Rejim tekliyor! Askerle sivilin bu kadar uluorta atıştığı, askerle sivil arasında bu kadar güvensizliğin yaşandığı bir rejim tekliyor demektir.
Böylesine tekleyen bir rejimde ise her şeyin başı olan siyasi istikrardan söz etmek olanaksızdır.
Yazık!
Bu böyle gitmez.
Bir ülke böyle yönetilebilir mi?
Devlet işleri hiç böyle yürür mü?
Devletin doruklarında her kafadan bir ses çıkarsa, ne yaparız?
Başbakan'la yardımcısı çıkıp bir şey söylüyorlar; Genelkurmay kalkıp bambaşka bir şey söylüyor. Hükümet bir tavır alıyor; Genelkurmay bambaşka bir tavır takınıyor.
Üstelik bütün bunlar kamuoyu önünde oluyor.
Bir değil, beş değil, kaç kere.
Hükümet, parti kapatmalarıyla ilgili Anayasa değişikliği diyor, Genelkurmay karşı çıkıyor.
Hükümet, Türk Ceza Yasası'nın 312. maddesinde demokratikleşmeyle ilgili olarak değişiklik diyor, Genelkurmay karşı çıkıyor.
Kürtçe televizyon deniyor, Genelkurmay karşı çıkıyor.
Başbakan, Avrupa Birliği'nin zirve toplantısındayken, Genelkurmay'dan Avrupa Birliği'ne karşı bildiri çıkıyor.
Son örnek de dünkü Genelkurmay bildirisi. Yenir yutulur gibi değil. Başbakan Ecevit'le Yardımcısı Yılmaz'ı hedef alıyor. Onlar ne dedilerse, asker tam tersini söylüyor.
Sanki iktidarla muhalefet çatışıyor.
Sanki iki parti kapışıyor.
Olacak şey mi?
Kimileri bu duruma bakıp ellerini ovuşturabilir. Kimileri, bu durumu istismar edip sivilleri ya da askerleri suçlamak için kullanabilir.
İki uç da yanlış.
Hangi taraf haklı?
Hangi taraf haksız?
Geçin bunu.
Tablo hoş değil.
Hem demokrasi anlayışı hem devlet ciddiyeti açısından hoş değil. Elbette, işleyen demokrasilerde siyaset kurumunun, siyasetçinin saygınlığı bizdeki kadar kötü değildir. Elbette, işleyen demokrasilerde siyaset kurumu bizdeki kadar kirlenmiş değildir. Elbette, işleyen demokrasilerde askerin bizdeki gibi çıkışlarına rastlanmaz.
Demokratik rejimlerde asker, seçilmiş sivil otoriteye tabi olarak görev yapar. Görüşlerini, tek tük istisnaları dışında, devletin ilgili platformlarında açıklar.
Kamuoyu önünde değil.
Asker sanki partiymiş, devlet içinde devletmiş gibi çalışmaz.
Eğer çizgiyi aşan, demokratik gelenek ve kuralları umursamayan olursa da kendisine kapı gösterilir, sivil hayatta başarılar dilenir.
Ama bunlar gerçek demokrasilerde olur.
Tekleyen rejimlerde değil.
Bizimki tekliyor.
Hem de çok uzun zamandır.
Bu anormalliği Türkiye yerli yerine oturtamazsa, gerçek anlamda siyasi istikrar Kaf Dağı'nın arkasında kalır.
Siyasi istikrar olmazsa da, demokratik hukuk devleti
ni de, ekonomik kalkınmayı da yerli yerine oturtamayız. Devleti ve siyaseti kirden arındıramayız. Halkın aş ve iş sorunlarını da çözemeyiz.
Bu böyle gitmez.
Nasıl düzelteceğiz?
Cumhurbaşkanı Sezer, devletin başı olarak, bu duruma el koymayı düşünmüyor mu? Devlet organlarının uyumlu çalışmasından sorumlu olduğuna göre, Çankaya'da bir toplantı yapıp kapalı kapılar arkasında 'uyum arayışı' içine girer mi?
Ya Başbakan Ecevit?
Genelkurmay Başkanlığı anayasal olarak kendisine bağlı olduğuna göre, Orgeneral Kıvrıkoğlu'yla nasıl bir diyalog kurmayı düşünüyor?
Yoksa bu böyle gitmez!
Gideceğini düşünenler varsa aldanıyorlar. Bu bakımdan sivile de, askere de, hiç kuşkusuz medyaya da sorumluluk düşüyor.
Hangi taraf haklı hangi taraf haksız, bu sorunun karşılığını bir yana bırakalım. Siyasetin, devlet işlerinin tıkandığı ve çıkmaza girdiği bir dönemde, olaya biraz tepeden bakmaya çalışalım.
Yoksa ormanda kayboluruz.
Ham yaparlar!