GENELKURMAY'IN 'sert' açıklaması Başbakan Ecevit'e, Başbakan Yardımcısı Yılmaz'a ve basındaki "demeç ve yorumlar"ın sahiplerine sesleniyor.
Asker, "Türk Silahlı Kuvvetleri üzerinden siyaset yapmak suretiyle ordunun yıpratılmaya çalışıldığını" düşünüyor! Evet, "yıpranma"dan öteye, bilinçli olarak "yıpratmaya çalışma!"
Fakat terörist ve fanatik marjinal grupları hariç sayarsak, niye "orduyu yıpratmak isteği" olsun?
Aksine...
Askerler politikacıları, aydınları, kuruluşları eleştirdikleri zaman çok ağır bir dil kullandıkları halde, orduyu eleştiren siviller her zaman itinalı, hatta çekingen bir dil kullanmaktadır. Herkes bilmektedir ki, Türkiye'nin jeopolitiği savunma gücü yüksek, yıpranmamış, caydırıcı bir orduyu gerektirir.
* * * SON tartışmanın neden rejim tartışmasına dönüştüğüne askerler hayret etmekte haksız değiller... Çünkü "üst düzey bir askeri yetkili"nin hükümeti rahatsız eden açıklamasının Genelkurmay ve Jandarma Genel Komutanlığı'ndan kaynaklanmadığı bellidir.
Fakat asker de sivillerde neden böyle reflekslerin oluştuğunu düşünmelidir: Türkiye'de "üst düzey askeri yetkili" açıklamalarıyla yürütülen süreçte, siyasi amaçlı "psikolojik harekat"larla kamuoyu şartlandırılmış, hükümetler devrilmiş, partiler bölünmüştür... "Andıçlar" uygulanmış, gazete sahipleri Genelkurmay'a çağrılarak yazarların susturulması istenmiş, mahkemelere 'gizli' yazılar gönderilmiştir.
Ecevit ve Yılmaz bu süreci 'bilinmeyen' yönleriyle de bilmektedirler. Yine "üst düzey bir askeri yetkili" haberi çıkınca "ne oluyoruz?" diye tepki göstermeleri doğal bir reflekstir.
Bir ülkede, toplumsal yapısı değişen, talepleri çeşitlenen, demokrasiyi tatmış bir ülkede, ordu bu kadar siyasi kudret sahibi olursa, bu tür sürtüşmeler kaçınılmazdır.
* * * ORDUNUN tabiatı toplumsal şartlardan etkilenmemektir; bunun için dünyanın her yerinde okulları, lojman ve lokalleri ayrıdır. Siyasetin tabiatı ise toplumsal şartların adeta türevi olmaktır!
Onun için, savunma ve terör dışında, toplumsal ve siyasi sorunlara askerin hiç karışmaması gerekir. Bu sorunlar esneklik, uzlaşma, yumuşatma gibi sivil reflekslerle uğraşılması gereken sivil siyasi sorunlardır.
Konuyla ilgili iki eser yazmış olan sosyolog Huntigton bu ayırımda iki tarafın mutabakat halinde olmasını, hem demokrasinin, hem siyasi istikrar ve sorun çözme işlevinin temeli olarak görmektedir. (Bkz. S. Huntington, "Reforming the Civil - Military Relations", Journal of Democracy, October 1995.)
Türkiye'de ise, askerin ve siyasetin işlevlerinin sınırları muğlaktır. 28 Şubat bu sınırı daha da belirsizleştirerek devletin 'militer' yönünü aşırı genişletmiş ve ilk defa AB'nin 1998 "Gelişme" raporunda Avrupa yolumuzda MGK bir engel olarak yer almıştır!
Neticeten, evet siviller ordu konusunda itinalı dil kullanmayı sürdürmeli ama yapısal çözüm, konuyla ilgili KOB kriterlerinin gerçekleştirilmesidir. Böylece devletin sivil karakterinin güçlendirilmesi içeride rahatlama sağlayacağı gibi, 'Avrupalılaşmak' konusunda da ülkemize ivme kazandıracaktır.