Kamuoyu günlerdir, Enerji Bakanlığı'ndaki ihale yolsuzluğunun ardındaki "siyasi bağlantı"nın üzerine gidilmesini beklerken, Ecevit ile Yılmaz'ın skandalın özünü unutup, "Neden jandarma?" kuşkusuyla Silahlı Kuvvetler'i "darbe" tartışmasının içine çekmesine Genelkurmay'dan sert tepki geldi.
Askerlerin bildirisi, Yusuf Bozkurt Özal'ın cenaze töreni nedeniyle TBMM'de bulunan siyasi kadroların makamlarına döndükleri öğleden sonra Ankara'ya bomba gibi düştü. Kimi liderler, Genel Sekreterliğin ajanslardan geçen açıklamasını masalarında hazır buldular.
Ordu adeta "yolsuzluk muhtırası" vermişti.
Genelkurmay'ın açıklaması, Beyaz Enerji'de "düğmeye kim bastı" tartışmalarının seyrinden duyulan rahatsızlığın ifadesiydi: "Yürütülmekte bulunan faaliyet, bir yolsuzluk operasyonu olmasına rağmen, tartışmanın anlaşılmayan bir yaklaşımla, konuyla ilgisi bulunmayan Silahlı Kuvvetler'le ilişkilendirilmesi Türk Silahlı Kuvvetleri'nde ciddi rahatsızlık duyulmasına neden olmuştur." Rahatsızlığın temelde iki boyutlu olduğu anlaşılıyor.
Başbakan ve yardımcısının, operasyon medyaya yansıyınca jandarma adına konuşan üst düzey askeri yetkilinin varlığını, "28 Şubatvari" bir müdahale eğilimi gibi görmelerine Genelkurmay tepki gösteriyor: "Demokrasiyi özümseyememiş kişi ve grupların varlığı hakkında şüphe uyandıracak şekilde beyanda bulunan makam, kişi ve basın organlarının bu konuda net bilgi vermeleri durumunda gerekli yasal işlemlerin yapılacağından hiç kimsenin şüphesi olmaması gerekir." Bu mesaj Başbakanlık makamını da hedef almakla birlikte, asıl geçmişte de "sessiz film" oynayarak, Çevik Bir'i tarif eden Mesut Yılmaz'ın günümüzde uyandırdığı yeni çağrışımlara yanıt niteliğinde.
Genelkurmay, "Jandarma Komutanlığı, sözü edilen askeri yetkiliyi tespit edemedi, elinde net bilgi olanlar bize iletsin" diye çağrıda bulunurken bu belirsizlik ve operasyonla ilgili olarak Silahlı Kuvvetler'in bir genellemeyle "rejim" tartışmasına çekilmesine tepki gösterilmektedir.
AB bağlantılı yorumlar ve "siyasi polemik" yoluyla yolsuzluk mücadelesini yürüten kurumların pasifize edilme çabasından duyulan kaygılar da bildiriye yansıtılmış.
Ankara'da tansiyon yükseliyor, Genelkurmay Başkanı'nın yıl sonunda Başbakanlık'ta Ecevit'e yaptığı ziyaret bundan önceki krizin ateşini düşürmemiş olmalı ki, ilişkiler bu kadar sertleşti.
Başbakan, "Bildiriyi içime sindiremedim?" derse ne olacak?
Enerji'deki müfettiş raporları aylarca sümen altında tutulduktan sonra, suçlanan bürokratlara teslim edilirse bu manzara ister istemez, "yolsuzlukların örtbas edildiği" yargısına dönüşüyor ve siyasi iktidar yara alıyor. Türkbank ve Egebank'ta da aynı süreç yaşanmadı mı? Keşke Ecevit, skandal patladığında ilgili bakanın "siyasi sorumluluğu"nu görüp, istifasını isteyebilseydi. ANAP'a kefil olmak uğruna "dürüst lider" imajını tüketiyor, Bülent Bey. Başbakanlık'taki gizli ANAP'çılar Ecevit'i her defasında hiç de hak etmediği tuzağa düşürüyorlar.
Halkoyuna biraz kulak verse gereğini yapacak.
İstikrar adına soyulmaya vatandaş "hayır" diyor.
Cumhurbaşkanlığı ve Silahlı Kuvvetler'e duyulan güvenin öncelikli nedeni dürüstlük değil mi?
Demokrasiyi güçlendirmenin yolu "temiz siyaset"ten geçiyor.
Muhtırasız, müdahalesiz, siviller bunu başarmak zorundadır.