Bu harika bir final! "Demokrasi" ve "yolsuzlukla mücadele"... Allem edildi, kallem edildi, karşı saflara konuşlandırıldı.
Adında "Demokratik" bulunan bir partinin lideri olan ve en büyük özelliği de "dürüstlük" diye ifade edilen Başbakan açısından hazin bir durum.
. . .
Mesele, "bozuk saat" analojisiyle ifade edilen yapısal arızadan doğuyor.
Türkiye bir bozuk saatler ülkesi.
Bozuk saatler günde iki defa da olsa "doğru"yu işaret edebiliyorlar.
Son manzara şu:
Hükümet, "bir komutan"ın açıklamasından dolayı "demokratik" açıdan hassas.
Askerler de (belki "bazı" demeli) bu açıklamada görüldüğü gibi "yolsuzluk" açısından hassas.
Oysa, bu iki hassasiyetin tarafları başka bir "hassasiyet"te buluşmuşlar, "28 Şubat süreci" denilende ittifak yapmışlardı.
Hükümet partileri açısından bu, bugün "anti - demokratik"likle (biraz da mahcup şekilde) itham ettikleriyle ittifaktı.
Askerler açısından da ("bazıları" mı denmeli) "yolsuzluk kaynağı" olarak gördükleriyle ittifaktı.
Hele hele, bir de Çankaya'da Süleyman Demirel'in bu ittifaka dahil olduğunu hatırlarsak...
. . .
Şimdi hükümet, 22 saat boyunca herhangi bir "askeri vesayet"ten gocunmayıp bozuk saatin doğruyu gösterdiği gibi "bir komutan"ın açıklamasına (haklı olarak) alınırken...
Bu hükümetin oluşmasında, aklama operasyonlarında, hükümette en çok ilişkide bulundukları bakanın "organizasyonları"nda hiç gocunmayan ("bazı") askerler de (haklı olarak) yolsuzluklara karşı titizleniyor.
Gelinen nokta:
Başbakan "bir komutan"ı hedef aldı; Genelkurmay "onun tespit edilemediğini" açıkladı ve toptan hükümeti hedef aldı.
Üstelik aynı esnada, bir başka komutan da (adı gizli de değil), açık açık "Avrupa Birliği" meselesinde tavır açıklıyordu.
. . .
Ne garip, Türkiye Cumhuriyeti açısından ne tuhaf bir tecelli!
Şu yüzden:
Bu kez Çankaya'da herhangi bir siyasi oportünizm dehası veya yolsuzluklar albümünün hısım akrabası oturmuyor.
Şimdi Çankaya'da bulunan hukukçu, aynı anda hem "demokrasi", hem de "yolsuzluklarla mücadele" diyebilen, her iki açıdan da lekeli bir geçmişi, kıvırtmaları olmayan, her ikisinin de karşı safta değil, aynı sentezde buluşabileceğini kanıtlayan bir kişi.
Gariplik o ki;
Şu ara birbirlerine karşı tavır alan hükümet de, askerler ("bazı" denebilir, belki) de bu "doğru" kişiden haz etmiyorlar.
Halkın yüzde 90'ından fazlasının desteğine rağmen!
. . .
Her ikisi de "şeffaflık" ve "halk denetimi" kaynaklı olan, herhangi bir "demokratik hukuk devleti"nin temel ayaklarından sayılan, "cumhuriyet" kavramıyla da bütünleşen...
Demokrasi ve yolsuzlukla mücadele "doğru kişiler"de herhangi bir çatışma yaşamazken, "yanlışlar" marifetiyle karşı saflara konuşlanabiliyor.
Halk bu "doğru sentez"in simgesini Cumhurbaşkanı Sezer'de keşfetti.
Kendi hayatında, eylemlerinde ve tercihlerinde de bütünleştirebildiğinde "demokratik ve temiz Türkiye"nin önü açılabilecek.
Yoksa, saat aynı vakti gösterip duracak!
Kolunuzdaki ya da duvardaki saatin çalışıyor olması yanıltmasın.