpille işe alınan 1500 personelin işten çıkarılması konusunda ise farklı bir hassasiyet içerisinde olduğumuzu bilmenizi isterim. Bu tür personelin iş akitleri elbette derhal feshedilmelidir. Ancak buzdağının altındakileri de bilmek açısından aşağıda yönelttiğim soruların yanıtlanmasını da, bu anlamlı operasyonun tamamlanması açısından olmazsa olmaz bir adım olarak görüyorum:
* Sınavsız ve torpille işe alınann 1500 personel, hangi yıllarda ve hangi genel müdür zamanında işe girmiştir?
* Bu personelin görev ünvanları ile aldıkları maaşlar ne kadardır?
* Bu personelin bugüne kadar Vakıfbank'a maliyetleri ne kadardır?
* Bu personel arasında adı yolsuzluk ve rüşvete karışan 50 - 100 kişi olduğu iddiaları doğru mudur? Doğruysa bunun parasal boyutu ne kadardır? Haklarında soruşturma açılmış mıdır?"
Müderrisoğlu, yazdığına güvenilir bir gazeteci. Bankaların kime ne kadar kredi verdiği de diyelim ki ticari sır. Ama bir kamu bankasına sınavsız torpille 1500 kişinin hangi bakan ve hangi genel müdürün zamanında alındığı herhalde "ticari sır" olamaz.
Sayın Yalova'nın bu sorulardan hiç değilse bir bölümünü derhal yanıtlayacağından kuşkum yok.
Kediye ciğer misali
Gazetemizin zengin arşivinden 3 Eylül 1989 tarihli Hürriyet'in Uğur Dündar imzalı manşeti:
Üst başlık: Bursa DYP milletvekili Cavit Çağlar, devlet bankalarına olan 100 milyarlık borcu yüzünden büyük baskı altında.
Ana başlık: Demirel'in para musluğuna haciz sillesi
Ve 12 yıl öncesinin aile fotoğrafından bir kare. Üstte de Dündar'la Çağlar'ın fotoğrafı.
Haberin spotu: Son 4 yıldır Bursa ihracat rekortmeni olan sanayici milletvekili Cavit Çağlar'ın tüm şirketleri gibi, kendisiyle eşine ait tüm mal varlıklarına haciz konuldu.
Bu haberden 2 yıl sonra Süleyman Demirel Başbakan oldu. Taa 1989'da devlet bankalarına 100 milyar lira (45 milyon dolar) borcu olan Cavit Çağlar'ı KAMU BANKALARINDAN SORUMLU DEVLET BAKANI yaptı.
Kedinin önüne ciğeri koymak misali...
Çağlar bakan olduktan sonra ilk iş olarak kamu bankalarından aldığı kredilerin bir bölümünü sildirdi. Şimdi kırmızı bültenle aranan Şükrü Karahasanoğlu'nu Emlakbank'a genel müdür yaptı. Bu arada yeni krediler aldı. Bakanlıktan ayrıldıktan sonra da biri devletten 2 banka satın aldı. Şimdi o bankaların ikisi de içi boşaltılmış bir vaziyette Zekeriya Temizel'in kucağında duruyor.
Önceki gün hakkında çıkartılan tutuklama kararına karşı Çağlar, Türkiye'ye dönmeyeceğini duyurdu. Amca ise daha geçen ay arabuluculuk için İsrail'e manevi evladı Çağlar'ın uçağıyla gitmişti. Allah bilir önümüzdeki günlerde yine gider. Çünkü bu 2 olayın birbiriyle ilişkisi yok! Zaten Amca'nın bu olaylarla kendi arasında bağlantı kurulmasının ima edilmesine bile tahammülü yok.
Rahşan Hanım'dan özür
Hürriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ertuğrul Özkök'ün dünkü yazısını okuyunca iyice utandım. Aslında daha önce, Hakkı Devrim üstadımızın Radikal'deki köşesinde aynı gün yazdığımız aynı konudaki yazıyı okuyunca da "Hay allah, ben bu yönünü neden akıl edemedim" diye hayıflanmıştım.
Konu Sakıp Sabancı'nın etliye sütlüye karışmayan, halim - selim eşi Türkan Sabancı'nın hayret verici bir demeçle Ecevit'i yaşlandığı için başbakanlıktan çekilmeye, Rahşan Ecevit'i ise elinin hamuruyla erkek işine karışmamaya çağırması.
Ben eli hamurlu Türkan Hanım'ın demeç vermesine müthiş şaşırdığımdan olsa gerek, o şaşkınlıkla Türkan Hanım'ın sadece Bülent Ecevit'le ilgili sözleri üzerine görüş belirtmişim.
Oysa Özkök'ün de yazdığı gibi Rahşan Hanım, eşi yasaklıyken yıllar boyu partiyi taşıdı. Örgütlerin dağılmasını engelledi. Siyasette kadın yok diye yakınırken Rahşan Hanım'ı baş tacı etmemiz gerek. Üstelik de bir kadın gazeteci olarak...
Türkan Sabancı'nın demecini köşemde konu ettiğim halde elinin hamuru meselesini es geçtiğim için Rahşan Hanım'dan özür dilerim. Bu vesileyle Özkök'ün dünkü yazısından küçük bir alıntı:
"Rahşan Ecevit'i, kocasını perde arkasından idare etmeye çalışan Hürrem Sultan olarak görmek çok yanlış."
Gerçekten de öyle. Böyle görenler varsa, bir kez daha düşünmeliler.